Formüllerim, tezlerim, kriterlerim… İnsana, hayata dair… Bir hazan rüzgârı esti sanki. Sonbahar mıydı yaşadığım yoksa? Ayrılığı, yıkılışı anlatmak için destanlaştırdığımız o güzelim sonbahar… Sarının, kırmızının binbir tonu ile bir başka heybetlidir oysa. Edindiğimiz tecrübeler uğruna ödediğimiz bedellerden kurtulma fırsatıdır bir nevi. Saflaşmanın, yeniden dirilişe hazırlanmanın adıdır o. Severim sonbaharı, en az ilkbahar kadar.
Anlık duygularımın üç temel nedeni var gibi görünüyor. Arayışlarımla geldiğim nokta veya öğrenme yolculuğumun bir aşaması, ticari işlere odaklanmam ve bir dostumun sözleri.
Bazılarının, "Bir insan ile iletişimden neden bu kadar etkileniyorsunuz?" dediğini duyar gibi oluyorum. Evet, yaşam felsefemin en önemli kurallarından birisidir bu. Garipseyenleri normal görmeyi hedeflediğim gibi. Onlar fanuslarında mutlu mesut yaşamaya devam edebilirler.
Bir insana odaklandığımızda tüm insanlığı anlamak mümkün olabilir. Ancak bu bana kolay gelmiyor. Çıkarımlarımızın doğru olduğunu bilebilmek üzere başka örneklere müracat etmek daha emin bir yöntem. Veya zaman ve zemin sınırları koymadan mümkün olduğunca fazla insanı masaya yatırmak. Seçmeden, ayırmadan, dışlamadan, tanımlamadan…
Böyle bir çalışmayı ne kadar ilerletebilirsek insanlığı o kadar anlayabiliriz. Ve insanlığı ne kadar anlayabilirsek kendimizi o kadar bilebiliriz. Bunun başkaca bir yöntemi var mıdır, bilemiyorum. Bilen söyleyiverse uğraştan kurtulabilirim ve ona minnettar olurum. Sizlerle tamam olabilir ancak. Umarım, beklerim.
Evet, öncelikle biraz dostumdan bahsedeyim. Onun benim yanımdaki değerini göz önüne koyayım ki yaşadıklarım anlamlı olsun. İsmiyle cismiyle birçok ortak noktamız var onunla. Okul yıllarımdan arkadaşım. Yaşıt olmamıza rağmen iki yıl arkamdan gelir. Sınav sonuçlarımız asıldığında benimkileri görüp hakkımda iyi şeyler düşünmemiş. Ama sonra kendisi de aynı notları aldığını görür ve itiraf eder. Bazı konularda hâlâ arkamdan geliyor olabilir. Bunun bir önemi yok tabii ki. Kim, kime, nasıl örnek olur? Bilinmez...
Gençliğin verdiği heyecan ile çok kalp kırdığım dönemde onunla gülebiliyordum. "İyilik edeceksin ve unutacaksın" derdi. Sonra unuttuğunu da unutacaksın. Yıllar sonra yolumuz yeniden kesişti. Ağarmış kıvırcık saçları, dışa fırlamış gözleri… İçimdeki çocuk onunla nefes alabiliyor biraz. Bir şey yapmasına gerek olmadan kahkahayı basasım geliyor, hatta basıyorum. Bu arada şunu belirtmek isterim. Gülmeye karşı değilim. İnsan gülmeli, gülebilmeli. Ama yürekten…
Umarım, "Yürekten gülüş nasıl olur?" diye soran çıkmaz. Bu soruya şu anda odaklanamıyorum. Hayrolsun.
Arkadaşımın keskin bir zekası var. Gerçi bazen beni boşa çıkarmak için de kullanıyor ama… Söylemlerimizin, muhataplarımız tarafından irdelenmesi tercih edilmeli. Her sözümüze, "Amenna" diyen ya aptaldır ya da bizimle dalga geçiyor.
Yıllar sonra onunla karşılaştığımızda ona ihtiyarladığını söylemiştim. Onda kendimi gördüğümü hatırlatmıştı. Bu bana ders olmuş. Her ne zaman birisine yaşıyla, dış görünüşü ile ilgili bir şey söyleyecek olsam gözümün önüne gelir.
Sohbetimiz arasında, "Edep, edepsizden öğrenilir." demiştim. "Hayır" demişti, "Edepliden de öğrenilebilir." İrdelenebilir, irdelenmeli, irdeleyeceğim. Ama söyleneni duyması ve kabul etmediğini belirtebilmesi takdire şayandır. Aradığım, özlediğim iletişim…
"Muhatabımıza ettiğimiz dualar verdiğimiz hükümlerden izler taşıyor olabilir" demiştim. Doğru yolda olmadığını düşünüyorsak doğru yol dileriz, mesela. "Hayır" demişti. Haklıdır. Bu kriterimi değiştirmem, daha genellemem gerekiyor. Hükümlerimiz ve hissettiklerimiz desek, tamam olabilir mi?
Birkaç hafta önce idi. Söz arasında ona, "İnsanları anlamak zorundayız." dedim. "Hayır!" dedi, "Anlamak zorunda değiliz." Beni silip atan bir itiraz bu. Yine de kabul edebilirim. Belki de doğrudur. Zaten, "Her insan haklıdır!" derdim. Onu yanlışlamak gibi bir gayretim de yok. Aksine, anlamak istiyorum. BEN‘i tekrardan inşa etmek…
***
Ayşe Parlar Gürkan
Gerçek Olmadan Önce
Ümmügülsüm Hasyıldırım
İşte O An
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı 29 / Yedi Diyar Yedi Savaş
Hilmi Yavuz
Post-Truth [Hakikat-Sonrası] Travmalara Karşı Hakikat’i Söyleyebilme Cesareti: Parrhesia
Dilek Tuna Memişoğlu
Üzgünüz İstanbul
Şükrü Doruk
Oyalı Kâse Romanı Işığında Tesbitler
Sedat İlhan
Yeni İşim /2
Musa Aşkın
Veda Edebilmeyi Bilmek
Ebru Bozcuk
Yılkı Atları
Ahmet Furkan Demir
Teknofest Güneydoğu
Hüseyin Uyar
Distopya
Serhan Poyraz
Kırmızı Pazartesi / Gabrıel Garcıa Marquez
Cengiz Hortoğlu
Evine Hoş Geldin
Suna Türkmen Güngör
Bugün de Buradayım
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Hakan Cucunel
Avrupa Düşünce Dünyasına Bir Bakış
Deniz İmre
Normali Neden Kutsuyoruz
Nevin Bahtişen
Yarım Kalan ve Ufuktaki Düşler
Hamiyet Su Kopartan
Türkçemizin İncelikleri (I)
Mehmet Şahan
Paylaşmak /3
Gevher Aktaş Demirkaya
Perde Arkasındaki Söz Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü
Yusuf Sarıkaya
Paşaköy Hasan Paşa Camii / Yozgat
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar