Sahip olduğumuz beş duyu; görme, işitme, dokunma, koku ve tat alma duyularıdır.
Duyu organlarımız, çevremizdeki dünyaya ilişkin sürekli olarak bilgi toplar. Topladıkları bilgileri de beynimize elektrik sinyalleri şeklinde gönderir. Beynimiz gelen sinyalleri çözümler. Biz de böylece çevremizde olanların “farkında”(!) oluruz.
Görme eylemini gözlerimiz sayesinde gerçekleştiririz.
İşitme, kulak sayesinde gerçekleşir.
Dokunma duyusu, cilt ve deri altındaki özel duyu dokuları tarafından algılanır.
Koku alma duyusu, burun içindeki özel duyu hücreleri aracılığıyla gerçekleştirilir.
Tat alma duyusu ise dil üzerindeki tat tomurcukları sayesinde gerçekleşir.
Ancak; bizim asıl konumuz bu organlarımızın doğal işlevleri değil, sürekli ilişki halinde bulunduğumuz insan ve içinde yaşadığımız çevrenin “Farkında Olmak!”
FARKINDA OLMAK
Görme eylemi: Gözümüz açık iken doğal olarak görme eylemi kendiliğinden gelişir. Baktığımız hemen her şeyi görürüz. Ancak, çoğu gez ne gördüğümüzün farkında bile olamayız.
Baktığımız bir ağacın eni, boyu, cinsi, meyvesi, vb. nelerdir? Görebiliyor muyuz?
Baktığımız bir hayvanın cinsi, türü, yaşı, rengi, ihtiyaçları vb. nelerdir? Görebiliyor muyuz?
Baktığımız bir insanın hali, ahvali nicedir? Derdi kederi var mıdır? Herhangi bir sıkıntısı var mıdır? Hüzünlü mü, neşeli mi, sevinçli mi?
Onun gözlerine baktığımızda haleti ruhuyesi nasıl, neler anlatıyor, neler düşünüyor görebiliyoruz?
Onun gözlerine baktığımızda kalbini, yüreğini görebiliyor muyuz?
Bizim bakışlarımızla onu sevdiğimizi, saydığımızı, önemsediğimizi, değer verdiğimizi anlatabiliyor muyuz? Ya da gözlerine baktığımız kişinin gözlerinde sevgi, saygı, şefkat, merhamet, vicdan görebiliyor muyuz?
Kısacası, baktığımız şeylerin her hâl-i ahvalini fak edebiliyor muyuz?
Evet, sadece bakmak yetmiyor. Fark etmek, “Farkında Olmak” gerekiyor...
İşitme eylemi: Kulak sayesinde gerçekleşir; tüm sesleri en ince ayrıntısına kadar duyarız.
Ancak, asıl duymamız gereken sesleri duyabiliyor muyuz?
Mesela; yavrusunun rızkı için çırpınan bir kuşun ötüşünü, hayat arkadaşının hastalığına karşı çaresiz kalan bir hayvanın yürek atışını, alev alev yanan gözlerle insana yalvarışını duyabiliyor muyuz?
Açlık ve susuzlukla inleyen, kimi kimsesi olmayanların, sevgi ve şefkate susayanların sessiz iniltilerini duyabiliyor muyuz?
Duyduğumuzu zannettiğimiz seslerin bizlere neler anlatmaya çalıştıklarını fark edebiliyor muyuz?
Evet, demek ki sadece duymak yetmiyor! O seslerin istem ve isteklerini fark etmek, “Farkında Olmak” gerekiyor.
Dokunma eylemi, cilt ve deri altındaki özel duyu dokuları tarafından algılanır; dokunma, basınç, sıcaklık ve ağrı gibi uyaranları beyine iletir. Ancak, beynimizin algıladığı bu duyular kendimize ait duyulardır.
Dokunduğumuz bir canlının hissettiği basıncı, biz de hissedebiliyor muyuz?
Dokunduğumuz bir canlının hissettiği acıyı, ağrıyı, sancıyı biz de hissedebiliyor muyuz?
Dokunduğumuz bir canlının hissettiği hüznü, elemi, kaygıyı biz de hissedebiliyor muyuz?
Dokunduğumuz bir canlıya onu sevdiğimizi, önemsediğimizi, değer verdiğimizi hissettirebiliyor muyuz?
Dokunduğumuz bir canlıya şefkat, merhamet ve muhabbetle yaklaştığımızı hissettirebiliyor muyuz?
Bir kuşun, bir hayvanın, bir yetimin, bir kimsesizin, bir çaresizin başını okşayabiliyor muyuz? Her dokunduğumuzda onların yüreğine de dokunabiliyor muyuz?
İşte bütün mesele bu! Hissetmek ve hissettirebilmek! Bir başka deyişle fark etmek, fark ettirmek; “Farkında Olmak!”
Koku ve Tat alma eylemi: Burun içindeki özel duyu hücreleri aracılığıyla kimyasal molekülleri algılar ve koku siniri vasıtasıyla beyne iletir. Burnumuz 10.000 değişik kokuyu ayırt edebilir.
Dil, üzerindeki tat tomurcukları sayesinde tat alma eylemi gerçekleşir. Dilimiz beş temel tadı alabilir; tatlı, tuzlu, acı, ekşi ve umami (lezzetli tuzlu tat).
Ancak, burun ve dilin kötü koku ve tatları aldığı gibi iyi ve güzel kokuları aldığını da bilmemiz gerekmektedir.
Kişi ve kişilere bağlı olayları değerlendirirken şüphe ve karamsarlıkla yaklaşırsak “burnuma kötü kokular geliyor” demekten kendimizi alamayız. İletişim içinde olduğumuz tüm canlılara karşı önyargılı suizan ile değil, hüsnüzan ve hoşgörü ile yaklaşmamız burnumuza pis ve kötü kokular gelmesine asla izin vermez.
“Dilde; kan da akar, kanlı irin de,
Dilde; bal da akar, ballı ilim de!” (Pîr-i Fânî)
Tüm bu anlattıklarımızdan çıkaracağımız sonuç; duyu organlarımızla algıladığımız normal duyular dışında, kalp ve ruhumuzla hissettiklerimizi de “Fark Etmek” ve “Farkında Olmak” hassasiyeti ve duyarlılığına sahip olabilmektir.
Ancak o zaman insan olduğumuzu, insanlık adına kaygılandığımızı ve sorumluluk hissettiğimizi kanıtlamış olabiliriz.
İnsanlık adına “Farkında Olmak” dileğiyle...
***
TRUVA YAYIN GRUBU YOUTUBE KANALIMIZA ABONE OLMAYI UNUTMAYIN...
Logoya tıklayıp Youtube kanalımızı ziyaret edebilir, abone olabilirsiniz
Sedat İlhan
Özür Diledim
Ebru Bozcuk
Hüznün Başkenti Hatay
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Kana Kana
Suna Türkmen Güngör
Detayda Kaybolmak
Yusuf Sarıkaya
Tarihe Tanıklık Eden Şehir Bursa
Dilek Tuna Memişoğlu
Doğum Günüme Düşen Cümleler
Serhan Poyraz
Bitmeyen Savaş - Joe Haldeman
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Gevher Aktaş Demirkaya
Kağnı Komutanlığı Ağacı Destana Çeviren Kağnılar
Hamiyet Su Kopartan
Dostlar Alışverişte Görsün
Mehmet Şahan
Em Olmak Lazım
Musa Aşkın
Usulca Sessizlik
Ahmet Furkan Demir
Hiss-i Urfa
Deniz İmre
Schopenhauer’in Sarkacında: Bir Sağa Bir Sola
Nevin Bahtişen
Hayatımdan Notlar
Hüseyin Uyar
Yeni Çağda Dostluk Paradoksu
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Sami Çelik
Gece ve Sis
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Hayatın Matematiğini Öğrenmek
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Hilmi Yavuz
Kayboluş ve Yıkım
Mine Çağlıyan
Özgürlük
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Hakan Cucunel
Türk Edebiyatı ve Türkçe Edebiyat
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Şükrü Doruk
Alma Ağacı
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar