FANTASTİK ROMAN
Giriş Tarihi : 31-05-2026 00:49   Güncelleme : 31-05-2026 01:29

Sonsuzluğun Frekansı /9 -Gölge Güçlerin Yükselişi / Mine Çağlıyan

Mine Çağlıyan -SONSUZLUĞUN FREKANSI /9 -GÖLGE GÜÇLERİN YÜKSELİŞİ

Sonsuzluğun Frekansı /9 -Gölge Güçlerin Yükselişi / Mine Çağlıyan

SONSUZLUĞUN FREKANSI /9 -GÖLGE GÜÇLERİN YÜKSELİŞİ                      

                              2. BÖLÜM

                   GERÇEKLERİN ÖTESİ

ŞULE

Şule, ofisindeki üçlü koltuğa uzanmış, gözleri kapalı dinleniyordu. Aslında dinlenmeye hiç ihtiyacı yoktu, kolay kolay yorulmazdı. İki saatten fazla uyumazdı; bu da enerjisini yenilemesine yeterdi. Yine de koltukta sessiz ve hiç kıpırdamadan yatıyordu. Birden zihninde bir şarkı çalmaya başladı. Önce şaşırdı fakat melodi ve sözler o kadar etkileyiciydi ki çok geçmeden şarkının büyüsüne kapılıp o da söylemeye başladı, bir yandan da elleriyle tempo tutuyordu.

Şarkı bitene kadar, tam on dakika boyunca tuhaf bir mutluluk halinde kaldı. Bittiğindeyse bir süre daha etkisinden çıkamadı. Sonunda gözlerini açıp kendi kendine gülümseyerek ayağa kalktı. Önce zihninde duyduğu, sonra söylemeye başladığı bu şarkıyı bir şekilde hatırlıyor ama nereden veya hangi zamandan olduğunu çıkaramıyordu. Verdiği his o kadar tanıdıktı ki buna bir anlam veremiyordu.

Kapının diğer tarafında duran Filiz’i algılayınca düşüncelerinden sıyrıldı. Yarım saat önce onu yanına çağırmıştı. Çalmasını beklemeden gidip kapıyı ardına kadar açtı. “Gel Filiz.” diyerek onu içeri davet etti. Sakin ve güvenli bir tavırla içeri giren Filiz’in her zamankinden çok farklı bir enerjide olduğunu hemen algıladı. Filiz, onun varlığından etkilenmiyor gibiydi. Normalde hemen onun çekim alanına girerek biraz kendini kaybetmesi gerekiyordu. Ama bir şekilde kendisini Şule’den koruyacak yeni bir kalkan yaratmış olmalıydı. Şule içinden güldü, istese onu ayaklarının dibinde kıvrandırırdı ama yapmamaya karar verdi. Filiz’in söyleyeceklerini dinleyecekti önce.

“Şule Hanım, ben sizden bir şey gizliyordum. Affedin beni ama buna mecburdum.” dedi Filiz, hafif mahçup bir tavırla. Şule, onun bu sözlerine herhangi bir tepki vermedi. İfadesi de hiç değişmedi. Ne bir şaşkınlık ne de bir hayal kırıklığı vardı yüzünde. Oturması için Filiz’e karşısındaki koltuğu gösterdi ve kendisi de yerine geçip onun devam etmesini bekledi.

“Ben… Ben bir şey gördüm, daha doğrusu birisini bir şey yaparken gördüm. Önce anlamadım, önem vermedim. Herkesin güvendiği biri olduğundan şüphelenmemi gerektiren bir durum olduğunu düşünmedim. Üstelik pek de zeki biri de sayılmaz.”

“Onunla yattığın için kendini de korumak istedin herhalde.” diyerek Filiz’in lafını kesti Şule ama kızmış görünmüyordu, tam tersi yüzünde alaycı bir gülümseme vardı.

“Şey… Evet.”

Şule, Filiz’in zihnine çoktan sızmış, onun derinlere gömdüğünü sandığı tüm gerçekleri öğrenmişti. Kendisini saklayabildiğinden emin bir güven duygusu içindeki bu genç kadının hali onu çok eğlendiriyordu.

“Filizciğim, kimi ne yaparken gördün?”

“Faik… Hani şu getir götür işleri yapan genç adam. Geçenlerde bir gün onu bilgisayarda bir şeyler yazarken gördüm. Tuhaf olan, o bildiğimiz her zamanki saf ifade yoktu yüzünde, ne yaptığını bilen zeki bir adamın bakışı vardı. Beni görünce hemen toparlanıp eski haline döndü. Bazen kimse yokken oyun oynadığını söyledi ve sonra odaya sürükledi beni. Benimle arzuyla sevişti, bilirsiniz seks… Ben de yanlış gördüm diye düşündüm sonra da unuttum. Ama sorgulamalar başlayınca…”

Şule, yüzüne ciddi bir ifade yerleştirip gözlerini Filiz’e dikerek bu konuda düşünüyormuş gibi yaparken aslında şaman olduğunu çoktan anladığı bu kadına ne yapacağına karar vermeye çalışıyordu. Onu hemen öldürebilirdi ama hem yeterince eğlenceli olmaz hem de şamanlar alarm durumuna geçerlerdi. Sıkıldı birden. Kalkıp kendisine bir içki koydu.

“Çıkabilirsin Filiz. Teşekkür ederim.”

“Şey, Faik?”

“Bundan sonrası seni ilgilendirmez. İyi geceler tatlım.” dedi. İçkisini bir dikişte bitirip yenisini koyduğunda Filiz’in varlığını tamamen unutmuş gibiydi. Filiz ise sessizce dışarı çıkıp kapıyı arkasından kaparken artık hiçbir şeyden emin değildi, onu kandırmayı başarmış mıydı bilmiyordu.

Harry ile birlikte Şule’nin üzerinde yarattığı etkiye karşı bir kalkan yaratmıştı ama uydurdukları hikâye zayıftı. Oku başkasına yöneltmek ilk başta akıllıca gelmişti ama bu kadar güçlü bir büyücü, gerçeği kolayca ortaya çıkarabilirdi. Odasına doğru yürürken şüphesi büyümeye başladı, içgüdüleri Şule’nin bu hikâyeye inanmadığını söylüyordu. Gerçi öyle olsaydı, şu anda ya bir hücrede ya da ölü olması gerekirdi. Yine de Şule’yle ilgili her şeyde bir tutarsızlık vardı. Belki de her şeyi anlamış ama gerçeği bilinçli olarak ortaya dökmemeyi seçmişti.

Bu kadınla ilgili hiçbir şeyi anlamıyordu, zihninden onun izin verdikleri dışında herhangi bir bilgiyi okumak mümkün değildi ama Filiz bir tek şeyden çok emindi; hayatı tehlikedeydi ve bundan sonra çok daha dikkatli olması gerekecekti.

Devamını okumak için tıklayın

Truva Edebiyat Dergisi Truva Edebiyat Dergisi