Felsefe Kulübü’ndeki sunum başlığım. Altını doldurmaya çalışıyorum şu sıralar. Düşünüyorum. İç dünyamdaki dengelerimi tekrar ve tekrar ele alıyorum. Çünkü sözlü iletişim yazılıdan çok farklı. Tüm duygularımız doyurulmadığı sürece söylemlerimiz birbiri ile uyumlu olmayabiliyor. Anlatımlarımızda içimizde ne var ise ortaya dökülüveriyor. Niyetlerimiz, şüphelerimiz, sorularımız, kabul edemediklerimiz…
Aslında bunları saklamak gibi bir gayretim yok. Çözüm arayanlar, bulanlar ve paylaşmaya hazır olanlarla birlikte ele almaya her zaman hazırım. Ancak muhataplarımızın anlık durumlarını değerlendirerek iletişimi yönetebilmek erdemimizin gereğidir. Tutarlı olmanın ve insanların kendilerine özel öğrenme süreçlerine saygının gereği.
Nedense bu konuyu yazmakta zorlanıyorum. Bir tıkanıklık olmalı ama ne? Yoksa işin ucu bana mı dokunuyor? Yapamadıklarım veya bulduğumu sandıklarım, hayattan kopuk söylemlerim. İlkelerimiz, realitelerimiz, insanlığımız…
Sosyal medyada bir paylaşım okudum. Dostoyevski’nin “Ölüler Evinden Anılar” kitabından alıntı. Hapishanede mahkumların tekme attığı köpeğe sevgi ile yaklaşmak ister yazar. Köpek acı acı inleyerek kaçar. Sürekli dövülmeye alışmıştır çünkü. Bu konuda bir skeç de seyretmiştim eskilerde. Hayatın içinde sürekli itilen kakılan insanlar, lokantada kendilerine saygı ile hizmet edilmesini garipserler. Doğal(!) olanı tercih ederler. Saygısızlığı… Örneklerin sadece kitaplarda, skeçlerde olmasını isterdim veya sadece örneklerde kalmasını. Yine sosyal medyada paylaşılan bir videoda satıcının, ürünü müşterinin kafasına vurduğunu gördüm. Ve dükkanın önünde uzayan sırayı…
“Dermân arardım derdime, derdim bana dermân imiş. Bürhân sorardım aslıma aslım bana bürhân imiş“ der Niyazi. Kimseden şikayet etmeye hakkım/ız yok. İnandığımız her ne ise yapayalnız kalma pahasına, gerçeklemeye çalışmaya devam etmekten başkaca çözüm düşünemiyorum.
Gurupçuluğun zirve yaptığı bir ortamda yaşıyoruz. Farklı bir düşünce ile karşılaştığımızda hemencecik susturmaya, kalıplarımızın içine sokmaya çalışıyoruz. Sosyal medya algoritması da bunu destekliyor. Önümüze öyle paylaşımlar geliyor ki, sanki herkes bizim gibi düşünüyor. Bu manipülasyonun farkında değil miyiz, gerçekten inanıyor muyuz yoksa aldanmak mı istiyoruz?
Acı olan şu ki, bunları yazıyorsam benim de farklılıklara açık olduğum söylenemez. Aslolan veya ulaşılabilecek olan zirve, farklılıkları fark görmemek olmalı. Sanırım bu yeni bir aşama, bir adım, söylem. Sağını solunu, üstünü altını, önünü arkasını irdelemeliyim.
Görülen o ki, problemim, ilkelerimin beni aşması, benden fersah fersah ileride koşması. Buna rağmen onları bırakmak istemiyorum. Hayatın içinde kalmaya gayret ederek.
İlkelerim… Doğruluğundan herhangi bir şüphem olmadığı halde her zaman, küçük veya büyük, üzen veya sevindiren her hadisede yeniden ele almaya çalışıyorum. Sorguluyorum. Hem emin olabilmek hem de genişletebilmek, geliştirebilmek için buna ihtiyaç duymaktayım. Tabii ki, insanlarla kaliteli bir iletişim gerçekleyebilmek için de gereklidir bu. Tezlerimi sürüyorum ortaya. Onların irdelemelerine müsaade ediyorum. Açmazlarında doğruluyorum, doğrularında geliştiriyorum kendimi. Bunu yapabiliyorsam, yapmaya çalışıyorsam ilkelerimden vazgeçmek zorunda mıyım?
Bu sefer çok zorlandım nedense. Mutlaka başka hadiselerin de etkisi vardır. Yakın zamanda beni üzen diğerlerinin.
Farklılıkları fark görmemenin en uygun çözümleri bulabilmek için bir şart olduğunu düşünüyorum ama farkı görüyorum. Farklılıklara açık olduğunu iddia eden bir grup karşısında farklılıkları fark görmemenin gereğini anlatmaya çalışacağım. Bu sunumu yapabiliyorsam gurubun, iddiasında bir derece haklı olduğu söylenebilir. Ve onlara yanlış olduklarını ispat etmek gibi bir niyetim olamaz, olmamalı.
Problem nedir o zaman? Herkesin mutlu mesut yaşadığı bir ortamda, hala hepimiz için hep birlikte, mutlu mesut yaşamaya bir yol arayan ben!
Susmak bir çözüm olabilir mi veya neyi, nasıl konuşalım?
Konuşacak isek…
***
Sedat İlhan
Kurduğum Dengelerim /5
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı-20 / Gölge Güçlerin Yükselişi
Deniz İmre
Herkes Celladıdır Kendi Ömrünün
Serhan Poyraz
Gündoğumu / Joan Baez
Hakan Cucunel
Canvermezler Tekkesi
Musa Aşkın
Kuyruğun Söylediği
Ebru Bozcuk
Bu Topraklardan Bir 'Ümit Yaşar Oğuzcan' Geçti
Şükrü Doruk
Şiire Dair
Cengiz Hortoğlu
Evine Hoş Geldin
Ümmügülsüm Hasyıldırım
İyilik Bulaşıcıdır
Nevin Bahtişen
Hayat Döngüsü
Hamiyet Su Kopartan
Türkçemizin İncelikleri (I)
Suna Türkmen Güngör
Çağları Aşan Gönül Yolcusu / Yunus Emre
Dilek Tuna Memişoğlu
Ah Srebrenitsa
Mehmet Şahan
Paylaşmak /3
Gevher Aktaş Demirkaya
Perde Arkasındaki Söz Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü
Hüseyin Uyar
Değerli Yalnızlık
Ahmet Furkan Demir
Enver Paşa
Yusuf Sarıkaya
Paşaköy Hasan Paşa Camii / Yozgat
Hilmi Yavuz
Selahattin Hilav
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar