Zarafet kelimesinin kökeni Arapçadan gelmekte olup, anlamı “hoşluk, güzellik, incelik” demektir. Kişinin söylem, tavır ve hareketlerindeki incelik iş hayatını, sosyal çevresini, cemiyet hayatını şekillendiren, ona karşı saygı oluşturan bir meziyet, bir sıfattır. Zarafet sıfatına sahip kişilere “zarif kişi” denmesi de buradan gelmektedir.
Zarafet aynı zamanda incelikle iş görmenin, insanlarla kurulan iletişimde doğru kelimeler seçmenin, birisinden herhangi bir konuda yardım istendiğinde de karşıdakinin davranış şeklini belirleyebilmenin mümkün olduğu bir davranış biçimidir.
Günümüzde iş hayatında çalıştığınız alanda süreklilik sağlayabilmeniz için insanlarla kurduğunuz iletişimin kalitesi ve yine kişilere olan davranış biçiminiz oldukça önemlidir. Çevrenizde birlikte çalıştığınız veya içinde bulunduğunuz her ortamda insanlara nezaket kurallarına uyarak, ses tonunuzu ayarlayarak konuştuğunuzda sizinle aynı şekilde iletişim kuracak ve sizin onlara davrandığınız gibi size davranacaklardır.
Zarafet sahibi insanların sosyal çevrenizde, iş hayatınızda, ortak kullanım alanlarında hemen tanıyabileceğiniz bir tarzları vardır. Örnek vermek gerekirse; zarif insanlar bakımlı ve temiz, nazik ve sevecen, çevresine karşı saygılı, diksiyonu düzgün ve insanlarla olan konuşmalarına dikkat edip, girdiği her ortamda herkese karşı kibardırlar.
Zarafet her zaman doğuştan gelen bir özellik değildir. Kişiler buna doğuştan sahip olabilir veya zamanla kendini bu şekilde yetiştirip geliştirebilirler. Zarafet sahibi değilseniz, iş hayatınızı kolaylaştırmak adına bu sıfatı kazanmanın birtakım yolları vardır. Örneğin bol bol kitap okumak, kelime hazinenizi geliştirir. Dolayısıyla insanlarla kuracağınız iletişimde seçeceğiniz kelimeler için size yardımcı olur. Bununla birlikte, sanatın her alanı da size farklı kapılar açacaktır. Sanatın her dalı farklı kültür ve davranışları tanımak için size fırsat verecektir. Girdiğiniz sanatsal aktiviteli her ortam konuşmanızı, estetik duygunuzu, empati yoğunluğunuzu arttıracağı için, buradaki kazanımlar insanlara olan davranış şeklinizi ve iş hayatınızdaki ilişkilerinizi olumlu yönde etkileyecektir.
Ünlü Brezilyalı yazar Paulo Coelho’nun da dediği gibi; “İnsanlar eylemlerinde ve duruşlarında zarif olmak zorundalar; çünkü bu kelime aslında zevklilik, nezaket, denge ve uyum ile eş anlamlıdır. Vücudumuzun bir dil konuştuğunu ve diğer insanların da (bilinçsiz bir şekilde de olsa) kelimelerin ötesinde neler söylediğimizi anladıklarını düşünmek iyidir.’’
Bu da gösteriyor ki; zarafet, insanın sadece lafzında değil tüm hal ve hareketlerinde ortaya konulmalıdır.
Hazret-i Mevlâna'nın buyurduğu gibi insanın ruhu, berrak bir su gibidir. Fakat kötü işler ve günahlarla bulanınca hiçbir şey görünmez olur. Bu durumda mâneviyat incilerini ve hakîkat nûrlarını görebilmek için o suyu durultmak lazımdır. Dolayısıyla tasavvufun gayesi, nefsânî duyguları terbiye edip, fertleri ve toplumları sulh, sükûn ve huzura kavuşturmaktır. Zira Cenâb-ı Hak; insanı incelik, zarâfet ve ulvî derinliklerle tezyîn etmiştir (süslemiştir, bezemiştir). İnsanın asıl kıymeti de, bu meziyetleri kalp âleminde yeşertip geliştirdiği ölçüdedir.
Gönül feyzinden mahrum bir hizmet, çöle dökülen bir kova su misalidir. Kurak araziye atılan bir tohum, tarla farelerinin kursağında yok olmaya mahkûmdur. Gönülle atılan hizmet tohumları ise istikbalin çınarlarıdır. Bu sebeple hizmet insanı, şahsi hayatının mânevî gıdasına dikkat etmek mecburiyetindedir. İbadetlerde rûhâniyete, ahlâk ve muâmelâtta incelik, zarâfet ve diğergâmlığa ehemmiyet verip, ruhen olgunluğa kavuşmak durumundadır. Böyle bir hâle sahip olmak, kulu ilahî muhabbete eriştirir. Nitekim Rasûlullâh (s.a.v) Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:
“Allah; takvâ sahibi, gönül zengini, kendisini ibadete vererek şan ve şöhretten uzak duran ve nefsinin ıslahlı ile meşgul olan kulunu sever.” (Müslim, Zühd, 11)
İnsanın türlü halleri vardır. Bazen öfkeli, bazen neşeli olur. Hizmet ehli; her zaman muvazene, nezâket ve zarafetine dikkat etmelidir.
İnsanların ekseriyetle maddeye râm oldukları günümüzde, İslâm’ın nezaketi, zarafeti ve tüm güzellikleri mâsum kalplere aksetmeli ve bütün kalplerin birbirine yansımalarında yer bulmalıdır.
***
TRUVA YAYIN GRUBU YOUTUBE KANALIMIZA ABONE OLMAYI UNUTMAYIN...
Logoya tıklayıp Youtube kanalımızı ziyaret edebilir, abone olabilirsiniz
Nevin Bahtişen
Hayat Döngüsü
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı 16 / Gölge Güçlerin Yükselişi
Ebru Bozcuk
Kadim Köklerimizin Tanrıçası Umay Ana
Sedat İlhan
Kurduğum Dengelerim /4
Hamiyet Su Kopartan
Türkçemizin İncelikleri (I)
Suna Türkmen Güngör
Çağları Aşan Gönül Yolcusu / Yunus Emre
Dilek Tuna Memişoğlu
Ah Srebrenitsa
Mehmet Şahan
Paylaşmak /3
Serhan Poyraz
Yeşil Mürekkep / Osman Balcıgil
Gevher Aktaş Demirkaya
Perde Arkasındaki Söz Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü
Hakan Cucunel
Eylül Geldi
Hüseyin Uyar
Değerli Yalnızlık
Ahmet Furkan Demir
Enver Paşa
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Bir Dilek Tut
Şükrü Doruk
Dil Hassasiyeti: Sözün Yükü, Sessizliğin Hikmeti
Yusuf Sarıkaya
Paşaköy Hasan Paşa Camii / Yozgat
Hilmi Yavuz
Selahattin Hilav
Deniz İmre
Küçük Bir Ülke
Musa Aşkın
İnsanın Görünmeyen Mirası
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar