“Kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi başkasına yapma“
Bu söz çokça tartışılmış. Bazı bilim adamları ahlakı bu söze dayandırırlar. Belki öncelikle ahlakı tanımlamalı. Ansiklopedilere başvurmadan hayatın içinden kriterlerle yolumuza devam edelim.
Kitaplarda yazanlara karşı değilim. Bu mümkün değil. Ancak, alıntılar yapmaya başladığımızda kimin, ne dediğini öğrenmiş oluyoruz sadece. Tanımları sıralamak bir şey ifade etmeyebilir. Nasıl bir ortamda, neye karşı tez geliştirildiğini bilmeden doğru sonuçlara ulaştırmayabilir.
Aslında ne söylediklerini bile anlamamız mümkün olmayabilir. Taban tabana zıt gibi görünen söylemler bir bütünün parçası da olabilir. İhtiyacımız olan şey, tüm etkenleri ve etkilenenleri hesaba katarak dengeleyebilecek bir beyin midir acaba? Bence bu da değil. Çünkü ne kadar güzel, değerli, doğru da olsa aranmıyorsa bulunamaz. Kendimiz için, kendimizce…
Özetle şöyle diyebiliriz. Başkalarının fikirlerini öğrenmek için okumamalı. Okuduklarımızla düşünce dünyamızı zenginleştirmeli, geliştirmeli.
Sanırım doğru yoldayız. Kendimize ulaşabildik çünkü.
Ahlak çok genel anlamıyla gönül kırmamaktır denilebilir. Herşeye rağmen sevgi ve saygı ile hareket edebilmek… Öğrenmek isteyenle birlikte düşüncelerimizi harmanlayabilmek. Yardım isteyenin işlerini elimizden geldiğince hafifletebilmek. Ama kolay değil. Hepimiz, kendimize özel öğrenme sürecinde adım adım ilerlerken. Gördüğümüz hatalara arkamızı döndüğümüzde dev bir canavara dönüşüverecek korkularımızla. Söyleyiverince düzeliverecek aldanmışlıklarımızla. Veya bilmenin verdiği üsten bakışlarımızla. Başkasına savcı, kendimize avukat rollerimizle. Oysa edepsize edepsiz demek edep olamaz.
Yazının bundan sonrasını sil baştan yaptım. Nedenini kısaca açıklayayım. Ahlak denilince yapılması veya yapılmaması gerekenler listesi olarak düşünmüştüm. Bu konuda dinlediklerimin etkisinde kalarak.
Oysa herkesin üzerinde anlaştığı böyle bir listenin hazırlanması detaya inildikçe zorlaşacaktır. Belki her iki insan için her an yenilenen bir listeden bahsetmek mümkün. Bu yöntem kaliteli bir sosyal yaşam için çözüm olamaz. Ancak prensipleri konuşabiliriz. Ve en temel prensip saygıdır. Şartsız, koşulsuz…
“Kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi başkasına yapma“ Bu söz ahlakın oluşumunu en güzel ifade eden söylemlerden birisidir; “Utanmıyorsan istediğini yap“ sözü gibi.
Kendi ve başkası kavramları ile birey ve toplumsal hayata dikkat çekilir. Ahlak, kaliteli iletişim, refah, mutluluk bu ikisi arasındaki gel-gitler ile şekillenir. Kendi kelimesinin tercih edilmesi bu ilişkide bireyin önemindendir. Toplumsal hayatın şekillenmesi güçlü bireyler ile mümkün.
Güçlü bireyler ne yapar? Nerede güç kavramı kullanıyorsak bir alt notu düşülmeli. Çünkü bu konuda paradoksumuz var. Güçlü bireyler ilk hareket motivasyonunu kendi içlerinden alırlar. İnandıklarını gerçeklemeye çalışırlar. Dost, düşman ne der bakmadan, yardıma uzanan bir el beklemeden. Sonraki adımlarda birileri tarafından kabul gördüklerinde onların verdikleri desteği, gücü yine onlara geri verirler.
“Kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi başkasına yapma“ sözü ile bireye birey olabilme yolu gösterilmekte, hatırlatılmakta.
Etki alanımızda firavunculuk oynuyorsak eğer bu sözden birşey anlamamız mümkün olmuyor. Böyle bir bakış açısı ile yazıp sildiklerim trajikomik.
Başkalarının neyi isteyip istemediğine ve bunlara göre hareketlerini şekillendirip şekillendirmediğine odaklanmamız çıkmaz sokak.
Düşünce dünyamız kursağımız kadar ise eğer bu sözden neyi yiyip yemeyeceğimize dair çıkarımlar yapmamız çok doğal, beklenir. Şaşılmasına şaşırmalı.
Bu söz bireyi kendisi ile baş başa bırakır... Özgürlüğüne, özgünlüğüne saygı içerir. Kaliteli bir iletişim, mutlu mesut bir toplumsal hayat için olması gereken de budur.
Çünkü insan özgür olduğu yerin kölesidir. Zaman gelir, özgür hissedebilmek için canını verir. Bilir ki doğrudur, hakikattir, ama ret eder. Zaten öz iradesi ile kabul etmediği sürece kabullenmesi mümkün olamaz…
Ahlak, kişinin kendisine has öğrenme süreci boyunca edindiği bir tavırdır.
Mutlak kudret sahibi bir Yaratıcı’dan bahsediyorsak eğer, O'nun bildirdiği insan fıtratına aykırı olamaz. Bu bir zorunluluk değildir. O'nun ilahlığının bir gereğidir.
Hakan Cucunel
Şubat
Ebru Bozcuk
Lilith Efsanesi
Yusuf Sarıkaya
Kün Fe Yekûn (Ol! Der ve Oluverir)
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı /6 -Gölge Güçlerin Yükselişi
Gevher Aktaş Demirkaya
Ekmeğin Tarihteki Yeri
Hamiyet Su Kopartan
Sağlıcakla
Deniz İmre
Bukowski Haklıydı: Özgürlük Dediğin Şey Bazen Yalnızlıktır
Musa Aşkın
Eğer
Sedat İlhan
Yapay Zekâm /2
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Gönle Hüzün Düştü
Serhan Poyraz
1933 Berbat Bir Yıldı / John Fante
Ahmet Furkan Demir
Pasife Alınmış Hayatlar
Dilek Tuna Memişoğlu
Canım Çocuklar
Mehmet Şahan
Başak ve Saman
Hüseyin Uyar
Dilaver'in Entelektüel Durumu Hakkında
Suna Türkmen Güngör
Endeeni Eledivesen Diyom
Nevin Bahtişen
Mutlu Yarınlar İçin
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Hilmi Yavuz
Kayboluş ve Yıkım
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Şükrü Doruk
Alma Ağacı
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar