Saygıyı, hayatın içinde görmeye çalışalım. Böylece saygı gösterebilmek için ihtiyacımız olan gücü, enerjiyi, motivasyonu nereden bulabileceğimizi keşfedebiliriz. Sizlerin katkıları ile hepimiz için hep birlikte tamam olsun. Umarım, beklerim.
Saygı susmak mıdır yoksa konuşmak mı? Kabul etmek mi yoksa ret etmek mi? Dost meclislerinde sunulan bal şerbeti mi yoksa düşmanlarla yaka paça olmuşken gösterilen bir tavır mı? Saygısız insan var mı?
Sorular, sorular, sorular… Tabii ki cevabım var. Kendimce. Ancak anlamlı olabilmesi için hayatın içinde karşılığı olmalı ve sizlerden geçer not almalı.
"Saygısız insan yoktur." diyeyim. Her insanın haklı olduğunu söylediğim gibi. Bu iki cümle birbirinin doğal sonucudur. Eğer "Her insan haklıdır." diyorsak her insanı saygılı görmek zorunluluk olur. Aksini ispat etmeye çalışan dostlarım da haklılar. Onları saygıyla selamlıyorum. Esenlikler, mutluluklar diliyorum.
Hadiselerin akışı, harflerin klavyeden dökülüşü kadar kolay oluverse… Hayat bayram olurdu o zaman. El ele tutuşur, sonsuzluğa uzanırdık. Bunu isterdim. Ancak geldiğim noktada mümkün olmadığını düşünmeye başladım. Hepimiz için hep birlikte mutlu mesut yaşanılası baharlara ulaşmak çok daha kolay aslında. Ama bunu isteyenler, pek çoklarının hayallerini süslediği, hayallerini bulmayı umduğu o ufuklara yapayalnız yelken açmalı.
Saygı… Nasıl tanımlarsak tanımlayalım, bir şeyler eksik kalıyor, tam yerine oturmuyor. "Ben yapamıyorum." diyeyim. Zaten ne söylüyorsak kendimizdendir.
Muhataplarımıza kendilerini değerli hissettirmektir bir yönüyle. Uğraşlarımızın karşılıksız kalması ile başlayan o süreçte kelimelerimize hakim olabilsek de mimiklerimiz haykırabilmekte. Kendisini değerli bilmeyen bir insana değer vermek? Veya kendisine verilen değer ile muhatabını değersiz görmek?
"Veya farklılıklara açık olmaktır." desek. Tek taraflı mümkün olabilir mi? Kendi renkleriyle, tercihleriyle bana / bize biçtiği elbiseyi giymek zorunda mıyız? Ya da farklılıkların fark görülmemesi nahifliğine karşılık farkın ön plana çıkması?
Veya insanların yapayalnız yürümek zorunda oldukları öğrenme yolculuklarına müdahale etmemek… Kesinlikle katılıyorum. Ancak öğrenmeyi ikiye ayırıyorum. Söylenenler, yazılanlar ve tavır. Kimin, neyi yapıp yapmadığına bakılmadan en kısa ve risksiz bir yol bulmak üzere her şeyin konuşulması gerektiğini düşünüyorum. Sanırım yanılıyorum.
Saygılı insanlar var. Demektir ki bir iç huzuru elde edebiliyorlar. Maddi, manevi, bireysel ve toplumsal faydayı görebiliyorlar ki kelimelerini yutarak sabredebiliyorlar. Saygıyı sadece söylemlerinde taşımayanlar, saygı görmediği yerde bile hâlini değiştirmeyenler var ki saygıları dillerde destanlaştırılıyor. Trajikomik olan şu ki saygıyı anlatanlarda saygıyı görmek bazen mümkün olmayabiliyor.
Saygı bir ihtiyaç ki aranıyor. İnsanlığın en temel ihtiyaçlarından birisi. Zaten kavgamız da bu yüzden. Kanırta kanırta saygı duymaları bekleniyor ki bu saygı olamaz. Korkuyla, menfaat motivasyonuyla sadece başlar eğilebiliyor zaten. Tarihte yüzlerce örneğini görmek mümkün. Kaybetmeye yüz tuttuğunda güçten düştüğünde köşeye itiliverenler…
Saygının iç dünyamıza, tecrübelerimize bakan yönü var. Çözüm odaklı düşündüğümüzde en etkin argümanlardan birisi olduğunu görmek mümkün. Kavga etmeyen bir insanı yenemezsiniz. Kaybedeceği bir şey olmayan birisi ne yaparsa yapsın kazanan taraftır.
Saygı gösterebildiğimizce anlamamız, "anladım!" mesajı verebilmemiz, verdiğimiz mesajın yerine ulaşabilmesi mümkün. Böylece değerlerimiz değer görebilir. Hayatı/mızı yönetebiliriz.
Grupçuluk saygıya engel olmamalı. Gruplarımız, düşüncelerimizi gerçeklemek üzere enerji depoladığımız ortamlar olmalı. Birbirimizle motive olarak, birbirimizden öğrenerek geleceğe emin adımlarla yürümeli.
Ve bilmelerimiz… Ne yazık ki, yaşadığımız problemler bilmediğimizden değil. Bilmenin yetmediğini görerek problemin bizim kapımızı çalmasını beklemeden en etkin çözümü bulmak ve gerçeklemeye çalışmak… Saygı ile mümkün.
***
Sedat İlhan
Yeni İşim-2
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı 28 / Yedi Diyar Yedi Savaş
Musa Aşkın
Veda Edebilmeyi Bilmek
Ebru Bozcuk
Yılkı Atları
Ahmet Furkan Demir
Teknofest Güneydoğu
Hüseyin Uyar
Distopya
Serhan Poyraz
Kırmızı Pazartesi / Gabrıel Garcıa Marquez
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Bütün Mesele
Cengiz Hortoğlu
Evine Hoş Geldin
Suna Türkmen Güngör
Bugün de Buradayım
Dilek Tuna Memişoğlu
80'ler Bizim Rengimizdi Bizim Zamanlarımızdı
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Hakan Cucunel
Avrupa Düşünce Dünyasına Bir Bakış
Deniz İmre
Normali Neden Kutsuyoruz
Nevin Bahtişen
Yarım Kalan ve Ufuktaki Düşler
Şükrü Doruk
Şiire Dair
Hamiyet Su Kopartan
Türkçemizin İncelikleri (I)
Mehmet Şahan
Paylaşmak /3
Gevher Aktaş Demirkaya
Perde Arkasındaki Söz Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü
Yusuf Sarıkaya
Paşaköy Hasan Paşa Camii / Yozgat
Hilmi Yavuz
Selahattin Hilav
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar