Canlılar, hayatlarını sağlıklı bir şekilde sürdürebilmeleri için çeşitli besinlere ihtiyaç duyarlar.
Çeşitli kaynaklardan sağlanan bu besinlerinin en başında güneş, hava, su ve gıda maddeleri gelmektedir.
Ancak; insan öyle bir varlık ki, onun iki yönlü besine ihtiyacı vardır. Birincisi güneş, hava, su ve çeşitli gıdalar insanın fiziki ihtiyaçlarını karşılar. İkincisi ise ruhunun ihtiyaçlarıdır.
İnsanın yaşamında iki yönlü besin ihtiyacının dengeli ve yeterli ölçüde sağlandığı sürece sağlıklı bir yaşamdan söz edebiliriz. Aksi takdirde dengesiz veya yetersiz olan tarafta çeşitli rahatsızlıklar hatta hastalıklar ortaya çıkabilir.
Bugün, insan ruhunun olmazsa olmazı olan “sevgi”den söz edeceğiz.
İnsan bedeninin sağlığı için hava ne ise, su ne ise, gıda ne ise; ruhu içinde sevgi aynı derecede ve hatta daha fazla önem arz etmektedir.
Ruh, insanın duygu dünyasının isim almış, kurumsallaşmış halidir. İnsan mutluluğu, duygu dünyasının yeterli ve düzenli beslenmesine, huzurlu olmasına bağlıdır.
Sevgi, ruhun en temel ve vazgeçilmez gıdasıdır. Ruh sağlığı ise beslendiği gıdanın miktarına ve derecesine göre şekil alır. Koşulsuz ve karşılık beklemeden duyulan sevgi en saf ve en yüce olanıdır. Bu tür sevgiyle beslenen bir ruh mutluluğun zirvesine erebilir.
İnsan için en başta olması gereken Allah sevgisidir. Daha sonra Peygamber sevgisi, anne-baba sevgisi, evlat sevgisi ve insan sevgisi gelmektedir.
Peygamber (s.a.v.) Efendimiz bir hadisi şerifinde; “Mü’min olamazsınız iman etmedikçe, iman etmiş olmazsınız birbirinizi sevmedikçe” diyerek sevginin önemini çok açık olarak dile getirmiştir. Buradan da anlaşılacağı üzere dinimiz, Mü’min olabilmek için birbirimizi yani insanı sevmeyi şart koşmuştur.
Sevmek, herhangi bir karşılık beklemeden olursa değeri katlanarak artmaktadır.
Bu konuda yine Peygamber (s.a.v.) Efendimizin:
“Seveni sevmek ‘her kişiye’ mahsustur,
Sevmeyeni sevmek ‘er kişiye’ mahsustur” sözünde sevginin en yüce mertebesini görmekteyiz.
Peygamber (s.a.v.) Efendimizin sözlerinden de anlaşılacağı üzere hiçbir karşılık beklemeden hatta sevmeyeni bile sevmenin ne kadar önemli olduğunu görmekteyiz.
Sevginin sıralamasında elbette ki, varlığımızı borçlu olduğumuz “Allah’u Teâlâ” ve hemen ardından “Peygamber sevgisi” en başta gelmektedir. Bizi Yaratan’a kul olmanın bilinci ve idraki ile Allah’u Teâlâ’yı sevmek zorundayız. Bu, bizim kulluk borcumuzdur. Ayrıca, peygamber sevgisi de Allah’u Teâlâ’ya karşı yapmamız gereken kulluk görevlerimiz içerisinde yer almaktadır. Allah ve Peygamber sevgisi, ibadetlerimiz için de belirleyici bir ölçü olmaktadır. Onlara karşı olan sevgimizin derecesi ölçüsünde ibadetlerimizde samimiyet olur. Aksi takdirde ibadetlerimizin derinliğinden söz etmemiz mümkün değildir. Bir anlamda, ne kadar sevgi, o kadar samimiyet diyebiliriz.
İkinci sırada, anne ve baba sevgisi gelmektedir. Varlığımızı borçlu olduğumuz anne ve babalarımızı sevmek ise onlara karşı sorumluluğumuzun bir gereğidir. Diğer bir anlamda vefa gereği onları sevmek zorundayız.
Allah’u Teâlâ, İsra Suresi, 23. ayeti kerimesinde mealen:
– Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi ve anne babanıza iyi davranmanızı emretti. Onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlanırsa, sakın onlara öf bile deme! Onları azarlama! İkisine de gönül alıcı güzel sözler söyle.
24. ayeti kerimesinde mealen:
- Onlara merhametle ve alçak gönüllülükle kol kanat ger. “Rabbim! Onlar nasıl küçüklükte beni şefkatle eğitip yetiştirdilerse şimdi sen de onlara merhamet göster” diyerek dua et.
Her iki ayeti kerimeden de anlaşılacağı üzere, Allah’u Teâlâ’ya kulluk ile ana babaya iyilik yan yana anılmış, böylece bu görevin önemi vurgulanmıştır.
Yine Peygamber (s.a.v) Efendimizin bir hadisi şerifinde; “Allah’ın rızası, anne babanın rızasına bağlıdır” diyerek anne babanın bizler için ne kadar değerli olduğunu anlatmıştır.
Buraya kadar anlatılanlara baktığımızda “sevgi” insanın özünü, sözünü, kişiliğini, kimliğini, değerini, inancını ve Allah katındaki yerini belirlemede çok önemli bir etken olmaktadır.
Sevgi, bulunduğumuz yerdeki konum ve değerimizin bir ölçüsüdür.
Sevgi, insan olduğumuzu belirleyen bir değerdir.
Yazımı yine çok önemsediğim şu sözle bitirmek istiyorum:
“Seveni sevmek ‘her kişiye’ mahsustur,
Sevmeyeni sevmek ‘er kişiye’ mahsustur”
Hakan Cucunel
Şubat
Ebru Bozcuk
Lilith Efsanesi
Yusuf Sarıkaya
Kün Fe Yekûn (Ol! Der ve Oluverir)
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı /6 -Gölge Güçlerin Yükselişi
Gevher Aktaş Demirkaya
Ekmeğin Tarihteki Yeri
Hamiyet Su Kopartan
Sağlıcakla
Deniz İmre
Bukowski Haklıydı: Özgürlük Dediğin Şey Bazen Yalnızlıktır
Musa Aşkın
Eğer
Sedat İlhan
Yapay Zekâm /2
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Gönle Hüzün Düştü
Serhan Poyraz
1933 Berbat Bir Yıldı / John Fante
Ahmet Furkan Demir
Pasife Alınmış Hayatlar
Dilek Tuna Memişoğlu
Canım Çocuklar
Mehmet Şahan
Başak ve Saman
Hüseyin Uyar
Dilaver'in Entelektüel Durumu Hakkında
Suna Türkmen Güngör
Endeeni Eledivesen Diyom
Nevin Bahtişen
Mutlu Yarınlar İçin
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Hilmi Yavuz
Kayboluş ve Yıkım
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Şükrü Doruk
Alma Ağacı
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar