Dostum bir video gönderdi. Birçok kez bir araya gelip fikir alışverişi yapmıştık. Beni bilir yani. Hassasiyetlerimi, arayışlarımı, bulduğumu sanışlarımı… Kesinlikle samimiyetinden şüphem yok. Ama hiç mi hiç problemimiz yokmuş gibi davranabilmesini anlayamıyorum, henüz. Benden de beklediği, bana tavsiye ettiği de bu. Onu hafife almıyorum. Yeterince öğrendiğimde sadece kendi etki alanıma odaklanabilirim, sakince, bilgece. Ondan önderlik yapmasını bekliyorum. Nasip…
Böyle bir durumda muhatabım bana dökümanı gönderendir. Bana bir mesaj vermek istemiştir. Önemserim, ararım. Ve karşı bildirimde bulunmayı saygımın gereği görürüm. Bazen sözüm bittiğinde; “Hayrolsun.“ deyip geçtiğim olmuştur, nadiren, ne yazık ki.
Videonun yaklaşık yarısını izledim. Tek kelime ile fiyasko diyebilirim. Beklenen şey. Veya bana bakan yönü ile en iyiyi, mükemmeli arayışlarım…
Âlim nedir, kime âlim denilir, bir sertifika gerekiyor mu? Bunları sorgulamıyorum.
Yıllar önce idi. Bir arkadaşın köyüne ziyarete gitmiştim. Babası ile tanıştım. Oğluna yaklaşımı hiç de alışılmış değildi. Sen bilirsin, diyordu resmen. Bilgece, bilmenin ötesine geçmiş olmalı. Çiftçilik yapıyordu. Evinin bahçesi, bahçesinde meyve ağaçları vardı ama duvarı yoktu. Öyle hatırlıyorum. Ve ekledi; “Komşuların çocukları dalından koparırlar, yıkamadan yerler diye ilaç kullanmıyorum.“
Bence bu ağabeyimiz hem âlimdir hem de çiftçi. Şimdiki aklım olsa elini öperdim. Bir sülük gibi yapışır dengelerinde, derinliklerinde seyahata çıkardım.
Yine yıllar önce idi. Bir dostum kendisine izin verilerek emanet edilen bahçeye götürdü beni. Domates, biber, patlıcan… Koparırken içim bir hoş oldu. Biraz tefekkür…
Maaşlı çalışan birisinin ay sonunda aldığı toplu para bir zenginlik gibi gelmekte. Esnaflık yaparken anlıyor insan. Her gün gelecek olan müşteriyi beklerken. Ya çiftçilik? Zamanında tarlanın sürülmesi, mümkün ise sulanması, tohumun atılması, gübre, ilaç… Duadır bunlar. Nasibince toplar ürününü. Koyunları, keçileri, olur, köpeği, kedisi. Doğuma, ölüme, anneliğe şahitlik eder, defalarca hem de. Demek istediğim şey çiftçi, âlim olabilir. Bir nevi yapılan işin fıtratıdır bu. Ama âlimin çiftçi olması? Gayret gerektirir.
Her çiftçi âlim midir? Tabii ki olmayabilir, her âlimin âlim olmadığı gibi. Her çiftçi çiftçi bile olmayabilir.
Hayvanlara yardım edenleri görüyorum videolarda. Kanguru yavrusu büyütülüyor birisinde, ibretlik. Çünkü ilgilenen kişi, giyinişiyle, zıplayışıyla, kese taşımasıyla doğallığı yaşatıyor yavruya. Sadece karnını doyurmuyor, başını okşamıyor.
Geçenlerde bir köpeği severken düşündüm. Normalde bilirsiniz ki, sevildiklerinde köpekler de karşılık verirler, yalayarak. İzin vermedim buna. Sizce sevmiş sayılır mıyım?
Grupçuluk, her yerde. Kötü olup olmaması nasıl algıladığımıza bağlı. Dostum, “Nefsini, enaniyetini at havuza, kurtul!“ der. Yok ol havuzda! Anlamak istediğimiz gibi anlıyoruz. Ben o havuzdayım yine. Rengimi, kokumu, tadımı vermişim. Havuz BEN olmuşum hatta. Öyle bir havuza can kurban. Diğerlerinin tecrübelerini, bilgilerini alabilmek ne harika.
Ama grupçuluk, bir araya gelmek, birilerine güç vermek, güç devşirmek, diğerlerine saydırmak ise ben yokum. Özür…
Bilmek kutsanıyor, genel bir hastalığımız. Bilmek öğrenmeye engeldir çünkü. Kutsamak ise bedel istemek. Bileni kutsamak biraz kendi sorumluluklarımızdan kaçmak gibi görünüyor. Güzel ise öğrenelim, hep birlikte…
Dediğim gibi muhatabım dostumdur. Tepkim de dostumadır. Büyük dairede olanlar kafamı döndürmekte. Ortam ısınıyor. Filler tepiniyor. Varılmak istenen veya varılabilecek olan sonuç nedir? Cevabını dostların vefasında arıyorum. Herşeyin güllük gülistanlık olacağına dair işaretleri henüz göremiyorum, ne yazık ki. Ve bu konuda yanılmış olmayı gerçekten canı gönülden istiyorum.
Neden mevcudu yeterli gördüğümüzü anlayamıyorum. Veya ne Firavun’a yaranabildim ne de Musa olabildim. Araftayım. Hüküm Allah’ın. Bir izin verse neler söylerdim. Bir yanım İbn-i Arabi’yi özler, diğer yanım Geylani’yi. 40 yıllık dostlarım, sanki. Buna rağmen kanlı canlı karşımda otursalardı, neler yaşanırdı, düşünemiyorum. Veya sadece insanlığımız…
Belki Musa olabilmek herkesi Musa bilmektir. Firavun olmamak, kendini Musa bilmemek…
Çünkü iyi olmak için beni, bizi kabul etmeleri gerekmiyor…
Nevin Bahtişen
Hayatımdan Notlar
Deniz İmre
Yalnızlığın Söz Aldığı Akşamlar
Hüseyin Uyar
Yeni Çağda Dostluk Paradoksu
Yusuf Sarıkaya
Şehirlerimiz
Sedat İlhan
Sosyal Medya Bağımlılığı
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Mehmet Şahan
Edebiyat - Medeniyet ve İnsan
Serhan Poyraz
Yaşlı Adam ve Deniz - Ernest Hemingway
Sami Çelik
Gece ve Sis
Musa Aşkın
Toprağa Dönen Hikâye
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Hayatın Matematiğini Öğrenmek
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Hilmi Yavuz
Kayboluş ve Yıkım
Gevher Aktaş Demirkaya
Ben Yemen Türküsü’nü Söylerken Ata Ağlardı
Mine Çağlıyan
Özgürlük
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Bir Mum Işığına Tutsak
Suna Türkmen Güngör
Ruhun Terazisi
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Dilek Tuna Memişoğlu
Sudan Ağlıyor
Ebru Bozcuk
Yaşam Gustoluğu
Ahmet Furkan Demir
Çağımızın Hastalığı: Gösteriş
Ayfer Güney
Dur
Hamiyet Su Kopartan
Meşguliyet
Turan Demirci
Yapılmayacaklar Listesi
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Hakan Cucunel
Türk Edebiyatı ve Türkçe Edebiyat
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Şükrü Doruk
Alma Ağacı
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Demet Mannaş Kervan
Sözde Hayvanseverin Eseri: Sokak Köpeği
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar