Dostlarımdan. Onları kırdığımı düşündüm. Bu konuda haklı olmak veya olmamak referansım değildir. Çünkü özür dilemenin bizim veya dostlarımızın hayatlarına bakan yönü var. Dahası, haklı olmak, hak iddia etmek; hepimiz için hep birlikte, mutlu mesut yaşamak üzere bir yol bulmaya yetmeyebiliyor.
"Öncelikle prensiplerde anlaşalım" diyerek kendimi garantiye alayım. Çünkü söylediğim pek çok şeyi hayata geçirebildiğimi göremiyorum. Ve prensiplerde anlaştığımızda herkesin kendisine alacağı ders farklı da olsa hayatımız çok daha kolay olabilir.
Haklı olmak bir sorumluluktur. Bir şeylerin yanlış gittiğini görebiliyoruz, demektir. Ve gördüğümüz yanlışları usulünce düzeltmek vazifemiz. Kimseyi kırmadan mümkün olduğunca herkese çözümün bir parçası olduğunu hissettirmeye gayret ederek.
Ve haksız olmak… Kolaylıkla kabul edebildiğimiz bir şey değil. İnsanlığımız, doğru veya yanlış. Kabul edilmeli ve yol haritamız buna göre belirlenmeli.
Haklı olmak veya olmamak…
Konuyu ikiye ayırmakta fayda var. Taraflar arasında maddi bir alışveriş sözkonusu ise bir tarafın haklı olması mümkün. Bunu belirleyebilmek kısmen kolay. Ancak herhangi bir şeyin yapılması veya yapılmaması, nasıl yapılacağının belirlenmesi bilgelik gerektirebilir. Herkes kendi tecrübelerince bir şeyler söyleyebilir.
Burada alınacak en bilge karar, toplumun birlikte aldığı karardır. Çünkü tarafların kendilerince argümanları vardır. Ve hiçbir argüman yok sayılmamalı. Özetle, haksızlığa götüren nedenler yok edilmeye çalışılmalı ve kararlar tüm etkilenenlerin katılımı ile alınmalı.
Diyelim ki alacağımız var. Belki bir alışveriş yaptık belki de yardımcı olmak adına bir miktar borç verdik. Bazılarımızda borçlarını ödeme konusunda isteksizlik olabiliyor. Zaten bizi üzen de bunun olması. Yok olduğunu bildiğimizde gidip boğazına sarılasımız gelmiyor. Haklıyız, kimse buna itiraz edemez. İyiliğimizi daha da ileri götürüp verdiğimizi geri almamamız söz konusu olabilir. Ama bunu kimse bizden istememeli. Ancak şu var ki biz sadece kendi duygularımızı bilebiliriz. Borçlu olanlarınkini borçlulara sormalı.
Belirli bir yaşa gelenlerden duyduğumuz aynı ifadeler. Kendi işini kurmak. Ben denedim. Acemice belki de aptalca. Çünkü girişimcilikte nelerin önemli olduğunu sonradan öğrendim. Bunu yapan sadece ben miyim yoksa kültürümüzde bilgi alışverişinde eksiklik mi var?
Yıllar önceydi. Kendi işini yapmayı denemiş, başaramamış birisiyle yolumuz kesişmişti. Birlikte bir dostu ziyaret etmiştik. Bana çok ağır gelen bir kriterin söylendiğini duymuştum. Aralarındaki samimiyete binaen normal olabilir. Zaten dostum da itiraz etmemişti ve söylendiği gibi yaşamakta idi: Borçlu olan üç öğün yemek yememeli!
Alacağımız var ise hakkımız da vardır. Haklı olduğumuz konu alacağımızdır. Tahsil etmek üzere usulünce girişimlerde bulunabiliriz. Ancak kalp kırmaya hakkımız yok.
Ya "Yan baktı, selamımı almadı!" vb serzenişlerimize ne demeli? Veya herhangi bir konuda karar verirken bizim argümanlarımızın havada kalması? Yine haklı olabiliriz. Ancak hakkımızı aradığımızda değerlerimiz değerini yitirebiliyor. Akıllarda kalan şey bizim tavrımızı nasıl olduğu.
Anlamamak bir kapasite problemi değildir. Kapasitemizin, kullandığımız ölçüde arttığını ve sonsuzluğa uzandığını düşünmekteyim. Kabul etmeyenlere söyleyeceğim sözüm yoktur.
Bir dost ile konuşuyoruz, mesela. Anlamayabiliyor. Çünkü bir ömür boyu edindiği algılarıyla bakıyor konuya, korkularıyla. Dahası, itham bile söz konusu olabiliyor. Haklı olabiliriz ama alacağımız yok. Bizi yok saysa "hayrolsun" demek çok daha kolay. Yaşanmışlıklarımızı defalarca evirip çevirip mutlu mesut yaşamak üzere yol olabilir ümidiyle, inancıyla geliştirdiğimiz formüller…
Anlamsızlaşıveriyor. Öyle olmayabilir denilerek sunulan tezlerin bizi nereye götüreceği simüle edilmeden.
Özür diledim dostlarımdan. Haksız olmak referansım değil. Onları özgür bıraktım. Bana takılmalarını, yapmak istedikleri ama yapamadıklarında beni bir mazeret olarak kullanmalarını istemedim. Ve niyetimi tazeledim. Böylece tüm insanlara düşünce dünyamda yer açmaya olan gayretimi perçinledim.
Bir dostum yazımı değerlendirdi ve anladığını söyledi. Onu imtihan etmek istemedim. "Hitler de haklı mı?" Sormadım.
***
Yusuf Sarıkaya
Paşaköy Hasan Paşa Camii / Yozgat
Hilmi Yavuz
Selahattin Hilav
Gevher Aktaş Demirkaya
Gelincik Çiçeğinin Bize Anlattıkları
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı -11 / Gölge Güçlerin Yükselişi
Sedat İlhan
Kurduğum Dengelerim /3
Deniz İmre
Küçük Bir Ülke
Serhan Poyraz
Kadınlar / Charles Bukowski
Nevin Bahtişen
Yazdıkça İyileşir İyileştikçe Yazar
Dilek Tuna Memişoğlu
Bayram Hoş Bir Sadâ
Musa Aşkın
İnsanın Görünmeyen Mirası
Mehmet Şahan
Paylaşmak /2
Hakan Cucunel
Şubat
Ebru Bozcuk
Lilith Efsanesi
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Hamiyet Su Kopartan
Sağlıcakla
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Gönle Hüzün Düştü
Ahmet Furkan Demir
Pasife Alınmış Hayatlar
Hüseyin Uyar
Dilaver'in Entelektüel Durumu Hakkında
Suna Türkmen Güngör
Endeeni Eledivesen Diyom
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Şükrü Doruk
Alma Ağacı
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar