KÖŞE YAZARI OLMAYI NEDEN İSTEDİM
İsteğimin kabul edilerek bana bu satırları yazma imkânı sunan Sayın Truva Edebiyat Ailesine, değerli yöneticisi Sayın Sami Çelik Beyefendi’ye ve bu konuda katkısı olan herkese sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.
Truva Edebiyat Dergisi ve şahsım adına hayırlara vesile olması dileklerimle...
GÖREVDEN İMTİNA ETMEK
(İsteksiz olmak, kaçınmak)
1982-83 eğitim öğretim yılı Giresun İli, Bulancak İlçesi’nin Bayındır Köyü İlkokulu’nda göreve başladım. Bayındır Köyü ilçe merkezine 40 km uzaklıkta bir orman köyü idi. Köy, doğal şartlar gereği oldukça dağınık bir yerleşime sahipti. Okul ortada olmasına rağmen yarım saat yürümek zorunda kalan öğrencilerimiz vardı. Ayrıca 3 km daha yukarıda bulunan ve okulu olmayan komşu köyün (Tokmadin Köyü) çocukları da bizim okula geliyorlardı. Özellikle kış aylarında 39 öğrencimiz diz boyunu aşan karla kaplı yolda binbir zorlukla yürümek zorunda kalıyorlardı.
İl ve İlçe Milli Eğitim Müdürleri ve ilköğretim müfettişleri ile çok samimi dostluklar kurmuştum. Biraz da bu dostluklara güvenerek okulu olmayan komşu köye bir okul yaptırmayı düşündüm. O köyün muhtarına düşüncemi şöyle anlattım:
“Muhtarım, gördüğüm kadarı ile dışarıdan hiçbir şey almadan kendi evlerinizi yapabiliyorsunuz. Çocuklarınızın yollarda can güvenliği tehlikesi altında çektiği çileye benim gönlüm razı gelmiyor. Çocuklarınızı bu çileden kurtarmak için kendi okulunuzu da kendiniz yapabilirsiniz. Eğer siz okulu yaparsanız ben de okulunuza onay almak ve öğretmen ataması yaptırmak için elimden gelen her şeyi yapacağım” dedim.
Muhtar öyle bir memnun oldu öyle bir sevindi ki konuşmamızın üzerinden daha bir ay geçmeden bütün köylüyü seferber ederek tamamen ahşaptan bir idari bölüm, bir derslik, bir tuvalet ve bir odunluk yaptırmıştı bile.
Okulların açılmasına daha bir buçuk ay vardı. Muhtarı da yanıma alarak Giresun Milli Eğitim Müdürlüğü Teftiş Kurulu Başkanı’nın yanına gittik. Durumu anlatarak yapılan okulun onaylanması ve öğretmen atanması için yardım istedik. İsteğimiz memnuniyetle kabul edilerek okullar açılmadan önce onay verildi ve öğretmen beklemeye başladık.
Öğretmenliğimin dördüncü yılına başlamak üzere okulu eğitim öğretime hazırladığımız günlerdi. Eşim, Bulancak Halk Eğitim Merkezinde makine nakışları öğretmeni olarak çalışıyordu.
Kaymakam Bey, eşimin ilçe Halk Eğitim merkezinde benim de köyde olduğunu öğrenince, benim bilgim dışında, tayinimi ilçe merkezine aldırmış. İlçe Milli Eğitim Müdürü"ne de beni çağırmasını söylemiş.
Çağrıyı alınca İlçe Milli Eğitim müdürünün yanına geldim. Müdür Bey ile aramız çok iyi ve çok samimiydik. Odasına girdiğimde genç bir öğretmen ile konuşuyordu. Aslında pek de konuşma sayılmazdı. Bu genç öğretmenin atama yazısı gelmiş o genç ise itiraz ediyor, atandığı okula gitmek istemiyordu. Müdür bey alttan aldıkça o genç daha da kararlı bir şekilde gitmemek için diretiyordu. Konuşmalar öyle bir hal aldı ki emir makamında olan emir alana yalvarıyor gibiydi. Bu bana çok ağır gelmişti. Amir olması bir taraftan babası yaşında olması bir taraftan saygıyı fazlası ile hak ediyordu.
Tüm bunlar gencin umurunda bile değildi. Belli ki mahkemede dayısı vardı!
Bir ara beni göstererek “Bak, işte bu arkadaş gideceğin köyü çok biliyor. Köy hakkında istediğin bilgiyi alabilirsin. Köy de köylü de çok iyidir” deyince bizim yapımına vesile olduğumuz okul olduğunu anladım. Zaten başından beri konuşma tarzı ve üslubu hiç hoşuma gitmemiş adeta amirine hakaret saymıştım.
Daha fazla tahammül edemedim. “Sayın müdürüm, lütfen böyle insanlara dilinizi yormayın. Benim tayinimi yapın, ben giderim” dedim.
“Hayır öğretmenim, seni gönderemem! Kaymakam Bey seni merkez Cumhuriyet İlkokulu’na aldırdı. Valilik onayı için senin dilekçe vermeni bekliyoruz. Seni onun için çağırdık. Hem ben atamanı yapsam bile Kaymakam Bey onaylamaz” dedi.
Kaymakam Beye yazıyı elden götüreceğimi söyleyerek atama yazımı yazdırdım. Aynı gün Kaymakamlık onayını da alarak tekrar köyüme döndüm.
Bayındır Köyü İlkokulu’ndan ayrılarak Tokmadin Köyü Okulu’nda göreve başladım. Göreve başladığım günden Eğitim-Öğretim yılının son gününe kadar köy muhtarının bana tahsis ettiği ahşap evde kaldım. Nasıl bir planlama ve düzenleme yapıldıysa bir eğitim öğretim yılı boyunca her gün bir aile tarafından daha ben uyanmadan sabah kahvaltımın hazırlandığını, ben okuldayken öğlen yemeğimin yapıldığını, ikindi vakti eve geldiğimde sobanın yandığını ve çayın demlenmiş olduğunu görüyordum. Ev temizliği ve çamaşır işleri neredeyse günlük yapılıyordu. Defalarca karşı çıkmama rağmen muhtar asla itiraz kabul etmiyordu.
Muhtar; “Hocam, bizim yaptıklarımızın senin bizim için yaptığınızın yanında lafı bile edilmez” diyordu. Yıl sonunda rotasyon tayinleri yapıldı. Benim tayinim Adıyaman’a çıktı. Yerime de Şanlıurfalı bir öğretmen arkadaş atandı.
Truva Edebiyat Dergisi’nde köşe yazılarını okurken yazarlara ayrılan köşelerin ihmal edildiği, unutulduğu veya önemsenmediği anlamında Sayın Sami Çelik Bey’in müteaddit defalar serzenişlerine ve sitemlerine şahit oluyorduk. Bu durum, yukarıdaki hikayemde de olduğu gibi benim görev ve sorumluluk anlayışım ile bağdaşmıyordu. Sessiz kalmak da işime gelmedi.
Bu düşünceden hareketle kendi kendime, “Neden sen kendin yazmıyorsun?” diyerek Sayın Sami Çelik Bey’den talepte bulundum. Böylece o irdelemiş olduğum görev ve sorumluluğu bile isteye kendim yüklenmiş oldum.
Talebimi olumlu karşılayan Sayın Sami Çelik Beyefendi’ye, Truva Edebiyat Ailesi’nin değerli yöneticilerine bir kez daha sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.
Truva Ailesi ve sahsım adına hayırlara vesile olmasını diliyorum.
Rabbim utandırmasın inşallah.
Serhan Poyraz
Kadınlar / Charles Bukowski
Nevin Bahtişen
Yazdıkça İyileşir İyileştikçe Yazar
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı /9 -Gölge Güçlerin Yükselişi
Yusuf Sarıkaya
Ahde Vefa
Dilek Tuna Memişoğlu
Bayram Hoş Bir Sadâ
Musa Aşkın
İnsanın Görünmeyen Mirası
Sedat İlhan
Kurduğum Dengelerim /2
Mehmet Şahan
Paylaşmak /2
Gevher Aktaş Demirkaya
Han Duvarlarında Anadolu
Hakan Cucunel
Şubat
Ebru Bozcuk
Lilith Efsanesi
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Hamiyet Su Kopartan
Sağlıcakla
Deniz İmre
Bukowski Haklıydı: Özgürlük Dediğin Şey Bazen Yalnızlıktır
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Gönle Hüzün Düştü
Ahmet Furkan Demir
Pasife Alınmış Hayatlar
Hüseyin Uyar
Dilaver'in Entelektüel Durumu Hakkında
Suna Türkmen Güngör
Endeeni Eledivesen Diyom
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Hilmi Yavuz
Kayboluş ve Yıkım
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Şükrü Doruk
Alma Ağacı
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar