İnsan, yaratılışı itibarıyla eksik ve aciz yaratılmıştır.
Daha anne karnındayken göbek bağı ile annesine bağlı olarak gelişimini devam ettirir. Doğduktan sonra da anne sütüyle beslenmesini sürdürür. Hem fiziki hem ruhsal gelişimi bir başkasına (annesine) bağlıdır. Maddi ve manevi ihtiyaçlarının hiçbirini kendi başına karşılayamaz. Belli bir yaşa gelinceye kadar da bu eksiklik ve acizlik devam eder. İşte bu yüzdendir ki insan eksik ve aciz yaratılmıştır diyoruz.
Mesela 2-3 yaşlarına gelinceye kadar yemeğini kendi başına yiyemez. 3-5 yaşlarına gelinceye kadar kıyafetlerini kendisi tek başına giyemez. 6-7 yaşlarına gelinceye kadar kendi iradesini özgürce kullanamaz. Tüm bunlar için çevresindekilerin destek ve yardımlarına ihtiyaç duyar. Aslında hemen her yaşta insan çevresi ile birlikte yardımlaşma ve iş birliği içinde yaşamak zorundadır.
Örneğin gıda ihtiyacı için gıda üreticilerine ihtiyacı olduğu gibi her alandaki meslek gruplarına da ihtiyaç duyar. Maddi ve manevi alanda kendisini geliştirebilmesi için, konularının uzmanı olan eğitimcilere ve sağlık ile ilgili ihtiyaçları için de sağlıkçılara ihtiyacı vardır.
İnsan, her alanda gelişimini tamamlarken içinde bulunduğu çevrenin kendisine olan katkılarından yola çıkarak kendisinin de çevresine karşı sorumluluk duyguları gelişmeye başlar. Nasıl ki, kendi gelişim sürecinde çevrenin her türlü yardım ve desteğinden faydalanıyorsa kişinin de çevresine karşı her türlü yardım ve destekte bulunması gibi bir sorumluluğunun olduğu bilincine varması gerekir.
Her sorumluluk sahibi insan, insana verilen değerin nedenini ve önemini çok iyi bilir. İnsana yapılan her türlü yardım ve iyiliği tüm insanlığa yapılmış gibi düşünerek hareket eder.
Kendisini; gölgesine sığınılacak bir ağaç, kollarının altına girilecek bir barınak, sırtını yaslayacak dağ gibi bir korunak, sevgi, saygı, şefkat ve merhametle beslenecek bir kaynak olarak görür.
Yeri gelir kucak açar yuva olur, yeri gelir derdin açar deva olur, yeri gelir gönlün açar sevda olur, yeri gelir kalbin açar aşk olur, yeri gelir her muhabbeti meşk olur.
Sevgiye hasret bir çocuğun veya bir yetimin başını okşar onların hasretine sevgisiyle “em” olur.
İnsan, baharda canlanıp yaz gelemeden kuruyan ot gibi değil; dalında türlü meyveler veren ve bir o kadar da uzun ömürlü olan çınar ağacı gibi olmalıdır.
Geceyi gündüzü ayırt etmeden karanlıklara “em olmak” lazım.
Tepeyi düzü ayırt etmeden topyekûn canlara “em olmak” lazım.
Bahar ile güzü ayırt etmeden bütün zorluklara “em olmak” lazım.
İnsandaki yüzü ayırt etmeden masuma, mazluma “em olmak” lazım.
Kısacası yalnızlığa değil topluma ve tüm insanlığa “em olmak” lazım.
Em olmak: Bir yaraya merhem olmak.
***
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı -21 / Gölge Güçlerin Yükselişi
Musa Aşkın
Aşkınlık ve Anlam
Nevin Bahtişen
Yarım Kalan ve Ufuktaki Düşler
Deniz İmre
Herkes Celladıdır Kendi Ömrünün
Sedat İlhan
Kurduğum Dengelerim /5
Serhan Poyraz
Gündoğumu / Joan Baez
Hakan Cucunel
Canvermezler Tekkesi
Ebru Bozcuk
Bu Topraklardan Bir 'Ümit Yaşar Oğuzcan' Geçti
Şükrü Doruk
Şiire Dair
Cengiz Hortoğlu
Evine Hoş Geldin
Ümmügülsüm Hasyıldırım
İyilik Bulaşıcıdır
Hamiyet Su Kopartan
Türkçemizin İncelikleri (I)
Suna Türkmen Güngör
Çağları Aşan Gönül Yolcusu / Yunus Emre
Dilek Tuna Memişoğlu
Ah Srebrenitsa
Mehmet Şahan
Paylaşmak /3
Gevher Aktaş Demirkaya
Perde Arkasındaki Söz Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü
Hüseyin Uyar
Değerli Yalnızlık
Ahmet Furkan Demir
Enver Paşa
Yusuf Sarıkaya
Paşaköy Hasan Paşa Camii / Yozgat
Hilmi Yavuz
Selahattin Hilav
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar