Şikâyet, kelime anlamı olarak hoşnutsuzluk belirten söz, yazı ya da davranış anlamlarına gelmektedir. Bir anlamda söylenen sözden veya davranıştan hoşnut olmayıp, sızlanmak ve yakınmak da diyebiliriz.
Şikâyet konusu, çocuğun ruh yapısını oldukça derinden etkileyen konuların başında gelmektedir.
İnsanın yaratılışında var olan beğenilme, sevilme, tebrik, takdir ve taltif edilme duyguları; şikâyet edilmeyi hiçbir zaman kabul etmez, bu duruma hoşgörü ile yaklaşmaz.
Çünkü şikâyet edilen kişi kendisini “suçlu” ilan edilmiş olarak kabul eder.
Şikâyet ettiğiniz kişi; ister anne, ister baba, ister öğretmen, isterse bir arkadaşı olsun, durum değişmez. Ya da anne, babaya şikâyet etse; baba, anneye şikâyet etse hatta şikâyet ettiğiniz kişi hiç tanımadığınız biri de olsa, çocuk için durum değişmez. İlk aklına gelecek olan düşünce, kendince onu “suçlu” görüyor olmanızdır.
Hele ki bu şikâyet edilen bir çocuk ise çok daha fazla tepki ile karşılık vermeye çalışacak, ruhunda çok daha derin izler bırakacaktır.
Her ne sebeple olursa olsun şikâyet edilmeyi sevilmeme, beğenilmeme, kıskanma, aşağılanma veya suçlanma gibi algılar. İçgüdüsel olarak hemen kendisini korumaya ve savunmaya çalışır. Kendisini aklama duygusu ile yalana dahi başvurabilir. Hatta tekrarında yalan söyleme olgusu çocukta kalıcı hale gelebilir.
Şikâyet edilen çocuk, kendisini suçladığını düşündüğü insanlara karşı kin ve nefret duymaya başlamakla kalmaz, intikam alma yollarını düşünmeye bile başlar. Bu durum, çocuğun ruhsal hayatında maddi ve manevi anlamda tedavisi zor yaralar açılmasına neden olabilir.
Kin ve nefret duyguları ile beslenen bir beyin sağlıklı gelişemez, sağlıklı düşünemez, doğru kararlar veremez. Ayrıca içinde yaşanılan toplum hayatına uyum sağlamakta istenilen başarıyı gösteremez. Bu da kişinin yaşadığı ortamda dışlanmasına, yalnızlaşmasına; sosyal hayatın dışında kalmasına neden olabilir.
Şikâyet edilen çocuk, her şeyden önce sevilmediği duygusuna kapılarak, çevresindeki insanlara karşı saygısını ve güvenini kaybetmeye başlar. Çocuk yaşta sevilmediğini düşünen birinin, başkalarını sevmesi şöyle dursun, hoşgörü ile yaklaşması bile beklenemez.
Daha çocuk yaşta iken meyvesi sevgi olan insan kalbinin kırılması ve bir daha kolay kolay düzelmemesi ile karşı karşıya kalabiliriz.
Böyle bir yaşam, her insan için (hele de çocuk için) çekilmez bir hal alır.
Bu durumdaki bir çocuğun ruh halinin nasıl olabileceğini tahmin etmek zor olmasa gerek.
Herkesten nefret eden, kimseye güven duymayan, hiçbir olaya hoşgörü ile bakmayan; sevgiden, şefkatten yoksun bir kişilik sahibi olması kaçınılmazdır.
Tüm bu olumsuzlukların yaşanmaması için en başta çocuğa karşı kendi yaklaşım ve davranış biçimimizi iyi tetkik etmek zorundayız.
Acaba bizler çocuğa karşı sürekli suçlayıcı ve şikâyetçi olarak mı yaklaşıyoruz?
Onlarda sevilecek, beğenilecek, övünülecek, takdir ve taltif edilebilecek hiçbir şey göremiyor muyuz?
Ya da çocuğumuzun kişisel anlamda ilgi, istek, istidat ve ruhsal özelliklerini biliyor muyuz?
Öncelikle bu ve benzeri soruları kendimize sorarak, sorulara alacağımız cevaplara göre kendimize yön vermeye çalışmalıyız. Dolayısı ile kendimiz ile ilgili olabilecek hataların sebeplerini çocuklarımızda aramamış oluruz. Çocuğumuzun eğitimi ne kadar önemli ise eğitim aşamasında kendimiz ile ilgili olumsuzlukların çözümü de bir o kadar önemlidir.
Her olumsuz davranış konusunda olduğu gibi bu konuda da çocuğun kişisel özellikleri ışığında ona gerekli rehberlik yapılmalı; çocuğun seviyesine, ilgi ve ihtiyaçlarına uygun destek sağlanmaya çalışılmalıdır.
Sonuç olarak sebep ve konu ne olursa olsun, bizim gündemimizde hiç bir zaman ve hiç kimseye “şikâyet” söz konusu olmamalıdır.
Parolamız her zaman sevgi, şefkat ve hoşgörü çerçevesinde “rehberlik ve çözüm odaklı destek” olmalıdır.
Nevin Bahtişen
Hayatımdan Notlar
Deniz İmre
Yalnızlığın Söz Aldığı Akşamlar
Hüseyin Uyar
Yeni Çağda Dostluk Paradoksu
Yusuf Sarıkaya
Şehirlerimiz
Sedat İlhan
Sosyal Medya Bağımlılığı
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Mehmet Şahan
Edebiyat - Medeniyet ve İnsan
Serhan Poyraz
Yaşlı Adam ve Deniz - Ernest Hemingway
Sami Çelik
Gece ve Sis
Musa Aşkın
Toprağa Dönen Hikâye
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Hayatın Matematiğini Öğrenmek
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Hilmi Yavuz
Kayboluş ve Yıkım
Gevher Aktaş Demirkaya
Ben Yemen Türküsü’nü Söylerken Ata Ağlardı
Mine Çağlıyan
Özgürlük
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Bir Mum Işığına Tutsak
Suna Türkmen Güngör
Ruhun Terazisi
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Dilek Tuna Memişoğlu
Sudan Ağlıyor
Ebru Bozcuk
Yaşam Gustoluğu
Ahmet Furkan Demir
Çağımızın Hastalığı: Gösteriş
Ayfer Güney
Dur
Hamiyet Su Kopartan
Meşguliyet
Turan Demirci
Yapılmayacaklar Listesi
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Hakan Cucunel
Türk Edebiyatı ve Türkçe Edebiyat
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Şükrü Doruk
Alma Ağacı
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Demet Mannaş Kervan
Sözde Hayvanseverin Eseri: Sokak Köpeği
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar