"Yapma!" dedi dostlarım. Kendi düşüncelerimi söylemem daha iyiymiş. Genellemelerim de benim düşüncelerimi yansıtır gerçi ama…
Benim neyi yapıp yapmamam gerektiğini, nasıl bir yol izlememin çok daha faydalı olacağını konuşmak yerine tezlerimizi irdeleseydik… Bunu isterdim. Böylece hepimiz için hep birlikte, mutlu mesut yaşanılası çözümler bulabilmemiz mümkün olabilirdi. Umuyorum, bekliyorum.
Aslında genellemeleri ben de sevmem. Dostlarla tatlı tatlı sohbet ederken ortalığa dökülen kezzap gibi gelir aniden. "Bunu herkes bilir zaten, herkes böyle düşünür…" Sus, demenin farklı bir versiyonu. Veya "Sen kim oluyorsun ki benim sözüm üstüne söz söylüyorsun?" Ama nahifçe. Böyle durumlarda ne yapacağımı bilemem. Herkesin bildiğini o biliyor da ben neden bilmiyorum acaba? Yoksa biliyorum da bilineni söyleyerek başka bir şey mi anlatmaktır muradım?
Genellemelerin çokça kullanıldığını düşünüyorum. Sohbetlerini severek dinlediğim, fikirlerinde kendimi bulduğum bir psikolog profesör, "Her insan ayrı vakadır." der mesela. Bu söze doğrudan anlam vererek bireyle ilgili herhangi bir çözüm aradığımızda elimizde kullanabileceğimiz bir referansımız yok demektir. Ancak kast edilen böyle olmamalı.
Her insan ayrı vakadır. Çünkü insan özgün bir varlıktır. Bunu anlayabilmek için hayalen bir araştırma yapalım. Suç işlemiş olan geniş bir grup düşünelim. Onların yaşanmışlıklarını listeleyelim. Anne sevgisi görmemiş olmak ortak etken olsun. Çok önemli bir bulgudur. Genellenebilir ancak özele indirgenemez. Anne sevgisinin önemini gösterir ama mahrum olanlar potansiyel suçlu ilan edilemez. Çünkü her mahrum olan suç işlemiyor.
Benim yaptığım genellemeler yanlış mıdır yoksa konuşmanın akışında farklı mı algılanıyorum? Bilmiş gibi üstten bakan… Muhataplarıma bakan yön? Tabii ki vardır ama buna odaklanmak istemem. Ancak bu konuda bazı genellemelerim var. İnsanlar problem konuşmayı seviyorlar. Hem hatayı hem de çözümü diğerlerinde arıyorlar. Ve hadiselerin akışında boğuluyorlar.
Nedenine, nasılına, niçinine inmeye gayret etmiyorlar. En risksiz ve en kolay çözüm birlikte bulunabilir ama bir araya gelip fikir alışverişi yapılamıyor. Ya tartışmadan kaçınılıyor ya da karşı taraf ikna edilmeye çalışılarak tartışılıyor. Oysa her iki tarafın da birbirinden alacağı olabilir. Her hâlükârda birlikte karar alabilmek için her şeyin masaya yatırılması şart. Ancak bunu gerçekleyebilmek için genellemelere ihtiyacımız var. İnsanlığımızı, kendimizi anlamak üzere, kendimizi de dahil ederek…
Genelleme yapılması problem değildir. Hatta genellemenin yanlış olması da problem değildir. Önemli olan şey algımızdır veya bize verdiği motivasyon.
Diyelim ki "İnsan bencil bir varlıktır." dedik, genelledik. Bencil kavramı negatif anlam ifade ettiği için birçokları itiraz edebilir. Cümleyi farklı söylediğimizde itiraz edenler azalacaktır. "İnsan sahip olmak isteyen bir varlıktır ve doyumsuzdur." Bu tezimiz tüm insanlar için geçerli midir? Genelleme yapılabilmesi için tüm insanlar için geçerli olması şart mıdır? Ne dersiniz?
Kötülerden en kötü duygumuzdan, motivasyonumuzdan çok daha kötü olan şey varlığının farkında olmamaktır. Zenginlerin daha az verici olabildikleri, kendilerini yeterli hissetmeyebildikleri sosyal deneylerde açıkça görülebilmekte. İnsan söyledikleri ile boşa düşmek istemiyor. Bu nedenle de hayalleri ulaşabileceğinin ilerisine geçemiyor. Ancak sahip oldukça daha fazlasını istediği sıklıkla karşılaşılabilmekte.
Burada cevabı aranması gereken iki soru var. "Ben bencil miyim?" ve "Bencil varlık ile iletişimim nasıl olmalı?"
Böyle bir genellemeyi gözümüzün önüne koyup uygun tavır geliştirmediğimizde dostların alkışlarıyla bulutların üzerinde gezebilir, ses çıkarılmadığınca herşeyi yapmayı kendimize hak bilir, bizi kabul etmeyen herkesi bencillikle niteleyebiliriz." İyi insanlara rast gelelim." diyerek dualar ederiz ama iyi insan nasıl olunur, nerede bulunur, bilemeyebiliriz.
İyi insanlar aramak, üzüntülerini değil, sevincini paylaşabileceğin dostlar arzulamak, sevginin hakkını veren sevgililer hayal etmek…
Temelinde sanki bencillik var gibi.
***
Sedat İlhan
Kurduğum Dengelerim /1
Yusuf Sarıkaya
Kadim Değerimiz Komşuluk
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı /7 - İstasyonda İki Kız Kardeş
Gevher Aktaş Demirkaya
Tren İstasyonlarında Vedalar Kavuşmalar Hatıralar
Hakan Cucunel
Şubat
Ebru Bozcuk
Lilith Efsanesi
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Hamiyet Su Kopartan
Sağlıcakla
Deniz İmre
Bukowski Haklıydı: Özgürlük Dediğin Şey Bazen Yalnızlıktır
Musa Aşkın
Eğer
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Gönle Hüzün Düştü
Serhan Poyraz
1933 Berbat Bir Yıldı / John Fante
Ahmet Furkan Demir
Pasife Alınmış Hayatlar
Dilek Tuna Memişoğlu
Canım Çocuklar
Mehmet Şahan
Başak ve Saman
Hüseyin Uyar
Dilaver'in Entelektüel Durumu Hakkında
Suna Türkmen Güngör
Endeeni Eledivesen Diyom
Nevin Bahtişen
Mutlu Yarınlar İçin
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Hilmi Yavuz
Kayboluş ve Yıkım
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Şükrü Doruk
Alma Ağacı
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar