"Birbirimize ışık olamaz mıyız?" Düşünüyorum. Bu tavır hayatımızda pek çok şeyi kolaylaştırabilirdi aslında. Ama neden bunu gerçekleyemiyoruz? Birlikte bulmaya çalışalım. Sizlerle tamam olabilir ancak. Umarım, beklerim. Ama kendimiz için. Çünkü başkaları adına karar veremiyoruz.
Soru mu daha önemlidir yoksa cevap mı? Soruları mı bilmek isteyelim yoksa cevapları mı? Bilmediğimiz bir şeyi sorabilir miyiz? Neden sorarız soruyorsak? Tüm soruları teke indirmek mümkün mü? Veya bir soruya verilen cevapları birleştirebilir miyiz?
Konuya, "Gerçekleyemiyoruz." tezi ile giriş yapmışım. Dostum uyardı. Birbirlerinin düşünce dünyalarını genişletmek, geliştirmek üzere karşılıklı fikir alışverişi yapanlar olabilir. Doğrudur. Zaten, "Yanlışlamak" bakış açısıyla hareket edenler kendi ışıklarında boğulabilirler. Veya şöyle soralım, "Sorulara – cevaplara sahip olduğumuzca hayatımız, tavrımız nasıl değişebilir?"
Ve ilk bakışta birbiri ile çeliştiği sanılabilecek iki cümlem: Birlikte öğrenme isteğiyle kendimiz için motivasyonu. Ancak pratikte bu bir zorunluluktur. Daha fazla soruya, bakış açısına ihtiyaç duyuyorsak bunu aydınlanmanın bir yöntemi olarak görüyorsak daha farklı insanlarla görüşmeliyiz. Diğerlerinin bu konudaki isteksizlikleri bize, "Dur!" dememeli, mazeret olmamalı.
Böyle bir konu neden gündemime girdi, örnekleyeyim. Yıllarca fikir alışverişi yaptığımız dostlarım var. Bir an geliyor, sanki hiç konuşmamışız gibi tepki alabiliyorum. Şok oluyorum. Söylemlerime karşılık kendi düşüncelerini duyabilmiş olsaydım kendimi geliştirebilirdim. Onları bir konuma koyar, beklentimi düşürebilirdim. Fanusta yaşamalarını keyifle seyredebilirdim. Anlayabilecekleri veya kabul edebilecekleri cümleleri söyleyebilirdim. Farklı düşündüğümü belirterek susabilirdim. Zor gelse de yapabilirdim bunu. Sanırım başarabilirdim.
Veya bir ortamda "Rekabet, insanların en büyük günahıdır, hatasıdır, açmazıdır!" söylemime karşılık dünyanın, insanlığın bir problemine çözüm sunma gayretinde bulunan akademisyen, "Eşler arasında bile rekabet vardır. Rekabetin olmadığı bir alan yoktur." demişti. Bu diyaloğu nereye koyacağımı bilememiştim. Tanımlamayı çözüm görsem "Çözümsüz, grupçu, anlayışsız, saygısız." diyebilirdim.
Bu örnekte bir anlık yüzeysellikle, "Rekabet vardır cümlesi de farklılıktır" diyenler çıkabilir. Ancak buna zaten itiraz edilmiyor. Bu cümle ile yeni bir şey öğretilmiyor. Aksine, rekabetin insan hayatındaki yeri, nelere yol açabildiği vb. soruların, çözümün, diyaloğun, anlayışın, saygının önü kapatılıyor.
Ve bir sohbette, "Genelleme yapmayınız." diye uyarıldığımda nedenlerimi sıralamıştım. Doğru, yanlış veya farklı… Herhangi bir yorum yapılmamıştı. Söylediklerimi anladı mı, kabul etti mi veya ne anladı? Bilemiyorum ama öğrenmek isterdim. Soramadım. Kabul ediyorum ki hamlığımdandır hatta önyargılarımdan, bildiğimi sandığımdan…
Yoksa sorardım, "Genelleme yapılmasında nasıl bir problem görüyorsunuz? Olası zararları nelerdir? Genelleme yapmadan nasıl bir yol haritası çizebiliyorsunuz, nasıl tavır belirliyorsunuz? Genellemeyi nasıl algılıyorsunuz, ne hissettiriyor? Genelleme içine kendimizi dahil edebiliyor muyuz? Genelleme yapılmadığında hadiselerin oyuncağı olmaktan nasıl kurtulabiliriz?"
Biraz da teknik olarak konuya odaklanalım. Diyelim ki bir sorumuz var, "İnsan nedir?" Tüm cevapları masaya yatıralım. Birbiri ile taban tabana zıt olanlar da var. Ne yapabiliriz? İşimize gelenleri kabul edip diğerlerini yok saymak çözüm olabilir mi? Böyle bir yöntem ile insanın ne olduğunu anlamamız mümkün müdür? Bu noktada kalarak mutlu, mesut hepimiz için, hep birlikte yaşanılası baharlara yol bulabilir miyiz? Bence hayır!
Burada kalakaldım şimdi. Ne diyeceğimi bilemiyorum. Aradığım şey, "Bu yol uzundur, menzili çoktur, geçidi yoktur, derin sular var." dizelerinde gizli sanki. Neden herkes Yunus olamıyor? Hadiselerin üzerine çıkarak söylenenlerin ötesini göremiyor? Nedir engel olan o şey?
Kendimize toplumda bir yer arıyorsak bulmak zor değil. Her cevabın kabul edeni var. Her fikrin takipçisi, her sözün alkışcısı… Ama gerçeği arıyorsak? "İnsan, özgün bir varlıktır" diyebilmek, doğru tavır geliştirebilmek, kendimiz olabilmek için… Tüm sorulara ve cevaplara ihtiyacımız var.
***
Sedat İlhan
Kurduğum Dengelerim /2
Mehmet Şahan
Paylaşmak /2
Gevher Aktaş Demirkaya
Han Duvarlarında Anadolu
Yusuf Sarıkaya
Kadim Değerimiz Komşuluk
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı /7 - İstasyonda İki Kız Kardeş
Hakan Cucunel
Şubat
Ebru Bozcuk
Lilith Efsanesi
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Hamiyet Su Kopartan
Sağlıcakla
Deniz İmre
Bukowski Haklıydı: Özgürlük Dediğin Şey Bazen Yalnızlıktır
Musa Aşkın
Eğer
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Gönle Hüzün Düştü
Serhan Poyraz
1933 Berbat Bir Yıldı / John Fante
Ahmet Furkan Demir
Pasife Alınmış Hayatlar
Dilek Tuna Memişoğlu
Canım Çocuklar
Hüseyin Uyar
Dilaver'in Entelektüel Durumu Hakkında
Suna Türkmen Güngör
Endeeni Eledivesen Diyom
Nevin Bahtişen
Mutlu Yarınlar İçin
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Hilmi Yavuz
Kayboluş ve Yıkım
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Şükrü Doruk
Alma Ağacı
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar