Söylediklerim sadece bana bakıyor da olabilir. Böyle bir ihtimal, her zaman için mevcut. Veya kimse aynı şeyleri söylemek, söylenenleri kabul etmek zorunda hissetmemeli. Herkes özgürce kendi fikrini söylediğinde gerçeğe yakınlaşmamız daha kolay ve mümkün.
Eğitim ailede başlar hatta anne karnında. Ve, gözlerimizi kapatana kadar hayatın her aşamasında devam eder. Tabii ki öğrenmek isteyene, bilmediğini bilene… Yeterince ders çıkarabildiysek yaşananlardan, geriye doğru baktığımızda bazı şeylerin yanlış olduğunu söylemek çok kolay. Anda doğru şeyler yaptığımızı iddia etmek ise mümkün değil. Niyet ediyoruz sadece, güzelliğe, mutluluğa, yemyeşil, hayat dolu bir bahara, hep birlikte...
İşte bu nedenlerle, tarihi yargılamak ciddi yanılgılara neden olabilir. Yeterince üstten bakamamışızdır hadiselere, insani realitelerimizi görememişizdir. Böyle davranmamız kendimizi iyi hissettirir sadece. Bilemeyeceklerimizi bilmenin gafleti ile zamana yol veriyor olabiliriz.
Düşünüyorum. Beş yıl ilkokul, üç orta, üç lise… Değerlerimizin oluşması yönüyle en değerli dönemimiz. Etkileşimin iki taraflı olduğunu düşündüğümüzde kültürümüzün hali hazırdaki salkım saçak, püsküllü halini yadırgamamalı. Malzemeler tastamam ama pişirdiğimiz yenilmiyor. Annannelerimizin ihlası, samimiyeti pazarlarda satılmıyor çünkü. Eski bayramları anıyoruz özlemle. Eskilerin ruhunu arıyoruz aslında. Ama diğerlerinde…
Küçük bir çocuğun, genlerinden aldığı bazı özelliklerini yetiştiği aile ortamında geliştirmeye başlaması ve gelişimini okul ortamında tamamlaması… Ailesinden gördüğünü okula getirmesi ve okulda yaşadığını ailesine yansıtması. Bence, bizi biz yapan değerlerimizin değişiminde bu gelgitlerin rolü çok büyük. Doğal bir süreç bu, olması gereken şey. Ama yönetilmeli. İnsanlığımızı inşa ederken malzememiz yine insanlığımız…
Kızım, dersaneye gitmişti lise son sınıfta. Veli toplantısına çağırdılar, görüşlerini aktarmak üzere. Çocukların sınavlar ile değerlendirilmesinin ne kadar da kötü olduğunun anlatıldığı uzunca bir giriş sonrasında çocukların sınavlarını değerlendirdiler masumane. Hangi üniversiteyi kazanacağının benim için önemli olmadığını belirttiğimi hatırlıyorum. Ama bu tavrımın eşim ve kızım tarafından nasıl algılandığını bilemiyorum.
Çünkü başarı dediğimiz o hedefe ulaşarak elde etmeyi düşündüğümüz şeyleri, aslında elde etmemizin asla mümkün olmadığını kendi gözlerimizle görmemiz gerekiyor. Kızıma, doktor olmayı bazı şeyler için şart biliyorsan, mutluluk, iç huzur gibi mesela, doktor olacaksın belki ama onlardan uzaklaşacaksın, demiştim. Çok büyük laflar etmişim, ezberden konuşmuşum. Koca bir ömre rağmen hala içimdeki duygularımın en temel beslenme kaynağı başarı iken bir liselinin bunu anlamasını beklemek…
Evet, ben ve okul arkadaşlarım, biz… Çok farklı karakterlere ve kapasitelere sahiptik. Hepimizin hikayesi farklı idi. İç dünyalarımız, hayallerimiz, algılarımız… İçimizde bazı derslere ilgisi olmayanlar vardı. Leb demeden leblebiyi anlayanlar, anlamak için büyük bir özenle dinleyenler. Ödevini titizlikle yapanlar, büyüklerine yaptıranlar. İyi not aldığında sevinenler, aldırış etmeyenler. Çalışmak zorunda olanlar, kendi harçlığını kazananlar. Baba parası ile sahip olanlar, sahip olma hayalleriyle yananlar…
Biz içinde yaşadığımız toplumun temsilcileriydik aslında. Hep birlikte değerliydik. Bize dayatılan kriterlere, biçilen role göre, o role uygun elbiseyle oturduk, kalktık, nefes aldık. Ne kendimizi tanıma fırsatı bulabildik ne de diğerlerini...
Belki, yıllar sonra eski arkadaşlarımızı aramamızın bir nedeni de budur. Birbirimizle tamamlanmamız, etkilememiz, etkilenmemiz. Farkında olmasak bile. Zamanla izleri silinmeye yüz tutsa da. Elde ettiğimiz her ne var ise, ben yaptım demeye meylimiz olsa da… Bir araya geldiğimizde anabileceğimiz hatıralarımızın çok az olmasına rağmen, bazılarını hatırlamak bile istemiyorken...
Veya çok yorulduk bir şeylerden, sadece masumiyettir aradığımız, bulmayı umduğumuz...
Yusuf Sarıkaya
Paşaköy Hasan Paşa Camii / Yozgat
Hilmi Yavuz
Selahattin Hilav
Gevher Aktaş Demirkaya
Gelincik Çiçeğinin Bize Anlattıkları
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı -11 / Gölge Güçlerin Yükselişi
Sedat İlhan
Kurduğum Dengelerim /3
Deniz İmre
Küçük Bir Ülke
Serhan Poyraz
Kadınlar / Charles Bukowski
Nevin Bahtişen
Yazdıkça İyileşir İyileştikçe Yazar
Dilek Tuna Memişoğlu
Bayram Hoş Bir Sadâ
Musa Aşkın
İnsanın Görünmeyen Mirası
Mehmet Şahan
Paylaşmak /2
Hakan Cucunel
Şubat
Ebru Bozcuk
Lilith Efsanesi
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Hamiyet Su Kopartan
Sağlıcakla
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Gönle Hüzün Düştü
Ahmet Furkan Demir
Pasife Alınmış Hayatlar
Hüseyin Uyar
Dilaver'in Entelektüel Durumu Hakkında
Suna Türkmen Güngör
Endeeni Eledivesen Diyom
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Şükrü Doruk
Alma Ağacı
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar