Bende, benden içeri… Dostum çok güzel ifade etmiş. Beni anlatmış. Hayrolsun.
“Benim sana saygısız davrandığımı mı düşünüyorsun? Seninle ilk tanıştığımız andan itibaren sana yüreğimi, kapımı, hissiyatımı açtım. Düşüncelerimiz uyuştu ya da uyuşmadı arkadaşça konuştum. Anladığım ya da anlamadığım şeyler oldu ama, küstahlaşmadım.
Bence hakkımda biraz abartılı düşünüyorsun galiba. Bilmediğim ya da anlamadığım şeyleri sordum. Bu her insanda mevcuttur.
Tepkilerin aşırı duygusal geldi bana. Bu aşırı duygusallığın nedenini merak ediyorum.
Bir tarafta; ‘her şey çok güzel olacak’ diyen, benimle işler kurmak, evler satın almak, projeler gerçekleştirmek isteyen, diğer yanda bana en sert ithamlarda bulunan, en kara gelecekleri öngören sen. Düşünceliyim.
Yalnız söylediklerinin içinde büyük ve yalın gerçeklikler de mevcut. Bunun için de müteşekkirim“ der.
Ne kadar da haklı söyler. Kendimi savunacak değilim. Haklı olmak isteseydim hiç ortama çıkmazdım. Fanusuma çekilir saydırırdım, herkese. Bunun için elimde argüman olmasına bile gerek yok. Yorulmazdım da hem.
“O halde neden yazıyorsun?“ diye soran olursa söyleyeyim. Yazarak öğreniyorum.
Olay çok taze. Her saniye iç sesimle bu konuyu konuşuyorum. Her zamanki ben gibi, yaşananları genelleştiriyorum. İnsanlığımızı görüyorum. Haklı olmak? Ürküyorum, korkuyorum. Sosyal medyada paylaştığım bir kaç cümleyi buraya da aktarmak istiyorum.
Aslında affetmek çok kolay. Haklı olmak istenmediği sürece... Bu şart iki taraf içinde geçerlidir. Haklı olmak istemediği sürece affedebilir insan. Haklı olmak istemiyorsa affedivermeli...
Hiçbir zaman anlayamayacaklar. Anladıklarını sanmaları ile kalacaklar. Ve bu nedenle mahşer çok dehşetli olacak. İnsanlığımız yani... Ben anladığımı iddia etmiyorum. Anlamadığımı biliyorum, bir derece. Çünkü herhangi bir başarıyı bir kelimeye sığdırıveriyoruz. Oysa o uykusuz geceler, zonklayan şakaklar, inim inim inleyerek yapılan maddi ve manevi dualar sonucudur...
Sinoplu Diyojen… Veya bizim kültürümüzün akıllı delileri. Biraz öyle takılasım var. Yapabilsem yapacağım, onlar gibi, Çünkü o kadar anlamsız; gündemimiz, bilmelerimiz, hedeflerimiz..
“Utanmıyorsan dilediğini yap!“ Ne büyük bir sözmüş.
İki insan ile uzun bir süre bir şeyler gerçekleyebilmek için yol yürümemiş, bir şeyleri gerçekleyememiş olanlar, kitleleri harekete geçireni kritik ediyor. Şöyle yapsaydı böyle yapsaydı, diyor. Cahilane, masumane, zalimane, çözümsüz, sorumsuz...
Gelelim yaşananlara. İçeriğe hiç girmeyeceğim. Sadece yazılanları kendi içinde değerlendirmeye çalışacağım. Taraftar bulmak değil amacım. Aksine; “Bir daha böyle bir sonuç ile karşılaşmamak üzere neler yapabilirim?” sorusuna cevap aramaktır gayretim.
Saygılı olmamız ile yüreğimizi açmamız arasında her durum için bir ilişki yoktur. Kapımızı açmamız her zaman için saygılı olduğumuz anlamına gelmez. Saygılı davranabilmek için en temel ön şart özgüven sahibi olabilmek. Kendimizi gerçekleyebilmek, farklılıkları hoş karşılayabilmek, belki de insanlığımızın gerçeğini görebilmek. Anlaşabileceğimiz tek kavramın saygı olduğunun farkındalığı yani.
Ancak şu net olarak söylenebilir ki, düşünceler uyuşsa da uyuşmasa da sorular sorulabildi ise ortada çok ciddi bir saygı sözkonusu olmalı.
Devamında ise benim iç dünyamla ilgili sözler gelmekte. Birileri saygı mı demişti? Belki de çok duygusalımdır. Aşırı tepki de veriyor olabilirim. Her birisinin cevabı var. Her insanın böyle bir durumda ortaya sürebileceği argümanlardan. Aslında dostum haklıdır. Kendimi savunmayacağımı söylediğim halde saydırmaya başladım işte.
Her şeyin çok güzel olması, benim arayışımdır. Bu nedenle kendimizi aşmalıyız. Herkes ile kaliteli bir iletişim ölçümüz, kriterimiz. Zorluğu yaşıyorum. Yaşadığımı söylemişim. Belki de dostumun böyle bir problemi yoktur. Kendi düşünce dünyamda kuramadığım dengeleri onda da var sanmışım, yanılmışım.
Müteşekkür olduğunu belirtmiş. Buna gerek var mıydı, bilmem ki. Her şeyi dosdoğru yapıvermiş. Hiçbir şeyi farklı yapmasına ihtiyacı yokmuş. Çok güzel, düzenli bir hayata sahipmiş. Mutlu mesut… Hatta bir aşkı bile varmış. Ağanın kızıymış ama kendisi çoban değilmiş.
Yusuf Sarıkaya
Paşaköy Hasan Paşa Camii / Yozgat
Hilmi Yavuz
Selahattin Hilav
Gevher Aktaş Demirkaya
Gelincik Çiçeğinin Bize Anlattıkları
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı -11 / Gölge Güçlerin Yükselişi
Sedat İlhan
Kurduğum Dengelerim /3
Deniz İmre
Küçük Bir Ülke
Serhan Poyraz
Kadınlar / Charles Bukowski
Nevin Bahtişen
Yazdıkça İyileşir İyileştikçe Yazar
Dilek Tuna Memişoğlu
Bayram Hoş Bir Sadâ
Musa Aşkın
İnsanın Görünmeyen Mirası
Mehmet Şahan
Paylaşmak /2
Hakan Cucunel
Şubat
Ebru Bozcuk
Lilith Efsanesi
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Hamiyet Su Kopartan
Sağlıcakla
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Gönle Hüzün Düştü
Ahmet Furkan Demir
Pasife Alınmış Hayatlar
Hüseyin Uyar
Dilaver'in Entelektüel Durumu Hakkında
Suna Türkmen Güngör
Endeeni Eledivesen Diyom
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Şükrü Doruk
Alma Ağacı
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar