İyilerden olmamız bir iddiadır sadece. İyilik nedir, bilenler böyle bir iddiada bulunamaz. Şu andaki hissiyatımla bunları söylüyorum. Yeni yaşanmışlıklar neler öğretir, bilemiyorum. Hadiselerden bir ders çıkarmaya çalıştığımız sürece farklı ufuklar beni, bizi bekler…
Son birkaç haftadır çok ilginç şeyler yaşıyorum. Bir yandan kendimi keşfederken diğer yandan bazı hakikatler güneş gibi parlamaya başlıyor. Ancak hayatıma nasıl bir etkisi olur, bilemem, söz veremem.
Sessiz sakin, biraz para biriktiriyordum. Gülmece konusu ancak gülemiyorum yaşananlara. Birkaç arkadaş ev almaya girişince birbirleri ile rekabet mi ediyor diye düşündüm. Kendimce bir çok haklı neden sürebilsem de asıl motivasyonum hakkında emin olamıyorum.
Yılların beklentisi var üzerimde. Bir şeyler yoluna girmeli artık. Ama neden bir ev?
Nefes alışıma anlam veren hedeflerime, arayışlarıma, buluşlarıma ne oldu? Yalan mıydı çırpınışlarım?Bilmem…
Çünkü her adımımda o kadar derin dersler var ki, hatalarımı bile seviyorum bu nedenle.
Sanki O’nunla inatlaşıyorum. Hayırlı ise olacaktır, bir engel çıkarsa üzülmeyeceğim, diyorum. Üzülmüyorum ama peşini de bırakamıyorum. Yol, yöntem, neyin nasıl olabileceği hakkında bir çok şey öğrendim. Mutlu son yakın olabilir. Hayırlı ise olacaktır.
O’na havale edebilmek ne büyük bir şeymiş. Sürekli birilerinden ummayı kestiğimde, kesebildiğimde bulabileceğim şey O’nun rahmeti olmalı. Veya insanların eline bakmanın anlamsızlığını görenler yanlarında O’nu bulabilirler. Dünyaya bakan yönüyle dostlarımız bizim kendimize olan özgüvenimizi satın alırlar.
Kimsenin yüreğindekini bilebilmem mümkün değil. Ama sanki bu hakikat ağızlarımızda sakız olmuş gibi. O’nu engel koyan bir varlık gibi mi görüyoruz? Veya, yapmak istemediğimiz şeyler için bir mazeret… Kendim için cevabını aramam gereken bir soru.
Ev almak istemek veya istememek… İkisinin de benim dünyamda karşılığı var. Bu kesin. Ancak onur mu, gurur mu, karar veremiyorum. Vermemeli de zaten, dediğimde “Ego”mun kayığına binmişim demektir. Çünkü bilmemek büyüklüğün işaretidir. Ama büyük olmak için bilmiyorum demek yetmiyor. Bilmemek davranışlarımıza yansımalı. Hüküm vermemek, hiçbir kimse hakkında. Saygı, herkese, koşulsuz…
Her aldığımız bir karar sonraki adımlarda desteklenmediği sürece hiçbir şey ifade etmeyebilir. Çünkü her kararımız yeni bir tercih ile sınanmakta.
Her şeyin bir anda oluvereceğine o kadar çok emindim ki, bir çok dostumla sevincimi paylaştım. Bazıları sevinemediler. Üzülmek, kıskanmak değildi halleri, bana hissettirdikleri. Ama sevinemediler işte. Duygusal davrandığımı kabul ediyorum. Acele karar verdim. Zararı bile göze alarak. Aslında pek çok şeyi hesap ettiğim halde onlar kararımda beni göremediler.
Bazıları benden çok daha ihtiyaçlı idiler. Sevincimi paylaştığım dostlarım. Onlara arkamı dönemedim. Sonuçta elimde param kalmadı. Ama hakikatler bir güneş gibi parlamakta…
Kendimi çok daha güçlü hissediyorum. Ve yakın bir zamanda uğraşlarımın güzel bir sonuç vereceğine inanıyorum. “Kader, gayrete aşıktır“ der Yunus Emre.
Zekât…
En temel kuralı, bir yıl kullanılmayan varlık üzerinden verilmesi. Hayattır bu, can suyudur topluma. Vermenin faydalarından bahsederiz hep. Doğrudur, kesinlikle. Ya vermemenin iç dünyamızdaki yıkımları? Bencilliğimizi besleyen zehirli bal. Uğraşlarım, çalışmalarım, alın terim, kazancım, hakkım…
Ve vermemek muhataplarımızı yalancılıkla itham etmektir. Doğru dahi olsa yapılmaması gereken bir şey. Çünkü güven, toplum olabilmenin, birlikte yaşayabilmenin en temel gereğidir.
Nereden mi biliyorum? Tabii ki yaşadıklarımdan. Kısa bir süreliğine karşılığı gelecek olan bir miktar parayı bulmaya çalıştım. Kesinlikle etkilenmeyecek oldukları halde çözmek istemediler. Hatta bir dostum, 3-5 yıl önce verdiğim, geri almaktan ümidimi kestiğim, irtibatı kaybettiğim, yeniden görüşmeye başladığımızda kendisinin hatırlattığı miktarı; “bari ödeyeyim” bile diyemedi…
Bazıları bu yaşanmışlıklarıma gülebilir. Haklıdırlar. Ancak durum tespitidir yapılan. Evet bir çıkmazdayız toplum olarak, bunu görüyoruz, kabul ediyoruz. Ya çözüm?
Birileri iyilerden olmaktan mı bahsediyordu. Zaten kötü bir kimse yok ki…
Nevin Bahtişen
Hayatımdan Notlar
Deniz İmre
Yalnızlığın Söz Aldığı Akşamlar
Hüseyin Uyar
Yeni Çağda Dostluk Paradoksu
Yusuf Sarıkaya
Şehirlerimiz
Sedat İlhan
Sosyal Medya Bağımlılığı
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Mehmet Şahan
Edebiyat - Medeniyet ve İnsan
Serhan Poyraz
Yaşlı Adam ve Deniz - Ernest Hemingway
Sami Çelik
Gece ve Sis
Musa Aşkın
Toprağa Dönen Hikâye
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Hayatın Matematiğini Öğrenmek
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Hilmi Yavuz
Kayboluş ve Yıkım
Gevher Aktaş Demirkaya
Ben Yemen Türküsü’nü Söylerken Ata Ağlardı
Mine Çağlıyan
Özgürlük
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Bir Mum Işığına Tutsak
Suna Türkmen Güngör
Ruhun Terazisi
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Dilek Tuna Memişoğlu
Sudan Ağlıyor
Ebru Bozcuk
Yaşam Gustoluğu
Ahmet Furkan Demir
Çağımızın Hastalığı: Gösteriş
Ayfer Güney
Dur
Hamiyet Su Kopartan
Meşguliyet
Turan Demirci
Yapılmayacaklar Listesi
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Hakan Cucunel
Türk Edebiyatı ve Türkçe Edebiyat
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Şükrü Doruk
Alma Ağacı
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Demet Mannaş Kervan
Sözde Hayvanseverin Eseri: Sokak Köpeği
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar