“Demek”, sadece hatalarımızı kabul etmek olmamalı. Ancak alışkanlıklarımızı kısa sürede değiştirivermek de ne yazık ki mümkün olmuyor. Belki de bu, bana has bir savunma sözcüğüdür.
Aile hayatım? Bazı konularda çok hassas olmakla birlikte özgürlükçü. Dayatmacı olmamakla birlikte aksini düşünemeyen… Çelişkilerle dolu yıllar. Veya salındığında kaybolacağımız, tutulduğunda nefes almamızın bile mümkün olamayacağı kurallar. Toplum olabilmenin, birlikte yaşayabilmenin zorlukları, açmazları…
İnsanlığımızı sorgulamaya başladığımda iki kriter çıkmıştı karşıma. Kötülük esastır. İyilik istiyorsak eğer alın teri ile sulamalı. Tüm güneşleri sıvasalar, yüreğimizin ısısı, ışığı ile can vermeli, can olmalı… Ve, herhangi bir ideali gerçeklemek üzere sahip olduğumuz heyecan hiç bitmemeli. Yeter dediğimiz anda çöküş başlamıştır çünkü. Kaçınılmaz son bu. Dünya tarihi yıkılışların destanlarıyla dolu...
Evet, mazeretlerimi sıraladığımı görebiliyorum. Ve, başkalarının da mazeretleri olduğunu düşündüğümde… Tarifi imkansız bir duygu sarıyor düşüncelerimi. Veya zamanın kaybolduğu bir hissiyatla yarını beklemek...
Evlendiğim dönemde aile kavramına nasıl bir anlam yüklüyor olduğumu hatırlamıyorum. Sorgulamaya başladığımda bir olabilme arayışı, anlayışı ön plana çıkmıştı. Şimdilerde ise özgürlük. Çünkü insan özgür olduğu yerin kölesi olur. Özgür hissetmiyorsak kendimizi, dayatılan gerçekleri bile inkar etme potansiyelimiz, meylimiz, riskimiz sözkonusu.
Ama insan her ne kadar güzel düşüncelere sahip olsa bile, hepsini uygulayamayabiliyor. Veya yaptıklarımız muhataplarımızda çok farklı anlam bulabiliyor. Hayatımız, realitelerimiz...
Kayınpederim, çocukları çok severdi. “Yerim” derdi. Tabii ki, yalan söylerdi. Çocuk ne anlardı, kimse bilmiyor. Ailecek hazırlanmışız, dışarı çıkıyoruz. Yolda bizi görmeyedursun. Hemen çocuğu alır kucağına. Ve izin verdiğimiz sürece, saatlerce sever de sever. Ne çocuğun ne de bizim duygularımızın farkıda bile olmadan, masumane.
Yıllar sonra eşim kucağındaki taşları döktüğünde anladım ki, kendisince çözümler üretirmiş. İyi bir aile olabilmek, görülebilmek için çok fazlaca fedakarlık yaptığına eminim. Ancak bunun motivasyonunu sadece kendi içinde bulması mümkün mü, bilemiyorum. Çünkü onu sevdim. Genelde tartışmayı başlatan ben olsam da, bazen küsen… Barışmak isteyen, barışmak için ilk adımı atan her zaman ben oldum.
Bir gün eşim banka kartını bloke ettirdiğini söylemişti. “Açtırırız” demiştim onu suçlamadan. Ertesi gün, hala bu olayın etkisinde gördüm onu. Kendisini aptal gibi hissettiğini belirtti. Onun matematik ile, rakamlar, bilgisayar ile arasının iyi olmadığını biliyordum. Oysa, küçük oğlumuz okuma yazma bilmeden telefonun ayarlarını değiştiriyordu. Sorguladım, eşimi hiç hafife aldığım oldu mu?
Bir dönem evet. Dışarıda biraz aktif gibi iken, koşuştururken. Eşimin bu uğraşlarımda yeterince benim yanımda olamayışına karşın. Ama ne alternatif aradım ne de bulduğumdan dolayı kusur…
İş hayatında bazı başarısız denemelerim oldu. Bu dönemde eşimin söylemlerinde bazı kelimeler dikkatimi çekti. “Yapcem, tutcem…” Televizyon kumandasının sürekli benim elimde olması da problemlerimizden birisi idi. Düşünmemek için filmlere daldığım olur, zaman zaman, şimdilerde bile. Çocuklarımızın ve eşimin televizyon seyredememeleri kayıp olmamıştır. Ancak birşeylerin yanlış gittiği kesin. Çözüm?
Kızımı iddiasız, uysal olarak bilirdim. Küçükken kucağıma alır; “koy başını” derdim. Omuzuma başını koyar, birkaç dakika sonra uykuya dalardı. Onbeş yaşlarında iken bir okulun organize ettiği festivalde onun başarma hırsını, azmini gördüm.
Oğlum çok zekidir. Küçükken ödevini yaparken sandalyede sakince oturamazdı. Sürekli kıpraşır dururdu. Üniversite yıllarında öğrenci yurdunda kalırken yaptığı bir şeyi anlattı. Yatarken kitap okurmuş. Okurken de uykusu gelirmiş. Kalkıp ışıkları kapatmaya üşenirmiş. Yastığın kenarına hat çekmiş. Ve yatarken ışıkları söndürmeye başlamış artık. Dinleyince; “Benim oğlum bu.” dedim.
Küçük oğlum babacı idi. İlk söylediği kelime de; “baba” olmuştu. Bunda eşimin de bir rolü olmalı, bu dönemdeki hissiyatının… Arabaları ile oynardı bazen. Yol her zaman benim oturduğum yerden geçerdi. Kaç yıl sonra farkettim benimle oynamak istediğini…
Pek çok şeyden pişman da olsam, aynı şeyleri tekrar yapmayacağımdan emin olamıyorum. Belki de, büyüdükçe küçülüyor insan…
Yusuf Sarıkaya
Paşaköy Hasan Paşa Camii / Yozgat
Hilmi Yavuz
Selahattin Hilav
Gevher Aktaş Demirkaya
Gelincik Çiçeğinin Bize Anlattıkları
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı -11 / Gölge Güçlerin Yükselişi
Sedat İlhan
Kurduğum Dengelerim /3
Deniz İmre
Küçük Bir Ülke
Serhan Poyraz
Kadınlar / Charles Bukowski
Nevin Bahtişen
Yazdıkça İyileşir İyileştikçe Yazar
Dilek Tuna Memişoğlu
Bayram Hoş Bir Sadâ
Musa Aşkın
İnsanın Görünmeyen Mirası
Mehmet Şahan
Paylaşmak /2
Hakan Cucunel
Şubat
Ebru Bozcuk
Lilith Efsanesi
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Hamiyet Su Kopartan
Sağlıcakla
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Gönle Hüzün Düştü
Ahmet Furkan Demir
Pasife Alınmış Hayatlar
Hüseyin Uyar
Dilaver'in Entelektüel Durumu Hakkında
Suna Türkmen Güngör
Endeeni Eledivesen Diyom
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Şükrü Doruk
Alma Ağacı
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar