Kulaklarımı sağır edercesine, bağırıyor. Susturamıyorum. Veya düşünce saflığı… Bir ütopya dahi olsa önemsiz mi, gereksiz mi, hedeflenmemeli mi?
Bir fabrikada çalışıyorum. Kendimi motive ederek. Bir işimin olması harika, gerçekten. İş hayatında tatmin olmak gibi bir amacım da yok zaten. Araştırıyorum, yazıyorum yazarak öğreniyorum, farklı toplantılara katılıyorum. İşyerinde verilebilecek diğer bir görevle de yetinebileceğimi sanmıyorum. Buna rağmen eleştiriyorum. Haklıyım da. Ancak memnuniyetsizliğimin bana veya ortama, insanlara yansımalarından emin olamıyorum.
Bir bayan, yirmi yaşlarında. Çocuk denebilir, çocukça, yaşı gibi ruhu da. Veya samimi, senli benli, içi dışı bir. Gıllıgışlı, ikircikli değil… Geçenlerde üç-beş kişi bir arızayı gidermeye çalışıyorlardı. Daha önce aynı şeyi ben de yaşadığım için çözümü biliyordum. Gittim ve sessiz sedasız hallediverdim. Bir Fatih edası ile ayrıldım oradan. Fark ettirmemeye çalıştım ama anlamışlar mıdır ki? Bu arkadaşımız bir süre sonra yanıma geldi ve beni tebrik etti.
Masumiyetinin bir göstergesi midir yaptığı yoksa başarı çıtasının yüksek olmayışı mı? Herkesin farklı konularda bilgisi, tecrübesi olabilir, dedim. Ben de sizin bildiklerinizi bilmiyor olabilirim. Erdemim midir bunu söyleten yoksa enaniyetim mi? Tavrım doğru dahi olsa… Çünkü çözümümün beni yücelteceğini düşünmüyorum.
Bir başka iş arkadaşım. Yine yirmi yaşlarında. Elini göğsüne koyarak selam veriyor. Tiksiniyordum belki de hala. Çünkü samimi gelmiyordu. Akıllı, eli işe yatkın ama kafası başka yerlerde, dağınık. Dakikalarla ölçülebilecek çalışma süresi sonrası birisi ile sohbete dalar. Hiç utanmadan sıkılmadan arazi olur. Yakınlarda yardım etmesi için yanıma verdiler. İsyan duygum saniyeler içinde tavan yaptı. Neler hesap ettim, nasıl sakinleştim bilemedim. Sustum. Çalışmama devam ettim.
Sanki yalnızım. Ondan bir şey beklemeden. Hayat zor, dedi bana. Herkesin onu tembel görmesinden yakındı. Başkalarının sözlerine kulak asmamasını söyledim. Doğru bildiğini yapmaya devam etmesini. İtilmiş kakılmış, sanki. Ailede, okulda, arkadaş ortamında. Kabiliyetlerini geliştirebileceği bir ortam bulamamış. Kendisi ile yüzleşmesi için bir kaç söz söyledim. İşte o kadar. Ona karşı gerçek bir merhamet duygum olmadan, onun masumiyetine inanmadan ne kadar etkili olabilir ki…
Engelli bir arkadaşım var. Onunla neden dostluk yapıyorum, bilmem. Mutlaka bana dokunan bir tarafı vardır. Genel kriterlerimden birisidir bu. Kendim için es geçemem. Ona yardım etmek istiyor da olabilirim, yardım ediyor olmamın bana katacağı değeri düşünerek. Belki de yalnızlığımı onda buluyorum ve birlikte zaman geçirerek bir nefes almaktır gayretim.
Ancak ona nasıl yardım edebilirim, henüz keşfedemedim. Özellikle de iç sesimi susturmadan. Hayata tutunmaya çalışan böyle bir insan, hangi argümanlarla iç dünyasında dengelerini kurabilir ki? Genel görüş, özel olduğunu hissettirmememizin gereği. Ama özelde neyi, nasıl algıladığını kim bilebilir?
Aslında kelimelerine kendimce anlam yüklüyor olmama gerek bile yok. Açıkça söylüyor kendisi. Benim gibi hayatı olsa milyarlarca borca razı.
Geçenlerde, ne zaman ziyarete gelmeyi düşündüğümü, sordu. Düşünmek kelimesine takıldım. Planlamak değil, müsait olmak, engelin olmaması, sağlık, sıhhat, istek, motivasyon… Değil. Onu ziyarete gitmiyorsam istemediğimdendir suçlaması seziyorum sanki. Biraz abarttığımı düşünenler olabilir. Belki de haklıdırlar. Doğru dahi olsa, geçebilmeliyim çünkü. Hem, muhataplarımızın kelimeleri iç dünyalarından izler taşıyor olsa bile algılarımız bizim iç dünyamıza göredir.
İç sesim… Bir anlık susturabilsem, bazı şeyleri farklı yapmam, birlikte gülmem, ağlamam, paylaşmam mümkün olabilir mi acaba? Benim için, bizim, hepimiz için…
Çünkü biliyor olmak problemlerimizi çözmüyor, huzur vermiyor.
Sedat İlhan
Yeni İşim-2
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı 28 / Yedi Diyar Yedi Savaş
Musa Aşkın
Veda Edebilmeyi Bilmek
Ebru Bozcuk
Yılkı Atları
Ahmet Furkan Demir
Teknofest Güneydoğu
Hüseyin Uyar
Distopya
Serhan Poyraz
Kırmızı Pazartesi / Gabrıel Garcıa Marquez
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Bütün Mesele
Cengiz Hortoğlu
Evine Hoş Geldin
Suna Türkmen Güngör
Bugün de Buradayım
Dilek Tuna Memişoğlu
80'ler Bizim Rengimizdi Bizim Zamanlarımızdı
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Hakan Cucunel
Avrupa Düşünce Dünyasına Bir Bakış
Deniz İmre
Normali Neden Kutsuyoruz
Nevin Bahtişen
Yarım Kalan ve Ufuktaki Düşler
Şükrü Doruk
Şiire Dair
Hamiyet Su Kopartan
Türkçemizin İncelikleri (I)
Mehmet Şahan
Paylaşmak /3
Gevher Aktaş Demirkaya
Perde Arkasındaki Söz Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü
Yusuf Sarıkaya
Paşaköy Hasan Paşa Camii / Yozgat
Hilmi Yavuz
Selahattin Hilav
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar