Sözlerine yorum yapmakta zorlanıyorum. O kadar doğallar ki alıp herkes düşünmeden kullanabilir. Düşünenler çok farklı boyutlara açılabilir. Kendimizce tabii ki. Bazen de çıkmazlarımızı buluruz sadece.
“İyi insan, güzel söz söyleyen değil, söylediğini yapan ve yapabileceklerini söyleyen adamdır.”
Bu sözü ele almak istedim. Tercih ettiğime göre mutlaka benim iç dünyama bakan bir yönü vardır. Hassasiyetlerim, arayışlarım, buluşlarım, bulduğumu sanışlarım. Ama ne söyleyebileceğime dair bir görüşüm olmadan başladım. Sanki bir tılsım, bulmam için beni çağırmakta.
İyi insan olabilmenin gereği anlatılmakta. En önemli olan kriter bu mudur, bilmem. Çünkü bazen olur konuya göre bir şeyleri vurgulayabilmek için “en“ ekleri kullanabiliyoruz. Ancak önemli olduğu kesin.
Söylemek ve yapmak fiilleri iletişime işaret eder, yani topluma. Ne olduğumuz veya olmadığımız toplumla olan ilişkilerimizle anlam kazanır.
Sözde, kendimiz hakkında söylediklerimizin bir değeri olmadığına işaret de var, demiş olsam çok mu zorlamış olurum sizce? Bu kriteri önemsiyorum. Direkt, açık bir işaret bulamadım ama mutlaka olmalı.
İyiliğin birey üzerinden anlatılması, güçlü bireylerin, toplumsal hayatın düzeni, intizamı adına gerekliliğine işaret olmalı. Sözde, güç kelimesi geçmiyor tabii ki. Ancak belirtilen eylemleri yapabilmek için güçlü olmak şart. Yüksek bir farkındalık düzeyine sahip olmak. Söylediklerimizle ve/veya yaptıklarımızla geleceğimizi inşa ettiğimizin farkındalığı. Birbirimizle mutlu mesut yaşayabileceğimizin. Birbirimizi etkilediğimizin…
Güzel söz söylemenin, iyiliklerin hayatımıza hayat olabilmesi adına yeteli olmaması… Cümlenin, ilk bakışta atladığım, en can alıcı bölümü belki de bu. Bir matematik, fizik denklemi çözer gibi odaklanmışım çünkü. Söylediğini yapmak ile yapabileceğini söylemek arasındaki ilişkiyi çözmeye çalışmışım.
Herkes aslında her şeyi biliyordu. Belki bazılarının yapması yeterli de olabilirdi. Herkes en azından birkaç kişinin o işi yapıvermesini umuyordu. Ancak hiçbir kimse bazılarından olmak istemedi. Çünkü herkesin bazılarına düşmanlığı vardı…
Peygamberlik misyonu buralarda bir yerde gizli. Kişi kendi başına Allah’ı bilemez, denilir. Veya böyle bir şey. Aksini iddia edebilecek kadar ilmim yok. Ama, peygamberlerin bilinenleri gerçeklediğini düşünmekteyim. Sadece bilmenin anlamsızlığını…
Söylediğimizi yapmak ve yapabileceğimizi söylemek… Benim düşünme yöntemime göre sonsuzlukta ikisi de aynı şeyi ifade eder. Ancak her zaman için bu mümkün olmuyor. Öğrenme sürecimizdir anlatılan. Farkındalık düzeyimizi artırmak üzere bir tavsiye, yol gösterme. Düşünce saflığı da gözetilmiş olmalı.
Her söylediğimizi yapabilirsek, yapabileceklerimizi söylemiş oluruz. Ancak her yapmadığımız, yapamadığımızdan değil. Bir anlamda yalandır konuştuğumuz. Ve yalanın binbir rengi var. Tamam, deyip geçivermelerimiz, masumane, gönül almak için. Oysa insanı önemsemenin en temel göstergesi, düşündürdüklerini açıkça, suçlamadan, anlama gayreti ile geri bildirmektir.
Yapabileceğini söyle, demek insana haddini, kapasiteni bildirmek gibi algılanabilir. Doğru da olabilir. Gözardı edilmemeli. Taşı sıksam suyunu çıkarırım, diyorsa birisi sık da görelim diyebiliriz. Ancak bu bana çok zararlı gibi görünmüyor. Bireye neyi yapıp neyi yapamayacağını diğerlerinin bildirmesi kabul edilemez. Asıl problemimiz burada. Zaten sözü kendimize yol edindiğimizde böyle bir açmaza düşmeyiz. Çünkü başkalarının adına bir sürü şey söyleyebiliriz ama asla onlar adına yapamayız.
Bir sistem düşünelim. İyiliğin kötülüğün, yanlışın doğrunun, bilginin cehaletin dengesiyle ayakta durabilir. En kötü bildiğimiz yönetimlere, oluşumlara odaklandığımızda bile bu dengeyi görebilmek mümkün. En iyilerde de durum değişmez. Herhangi bir şeyin farklı olmasını arzu ediyorsak, değişimin faydalı olduğunu düşünüyorsak yapabileceğimiz en etkin şey, kendi etki alanımızı genişletmek olmalı. Aksi halde gerçekten yıkılışı tetiklemiş olabiliriz. Ancak kesinlikle temennilerimizi gerçeklememiz mümkün olmayabilir.
Etki alanımızı genişletmek… Veya söylediğimizi yapmak, yapabileceğimizi söylemek.
Sedat İlhan
Çözümsüzlük / 5
Musa Aşkın
Usulca Sessizlik
Yusuf Sarıkaya
Bizim Kuşak /8
Serhan Poyraz
Shakespeare ve Hamlet / Mina Urgan
Dilek Tuna Memişoğlu
Yeni Yıla Girerken
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Yeni Yılınız Kutlu Olsun
Gevher Aktaş Demirkaya
Kızılca Gün - 27 Aralık 1919 Cumhuriyete Giden Yolun Dönüm Noktası
Ahmet Furkan Demir
Hiss-i Urfa
Mehmet Şahan
Edep Edebiyat Medeniyet Ekseninde İnsan
Ebru Bozcuk
Kandır Beni 2026
Deniz İmre
Schopenhauer’in Sarkacında: Bir Sağa Bir Sola
Nevin Bahtişen
Hayatımdan Notlar
Hüseyin Uyar
Yeni Çağda Dostluk Paradoksu
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Sami Çelik
Gece ve Sis
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Hayatın Matematiğini Öğrenmek
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Hilmi Yavuz
Kayboluş ve Yıkım
Mine Çağlıyan
Özgürlük
Suna Türkmen Güngör
Ruhun Terazisi
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Ayfer Güney
Dur
Hamiyet Su Kopartan
Meşguliyet
Turan Demirci
Yapılmayacaklar Listesi
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Hakan Cucunel
Türk Edebiyatı ve Türkçe Edebiyat
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Şükrü Doruk
Alma Ağacı
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Demet Mannaş Kervan
Sözde Hayvanseverin Eseri: Sokak Köpeği
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar