KÖŞKLÜ BASRİ EFENDİ'NİN GÜNLÜĞÜ
1.BÖLÜM
Hayatımdan tüm kutlamaları kaldırdım.
Sahte gülücüklere “paydos” dedim. Yılda bir hatırlayışlar; lütfen dostluklar; "gönlüm yok ama arkamdan laf etmesin”ler; içi çürümüş ama dışı yaldızlı sevgiler...
Hemen hepsini elimin tersiyle itip, "Yeter“ diye, isyan ettim. “Duygu hırsızları. Yalancılar. Hiçbirinizi sevmiyorum!" diyerek terkedildiği odadaki yalnızlığım haykırdı, sayhaladı, ilençler yağdırdı.
Duyulmadığımı sanıyordum.
Yanılmışım!
Yanılgımı ilk yüzüme çarpan da kızım oldu. Hızla kapımı açıp içeri daldı ve:
“Baba, bu ne rezalet! Tüm mahalle ayağa kalktı; senin bu naralarından yaka silkip illallah diyorlar. Artık sözde şikayetler de yerini yasal müeyyidelere bıraktı, bilmiş ol!" diye veryansın etti.
“Yine ne oldu ki?"
"Ahmet abiyi gördüm kapıda. Son "yeter"in ile eşi erken doğuma geçmiş, koşa koşa ambulansın peşi sıra hastaneye gidiyordu.
"Abartıyorsun kızım, onun zamanı gelmişti; son günlerde adım atmıyor, vinçle taşınıyordu kadın..."
"Bir önceki ‘yeter’ine ne diyeceksin peki? Antre damında kızışmış kediler ürkmüş, damdan düşmüşler, biri Refik Bey’in aftosunun kürk mantosuna pençesiyle yapışmış. Sibirya işi bir milyonluk kürk, çöp! Seni mahkemeye verdiler!"
"Bi bok alamazlar! Benim dışarda gözüm mü var? Hem doğa canavarlarına ohh olmuş!”
"Yahu Mualla Teyze’nin sütçüsü bile senden şikayetçi..."
"Ona ne yapmışım?"
“Geçen haftaki ‘yeter’ine adam süt verirken yakalanmış; ‘Eyvah, yine biri kendini aşağı attı, altında ezileceğim!’ korkusuna kapılıp elindeki tüm süt kaplarını, güğümünü bi tarafa savurup, kendini sundurmaya atmış. Mualla Teyze de seni göstermiş, ‘Zararını ziyanını Köşklü Basri Efendi'den al.’ demiş.
"Keçi sakallı karı! Gençliğimden beri gözü bende… Almayacağım işte seni ulan, almayacağım! Sütçü Hamdi Bey'i gördüğünde zararını öğren, ödeyelim kızım. Öğretmen emeklisi adamcağız, ayıp etmeyelim!"
O sırada kızımın telefonu çaldı da salvolarından kurtuldum.
Tam oh diyordum ki kapı bir öncekine taş çıkartan bir dehşet içinde tekrar açıldı. Kızım daha da çıldırmış, kükrercesine daldı içeri. Kapıdan yanıma gelene dek tüm salyalarını salmıştı.
"Gördün mü yaptığını baba? Yukarı kat komşumuz Kadriye Hanım balkonda kuşunu havalandırıp suyunu yemini tazelerken senin ‘köşk’üne çarpılmış. Bir anda ürküp kafesi düşürmüş. Her şey bi tarafta, ve kuş yok; açık kapıdan pırrr! .."
"Ohh be, sonunda bir işe yaramışım yani…”
"Baba ne diyorsun? Kadın hüngür vaziyette, ağlıyor…”
"Tamam tamam, ona da bir kuş alıp hediye ederiz…”
"Baba sen delirdin mi? O kuşu oğlu Avustralya ormanlarından getirmişti..."
"İyi bizde yağmur ormanlarından getirtiriz.”
"Hangi yağmur ormanlarıymış bu?"
“Belgrad...”
"Of baba of, senin bu çılgın hallerin beni delirtiyor..."
Tekrar bi telefon ile kızım odadan çıktı. Günlük zılgıt rızkımı tamamladığımı düşünerek bir çırpı tespih, baston ve şapkamı kapıp sokağa fırladım...
***














































