“Tüm dünyada kadınların emeğinin hakkını almak adına; eşitlik, kalkınma, daha huzurlu yaşam özlemlerini ve isteklerini dile getirdikleri, birlik ve beraberlik günü olarak kutlanan 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun.”
Bu paragraf, sosyal medya paylaşımından alınmıştır.
Bu gün sekiz mart!
İnsanlık tarihinin kara günü, vahşet günü!
Bu tarihi günü bilmeyen hemen hemen yok gibidir.
Hele hele kendini medeni, çağdaş, uygar gibi sıfatlarla toplumun bir adım önünde olduğunu ispatlamaya çalışanlara sorsanız bu kara ve vahşet gününü kesinlikle bilmeyen olmaz.
“8 mart denilince ne anlıyorsunuz?” diye sorduğunuzda size verecekleri cevap: “Dünya Kadınlar Günü”dür.
Tarih deseniz ezbere bilirler: “8 Mart 1857”
“Bu tarih neden kadınlar günü?” deseniz:
“40.000 kadın emekçinin sosyal haklarının iyileştirilmesi için yaptıkları toplu grev.
Greve katılanların grev yaptıkları yere kapatılmaları ve akabinde çıkan bir yangın!”
Yani tarihi kara günün başlangıcı.
Sonunun “vahşet” olarak noktalanışı!
Çünkü “masum hak talebinin” yine masum 129 kadının, canın yanarak kül olması.
İnsanlığın yanması; medeniyetin, çağdaşlığın, uygarlığın kül olması!
……..!
Şimdi sormak istiyorum:
8 Mart 1857 kara gün müdür, değil midir?
129 canın yanarak kül olması vahşet midir, değil midir?
Cevaplarınızı duyar gibi oluyorum:
“Evet, kara gündür.”
“Evet, vahşet günüdür.”
Şimdi tekrar sormak istiyorum:
İnsanlık tarihine vahşet olarak kaydedilen bu kapkara günü “anmak mı?” lazım, yoksa (şu anda yapıldığı gibi) “kutlamak mı” lazım?
Bu sorulara da ben cevap vereyim:
Amaç o kara günü, o vahşeti telin etmekse amacına ve ruhuna uygun "anmak" lazım.
Yok, amaç kadına değer vermek, kadına saygınlık kazandırmak, kadını yüceltmek ise kadını o vahşet günü ile eşleştirerek değil, onları “ana” oldukları için, “eş” oldukları için, “evlat” oldukları için, “bacı” oldukları için olmaları gereken mertebede görmemiz, görebilmemiz yeterli olacaktır.
Aslında yaratılış felsefesini gerçek anlamda kavrayabilsek, kadının insanlık için ne anlama geldiğini ve kadına nasıl bir değer yüklendiğini net olarak görürüz.
Öyle bir gün deli divane olmakla, birkaç parça hediye almakla onlara herhangi bir değer katmış olamazsınız. Tam tersine kadının değerini “o bir güne veya birkaç parça hediyeye” indirgemiş olursunuz.
Halbuki, Allah’u Teâla kadına “ana” olma vasfını yüklemiş. Bu vasıf yaratılmışların en değerlisi olan insana verilmiş ve verilebilecek en yüce değerdir.
Peygamber (s.a.v) Efendimiz; “Cennet, anaların ayaklarının altındadır” diyerek hiçbir yoruma yer vermeyecek şekilde kadının değerini gözler önüne sermiştir. Yaratılmış hiçbir güç, kadına bundan daha üstün bir değer katamaz.
İşte, yaratılış felsefesinde kadın “ana”, kadın “cennet”tir.
Serhan Poyraz
Kadınlar / Charles Bukowski
Nevin Bahtişen
Yazdıkça İyileşir İyileştikçe Yazar
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı /9 -Gölge Güçlerin Yükselişi
Yusuf Sarıkaya
Ahde Vefa
Dilek Tuna Memişoğlu
Bayram Hoş Bir Sadâ
Musa Aşkın
İnsanın Görünmeyen Mirası
Sedat İlhan
Kurduğum Dengelerim /2
Mehmet Şahan
Paylaşmak /2
Gevher Aktaş Demirkaya
Han Duvarlarında Anadolu
Hakan Cucunel
Şubat
Ebru Bozcuk
Lilith Efsanesi
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Hamiyet Su Kopartan
Sağlıcakla
Deniz İmre
Bukowski Haklıydı: Özgürlük Dediğin Şey Bazen Yalnızlıktır
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Gönle Hüzün Düştü
Ahmet Furkan Demir
Pasife Alınmış Hayatlar
Hüseyin Uyar
Dilaver'in Entelektüel Durumu Hakkında
Suna Türkmen Güngör
Endeeni Eledivesen Diyom
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Hilmi Yavuz
Kayboluş ve Yıkım
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Şükrü Doruk
Alma Ağacı
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar