Bilge, hayatta iken neden takdir görmüyor? Konfüçyus’un bunu umursadığını sanmıyorum. Ama bizim için çok önemli. Bir eşik veya engel. Mutlu mesut yaşamayı hayal ettiğimiz o bahara giden yolun kapısı. Yemyeşil, çayır çimen, kuzuların koşuşturduğu, ırmakların şırıl şırıl akışına kuşların şarkılarının eşlik ettiği...
Rüyalarımız, hülyalarımız, ütopyalarımız, umutlarımız, yarınlarımız… Bu soruya bulabileceğimiz cevaplar ile anlam kazanabilir. Kendimiz için, bazen kendimize rağmen.
Geçenlerde önem verdiğim bir şahsı sosyal medyada gördüm. İki kelime laf etti sadece. Nasip, dedi, inşallah. Bir dostumla paylaştım duygularımı. Nefsimin ve aklımın söylemlerini aktardım ona.
Nefsim der ki, söyleyecek sözü kalmamış, ihtiyarlamış, bitmiş, tükenmiş Ya aklım? Çünkü dikkatini çektiği noktaya odaklandığımda farklı bir ufuk açılıyor, sonsuzluk. İçimi titreten ama aynı zamanda da bir hoş eden. İstediğim ama elde etmekten korktuğum… Özgürlüğüm, özgünlüğüm ve saygım, diğerlerine.
Kelimelerim duygularımı anlatmaya yetmiyor. Yazıp yazıp sildiğim satırlarımın izleri düşüncelerimde zıplar durur. Yanlış olduğundan değil. Bu değil beni korkutan, ürküten. Hayatı akışına yaşamak… “Ben”den vazgeçmek veya ne anlıyorsanız işte o.
Bir kitap okuyorum. Kahramanları çocuklar. Yazarı uzman bir eğitimci. Senaryo müthiş. Kendi kelimelerimle buraya bir alıntı yapmak istiyorum.
Ortada birisi küçük diğeri büyük iki tane şeker var. İki çocuk paylaşacaklar. İlk alan küçüğünü yiyecek. Kural harika. Taraflardan itiraz yok. Birisi biraz açıkgözlük yapıyor. Diğerine öncelik tanıyor. Ama diğeri daha da akıllı. Hemen büyüğünü atıveriyor ağzına. Olmaz, diyor ilki, haksızlık bu, sözünü tutmadın. Bir saniye, diyor diğeri. Eğer sen önce almış olsa idin hangisini alacaktın? Küçüğünü tabii ki, kuralımız bu. O zaman neden itiraz ediyorsun. Zaten küçüğü sana kaldı.
Gülümseten bir anektod. Odaklanmadan okunduğunda kurnazlığın, aldatmacanın övüldüğü anlaşılabilir. Çocukların dünyası çok farklı tabii ki. Asla yalan söylemezler. Uzayda dolaşırlar, bulutlarda seksek oynarlar, rüzgarla konuşurlar...
Yazarın neyi kastettiğini, amaçladığını bilemiyorum. Herkes kendisince anlıyor zaten. Ben insanlığımız gördüm yine, her zamanki gibi.
Bir dostumdan bahsederim bazen. Bilge kadın. Her şeyi bilen. İyilik meleği. Yakınlarda çıldırttı beni. Kaçıncı kez olduğunu bilmediğim gibi sonuncu olacağını da garanti edemiyorum, ne yazık ki. Hala öğrenemedim. Ona karşı tavır geliştiremedim. Sürekli boşluğa düşüyorum. İltifat eder, ikram, teşekkür… Özür? Nadir. Geçenlerde; “Hata yapabiliriz“ demiştim ona. Bir garip bakmıştı. Hatasızlık, belki de gerçekten yapmaya çalıştığı şey. Ama mümkün mü? Özgürlük onun ikinci adı. Saygı, anlayış, sabır, sakinlik… Yanında iken salabilirseniz kendinizi, bir anne şefkati ile karnınızı doyurur, uyutur, tüm ihtiyaçlarınızı itina ile giderir. Neler yapmanızın size nasıl gerekli olduğunu anlatıverir.
Özetle, bir konuya odaklanmıştım. Benim için hayat memat meselesi olmuştu adeta. Hata yaptığımı bana ispatlamaya çalıştı. Duygularımın üzerinde tepinildiğini hissettim. O benim yahu, hataların çocuğu, o ben, diye haykırdım. Geri adım atmadı. Top sürekli benim sahamda idi. O sakinliğini korudu. Ben ise söylediği bir kaç kelimeyi özür kabul ettim ve faydasızlığı devam ettirmeye gerek görmedim. Bilgelik?..
Geçenlerde bir dostuma selam verdim. Selamımı daha güzeli ile almasından hoşnutum. Selam, gönül kapımızın ziline dokunmaktır çünkü. Bana bir yer var mı, diye sormaktır murat. Soranların halleriyle ilgilenerek gönlümüze buyur ederiz, var ise yerimiz. İlim insanıdır o. Sayısal bir bakışı var hayata, hadiselere. Dualaşalım, demiştim. Sıradan bir insan olmayı diledi. Benim açmazlarıma mı dikkat çekti yoksa kendi açmazlarını mı dile getirdi? Veya ben kendimce yorumlarım ama sen kendince anlarsın. Baktığın ben ama gördüğün sen…
Evet, insanlığımızın bir realitesi. Büyük olmak istemek hem de en büyük. Ama yanlış olan bu değil. Asıl problemimiz, büyüdüğümüzü sandığımızca küçülmemiz.
Bir dostumla konuştuk geçenlerde. Nefret ettiklerimizden, lanetlediklerimizden bir farkımız olmadığını hissettirdi bir an. Sihirli bir değnek olsa, hayat bayram olsa… Söylemlerimiz dostlarımıza ulaşmıyor ama...
Bilge hayatta iken neden takdir görmüyor? Bu sorunun cevabında büyüklük açmazımızın mutlaka yeri vardır. Ama benim arayışım başka. Çünkü bilgeliğin takdiri, hayatı akışına yaşamak için bir şart gibi… Ve sadece sözüm bana geçiyor.
Nevin Bahtişen
Hayatımdan Notlar
Deniz İmre
Yalnızlığın Söz Aldığı Akşamlar
Hüseyin Uyar
Yeni Çağda Dostluk Paradoksu
Yusuf Sarıkaya
Şehirlerimiz
Sedat İlhan
Sosyal Medya Bağımlılığı
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Mehmet Şahan
Edebiyat - Medeniyet ve İnsan
Serhan Poyraz
Yaşlı Adam ve Deniz - Ernest Hemingway
Sami Çelik
Gece ve Sis
Musa Aşkın
Toprağa Dönen Hikâye
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Hayatın Matematiğini Öğrenmek
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Hilmi Yavuz
Kayboluş ve Yıkım
Gevher Aktaş Demirkaya
Ben Yemen Türküsü’nü Söylerken Ata Ağlardı
Mine Çağlıyan
Özgürlük
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Bir Mum Işığına Tutsak
Suna Türkmen Güngör
Ruhun Terazisi
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Dilek Tuna Memişoğlu
Sudan Ağlıyor
Ebru Bozcuk
Yaşam Gustoluğu
Ahmet Furkan Demir
Çağımızın Hastalığı: Gösteriş
Ayfer Güney
Dur
Hamiyet Su Kopartan
Meşguliyet
Turan Demirci
Yapılmayacaklar Listesi
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Hakan Cucunel
Türk Edebiyatı ve Türkçe Edebiyat
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Şükrü Doruk
Alma Ağacı
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Demet Mannaş Kervan
Sözde Hayvanseverin Eseri: Sokak Köpeği
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar