24 Kasım Öğretmenler Günü imiş!
İki gündür sosyal medyada hemen herkes bu günü katlayan mesajlar paylaşıyor.
Her ne hikmetse 24 Kasım gelinceye kadar hiçbir şekilde hatırlanıp gündeme gelmeyen bu konuyu, neredeyse gündeme getirmeyen, kutlamayan kimse kalmıyor.
Yine her zaman olduğu gibi, yarın hiç kimse hatırlayıp kutlama zahmetine girmeyecektir.
24 Kasım’da baş tacı edilip göklere çıkartılan öğretmenlerimiz, çok değil hemen ertesi gün, gelecek 24 Kasım’a kadar gündem olmaktan çıkacaktır.
Bu durum yalnız “Öğretmenler Günü” için değil; “Anneler Günü, Babalar Günü, Kadınlar Günü, Doktorlar Günü, Hemşireler Günü, Polisler Günü, Avukatlar Günü, Sevgililer Günü, vb.” gibi adına ne derseniz deyin tüm günler için geçerlidir.
Değerli meslektaşlarım; saygıdeğer arkadaşlarım, ne yazık ki ben anılacak, hatırlanacak hiçbir günün bir gün ile sınırlandırılmasını kabul edemiyorum.
Kalbimin ve gönlümün değer verdiği insana dair her şey, benim için çok değerlidir. İnsan, sevdiğini bir gün hatırlayıp diğer günleri nasıl sıradan bir gün olarak düşünebilir ki?
Bunu kabullenmek hiçbir insan için mümkün olmasa gerek!
Bir yılın tüm günlerini bir kenara bırakıp sadece bir günü hatırlamak, bunu bir gün ile sınırlamak bana göre insana verilen değer değil, değersiz görmekle eşdeğerdir. Bir başka deyişle, insana hak ettiği şekilde bir yaklaşım tarzı değildir.
Çünkü Allah'u Teâlâ insanı "Eşref-i Mahlûk" (yaratılmışların en şereflisi) olarak yaratmıştır.
İşte bu yüzdendir ki insanı anmayı, hatırlamayı, sevdiğimizi söylemeyi, değer vermeyi bir gün ile sınırlandırmak Allah'u Teâlâ'nın insan için biçtiği değerin farkında değiliz demektir.
En azından kendi adıma rengine, şekline, fikrine, düşüncesine, inancına bakılmaksızın her insana bir gün değil her gün değer verilmesinden yanayım.
Yunus Emre’nin dediği gibi; “Yaratılmışı severiz Yaradan’dan ötürü” ilkesiyle yaklaşmayı kendimize ilke edinmeliyiz.
Ancak bu şekilde, insana insanca değer vermenin huzur ve mutluluğuna ermiş oluruz.
Ayrıca, karşımızdaki her insanı bir ayna olarak kabul edersek, biz ona nasıl bakıyorsak onda kendimizi görmüş oluruz.
Bu da, bana göre; insanın kendini bilmesi ve kendini bulması anlamına gelir.
Bu pencereden bakıldığında her insan; gönlüne ve kalbine girenlerin çıkış kapılarını ömür boyu kapatmalı, bir daha çıkmalarına asla imkân tanımamalıdır.
Ancak o zaman Allah’u Teâlâ’nın vermiş olduğu değere ermiş oluruz.
“İnsan; bir gün değil, her gün insandır!”
Nevin Bahtişen
Hayat Döngüsü
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı 16 / Gölge Güçlerin Yükselişi
Ebru Bozcuk
Kadim Köklerimizin Tanrıçası Umay Ana
Sedat İlhan
Kurduğum Dengelerim /4
Hamiyet Su Kopartan
Türkçemizin İncelikleri (I)
Suna Türkmen Güngör
Çağları Aşan Gönül Yolcusu / Yunus Emre
Dilek Tuna Memişoğlu
Ah Srebrenitsa
Mehmet Şahan
Paylaşmak /3
Serhan Poyraz
Yeşil Mürekkep / Osman Balcıgil
Gevher Aktaş Demirkaya
Perde Arkasındaki Söz Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü
Hakan Cucunel
Eylül Geldi
Hüseyin Uyar
Değerli Yalnızlık
Ahmet Furkan Demir
Enver Paşa
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Bir Dilek Tut
Şükrü Doruk
Dil Hassasiyeti: Sözün Yükü, Sessizliğin Hikmeti
Yusuf Sarıkaya
Paşaköy Hasan Paşa Camii / Yozgat
Hilmi Yavuz
Selahattin Hilav
Deniz İmre
Küçük Bir Ülke
Musa Aşkın
İnsanın Görünmeyen Mirası
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar