Geçmişe dönüp yanlış yaptıklarımı düzeltme şansım olsa idi ve böylece daha güzel bir sonuca ulaşmak… Bunu isterdim, bedeli ne olursa olsun ödemek. Tabii ki, imkanlarım dahilinde. Ama bunun mümkün olduğunu düşünmüyorum.
Bu hissiyatımı ispat etmemin bir yolu yok. Bana bakan yönüyle mazeret kokuyor olsa da, ret edebilen etsin, hodri meydan. Veya gerçek şu ki, merhamete, affedilmeye ihtiyacımız var, ekmek gibi, su, hava…
Çünkü doğru veya yanlış nedir, bilinmekte, herkes tarafından, ak ile kara gibi, varlık ile yokluk, açlık ile tokluk… Ama mazeretlerimiz var. Zengin olursak yardım edebiliriz. Bizim sahiplendiğimiz bir kediden ne olacak ki, milyonlarcası sokakta ölüm kalım mücadelesi verirken. Herkes gemisini yüzdürürken ellerimiz neden armut toplasın? Hem sözümüzün dinlenebilmesi için biraz makam, mevki, güzel arabalar fena mı olur?
İletişim ile ilgileniyorum, anlayabilmek, anlaşabilmek olmadı yönetebilmek. Susmak… Olmuyor, henüz bunu gerçekleyemedim. Dostlar ile kıyasıya tartışmak isterdim. Öğrenmek için, nedenlerini, dayanaklarını, mazeretlerini. Konuşuyoruz, fırsat bulduğumca tüm insanları kapsama gayretimle diziyorum cümlelerimi. Duymuyorlar, duyar gibi yapıyorlar bazen. Üç-beş dakika içinde aynı kişiden birbirini ret eden, yok sayan öyle ifadeler işitiyor ki kulaklarım, inanamıyorum. Buna rağmen susmayı muhataplarıma saygısızlık biliyorum, konuşuyorum.
Hiçbir kimse benim gibi düşünmek zorunda değil. Beklentim bu olamaz. Ama etik olmak? Veya söylemlerimizin dostane yoldaşlığı aramalı değil miyiz? Bazen; “Sen kimsin, söyle bana, iç dünyamı ona göre açayım sana“ diye haykırasım geliyor. Alacağım cevaptan emin olabilsem, sanırım yapardım.
Felsefede nokta yoktur deniliyor mesela. Her türlü fikre açık olmaktır kast edilen. Harika bir şey bu, açık çek veriliyor dostlara. Saçmalama özgürlüğüne sahibiz onunla. Devam edebilirdim, arkadan çok fazla düşündüğüm söylenmese. Yine de devam ediyorum, benim açmazım bu işte…
Yıllarca devam eden dostluklarım oldu. Çok şey öğrendim onlardan. Ne kadar teşekkür etsem az. Minnettarım. Ancak onlara ne hissettirdiğimi asla bilemiyorum. Beni dinlerken ne düşündüler, anladılar, hayatlarına nasıl dokundum? Çünkü, elele çayırlarda koşmak istiyorum ben. Akan nehirdeki balıkları saymak. Gökyüzündeki yıldızları veya. Balonlar şişirmek ta ki, patlayana kadar. Şişirirken şımarıkça, ürkekçe, korkakça “Pat!“ sesini beklemek. Uçurtmalar uçurmak, bulutlarla yarışırcasına… Anlaşabildiğim dostlarımla. Bulabilirsem, bulabildiğimde…
Geylani Hz; “Öğrenmek esastır” der. Belirli bir seviye öğrenene kadar öğretmeye çalışmamalı. Bunu biliyorum. Biraz kurnazlık bile ettim. Beraber öğrenebiliriz, dedim. Psikolojide bunun karşılığı da var. Açık iletişim. Birbirimize neler hissettirdiğimizi samimane söylemek. Tarafların bu konuda anlaşmış olması, sanırım ön şart. Ama olmadı. Belki, beraber öğrenebileceğimizi öğretmek için dahi belirli bir seviye öğrenmem gerekiyor.
Evet, geçmişimle yüzleştim. Söyleyebileceğim tek şey, birey olmanın önemi, kendimiz için öğrenmek, öğrettiğimizi sanarken bile.
Yaptığım tüm yanlışlarımın sorumluluğunu üzerime alıyorum. Hatta, kendi ellerimizle hep birlikte oyduğumuz toplum denilen o heykele zaman zaman isyan etmeme rağmen, kültürümüzün açmazlarındaki hissemi de kabul ediyorum. Ancak benim böyle bir hissiyatım ne geçmişi değiştirebilir ne de geleceği şekillendirebilir.
Şu anda şikayet ettiğimiz her ne var ise, kendimize; “Ben ne yapabilirim?“ sormadığımız, söylediklerimizin, yapmaya gayret ettiklerimizin muhataplarımızdaki karşılığını gözlemediğimiz, neden kabul görmez diye sorgulamadığımız sürece bu devran aynen devam edecek. Acı ama…
Sedat İlhan
Çözümsüzlük /5
Musa Aşkın
Usulca Sessizlik
Yusuf Sarıkaya
Bizim Kuşak /8
Serhan Poyraz
Shakespeare ve Hamlet / Mina Urgan
Dilek Tuna Memişoğlu
Yeni Yıla Girerken
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Yeni Yılınız Kutlu Olsun
Gevher Aktaş Demirkaya
Kızılca Gün - 27 Aralık 1919 Cumhuriyete Giden Yolun Dönüm Noktası
Ahmet Furkan Demir
Hiss-i Urfa
Mehmet Şahan
Edep Edebiyat Medeniyet Ekseninde İnsan
Ebru Bozcuk
Kandır Beni 2026
Deniz İmre
Schopenhauer’in Sarkacında: Bir Sağa Bir Sola
Nevin Bahtişen
Hayatımdan Notlar
Hüseyin Uyar
Yeni Çağda Dostluk Paradoksu
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Sami Çelik
Gece ve Sis
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Hayatın Matematiğini Öğrenmek
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Hilmi Yavuz
Kayboluş ve Yıkım
Mine Çağlıyan
Özgürlük
Suna Türkmen Güngör
Ruhun Terazisi
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Ayfer Güney
Dur
Hamiyet Su Kopartan
Meşguliyet
Turan Demirci
Yapılmayacaklar Listesi
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Hakan Cucunel
Türk Edebiyatı ve Türkçe Edebiyat
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Şükrü Doruk
Alma Ağacı
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Demet Mannaş Kervan
Sözde Hayvanseverin Eseri: Sokak Köpeği
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar