NABİZADE NAZIM
(01.01.1862 – 06.08.1893)
3 Mart 1303 (15 Mart 1887), İstanbul
Fuad Bey Kardeşim, Dostum,
Masamda duran şu mürekkep hokkasına bakıyorum da içindeki siyahlığın bu denli ağır, bu denli yakıcı olabileceğini hiç düşünmemiştim. Kalemi elime her alışımda zihnim, senin o hiç durmayan; fırtınalı saat çarkları gibi çalışan zihnine çarpmak istiyor ama karşılaştığım tek şey derin, sağır edici bir sessizlik.
Bunu gerçekten yaptın demek... Şaka değilmiş. Deney dedin, hakikat dedin, fizyoloji dedin ve en nihayetinde o keskin neşteri kendi damarlarına dayadın. İnsan ruhunun ve bedeninin o en karanlık, en çözülemez sınırını bile bir laboratuvar camının arkasından izler gibi, soğukkanlılıkla kâğıda döktün. "Kan fışkırıyor... Sancı hissetmiyorum..." diye yazarken elin hiç mi titremedi Fuad? O son damla kan, çuha örtünün üzerine sızarken aradığın o nihai hakikati nihayet bulabildin mi? Bana "Hayaliyyûn" hülyalarından sıyrılmayı sen öğrettin. Şiirlerin o süslü, uydurma tüllerini yırtıp altındaki çıplak kemiği, eti, hakikati göstermemi isteyen sendin. "Nazım…” derdin, "Edebiyat bir hülya masalı değil, hayatın ve tabiatın aynası olmalı. İnsan kalbi, gökten inen meleklerin değil, kanın ve sinirlerin idare ettiği bir makinedir."
Seni dinledim Fuad. Senin o sarsılmaz mantığınla, ilme ve fenne olan sarsılmaz inancınla aydınlandım. Edebiyatımızın o uyuşuk, romantik masallardan kurtulması için açtığın bayrağın altında yan yana yürüdük. Ama söylesene; madem insan sadece sinirlerden ve kaslardan ibaretti, madem her şey bir sebep-sonuç zinciriydi... Şimdi benim göğsümün ortasında sıkışan, ne fenni bir terimle açıklayabildiğim ne de bir denklemle çözebildiğim bu katı, amansız acı nedir?
Gazeteler ve o sığ zihinler arkandan konuşuyorlar şimdi. Kimisi "çılgınlık" diyor, kimisi "dinsizlik", kimisi de akıl tutulması... Onların seni anlamasını zaten beklemiyordum. Senin o parlak, o korkusuz zekânı kavrayamayacak kadar karanlıktalar. Ama ben buradayım. Senin yarım bıraktığın, daha doğrusu o korkunç sonla mühürlediğin o bayrağı devralmak zorundayım. Sana söz veriyorum dostum; adını o cehalet çamuruna yatırmalarına müsaade etmeyeceğim. Senin düşüncelerini, edebiyata kazandırmak istediğin o yalın gerçeği, fenne olan o tutkulu sevgini bir bir yazacağım. Bir monografi hazırlayacağım senin için. İnsanlar Beşir Fuad’ın sadece kendi kanıyla mektup yazan bir müntahir değil; bu topraklara hakikati, mevcudatı ve ilmi getirmek için kendi varlığını feda eden cesur bir zihin olduğunu anlayacaklar. Sen o neşteri vurup karanlığa çekildin ama arkanda bıraktığın o hakikat ışığı hâlâ masamı aydınlatıyor. Karabibik’i yazarken, toprağı ve insanı tahlil ederken senin o soğukkanlı gözlerin hep üzerimde olacak, biliyorum. Gözlerin kapanırken aradığın o fen sırrına erdin mi bilmem... Ama benim için bu dünyadaki en büyük hakikat, artık senin yokluğundur.
Dostun, fikirdaşın
Nabizade Nazım
YAŞAMI
Nabizade Nazım (asıl adı Ahmed Nazım), 1862’de İstanbul Nişantaşı’nda doğdu. Babası Nabi Efendi’dir. Annesini hiç tanımadı; babasını da küçük yaşta kaybetti. Bu yüzden ninesi, üvey anne ve dadıların elinde büyüdü. Çocukluğu zor ve mutsuz geçti.
İlköğrenimini mahalle mektebinde tamamladıktan sonra Fevziye Rüşdiyesi ve Beşiktaş Askeri Rüşdiyesi’nde okudu. Ardından Mühendishane-i Berri-i Hümayun’a girdi. 1884’te topçu mülazım-ı sanisi olarak mezun oldu. Öğrenimine Mekteb-i Harbiye’de devam etti ve 1886/1887’de Erkân-ı Harbiye yüzbaşısı oldu.
Kendi okulunda matematik, istihkâm ve topografya dersleri verdi. Araştırma ve keşif görevleriyle Suriye’de, Kaş’ta ve Manastır’da bulundu; kolağası rütbesine yükseldi. 1891’de Ayşe Naciye Hanım’la evlendi. Kısa süre sonra kemik veremine yakalandı. Haydarpaşa Hastanesi’nde tedavi gördüyse de iyileşemedi ve 6 Ağustos 1893’te İstanbul’da 31 yaşında vefat etti. Mezarı Üsküdar Karacaahmet Mezarlığı’ndadır.
ARDINDAN
Nabizade Nazım’ın 1893’teki ölümünden sonra edebiyat camiasında (özellikle Servet-i Fünun çevresinde) söylenenler genel olarak üzüntü ve takdir ağırlıklıdır. Keskin olumsuz saldırılar pek görülmez; daha çok “genç yaşta kaybedilen umut vaat eden bir yetenek” havası hâkimdir.
Ahmet İhsan Tokgöz (Servet-i Fünun sahibi), ölümünden hemen sonra (17 Ağustos 1893 sayısında) uzun bir yazı yayımladı. Onu kardeş gibi sevdiğini, edebî gücüne hayran olduğunu açıkça belirtti. En güçlü yanının edebî eleştiri olduğunu, ardından kısa hikâyelerinin ve bilimsel çalışmalarının geldiğini söyledi. “Hakikaten bir şairdi.” diyerek özellikle sonraki şiirlerini övdü. Çalışkanlığını, zekâsını ve asker-ilim adamı kimliğini vurguladı. Hastalığı sırasında birkaç kez yanlış ölüm haberi çıkmasını ve Nazım’ın buna “Yalan değil, yalnız az acele etmiş!” diye gülümseyerek karşılık vermesini anlattı. Büyük bir hüzünle zavallı yakın çevresi (Mahmud Sadık ve Servet-i Fünun yazarları) Zehra’yı ölümünden sonra tefrika edip kitaplaştırarak ona sahip çıktı. Bu, onun değerli görüldüğünün somut göstergesidir.
Dönemin genel havası: Realizme/natüralizme öncülük eden, sade dil kullanan, gözleme dayalı yazılar yazan genç bir kalem olarak saygı görüyordu. Kısa ömrüne rağmen verimli çalıştığı için “kaybedilen ümit” olarak anıldı.
Eleştirel / olumsuz taraflar: Şiirleri hakkında (özellikle erken dönem Heves Ettim) hem kendisi hem çevresi daha mesafeliydi. Ahmet İhsan bile Nazım’ın sonradan o tarzdan uzaklaştığını, vezin ve klasik aşk temalarına fazla bağlandığını not düşmüştü. Şiirleri “heves” seviyesinde görüldü; asıl gücü nesirde arandı.
Roman ve hikâyelerinde teknik eleştiriler (özellikle Zehra için): Entrikaya aşırı yer vermesi, trajik sona bağlı kalması gibi dönem alışkanlıklarından kaynaklanan kusurlar sonradan dile getirildi. Bunlar ölümünden hemen sonra değil, daha çok 1896’daki tefrika ve sonraki yıllarda ortaya çıktı.
ESERLERİ
"Heves Ettim" (şiir, 1885), "Minimini-yahut-Yine Heves" (şiir, 1886), "Yadigarlarım" (anı-öykü, 1886), "Zavallı Kız" (öykü, 1890), "Bir Hatıra" (öykü, 1890), Karabibik (roman, 1891), "Sevda" (öykü, 1891), "Mini Mini Mektepli (okuma ve yazma parçaları, 1891), "Hala Güzel" (öykü, 1891), "Haspa" (öykü, 1891), "Seyyie-i Tesamüh" (-hoşgörünün kötülüğü-uzun öykü, 1892), Esatir (mitoloji, 1892), Aynalar (fizik kitabı, 1892), Zehra (roman, 1896)
KAYNAKÇA
https://tr.wikipedia.org/wiki/Nabiz%C3%A2de_N%C3%A2z%C4%B1m
https://islamansiklopedisi.org.tr/nabizade-nazim
https://www.gzt.com/kultur/nabizade-nzimin-hastaligi-ve-olumune-dair-unutulan-detaylar-nasil-ortaya-cikti-3767740
https://kureansiklopedi.com/tr/detay/nabizade-nazim-2
https://www.turkedebiyati.org/nabizade-nazim/
https://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/nabizade-nazim
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1300681
https://www.biyografi.net/kisi-nabizade-nazim-817/
https://www.sonersadikoglu.com/nabizade-naz-m.html
***
Editör: Deniz İmre














































