Onlara: Yeryüzünde fesat çıkarmayın, denildiği zaman, «Biz ancak ıslah edicileriz» derler. (Bakara 11)
Şunu bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir, lâkin anlamazlar. (Bakara 12)
Önceki ayetlerde ciddi uyarılarla iç dünyamıza dikkat çekilmişti. Bu ve sonraki ayetlerde ise iç dünyamızdan dışa yansıyanlar anlatılmakta. Böylece "İman ettim." dedikten sonra bu sözümüzün sadece sözde kalmaması için neler yapıyor olmamız gerektiğine dair işaretleri görmüş oluyoruz.
Meallerde ıslah edici olduklarını iddia edenlerin, bozguncuların ta kendileri olduklarını ima eden anlatımlar mevcut. Bundan emin olmalı. Bir tercih söz konusu ise “Onlar“ zamiri ile iki grubun da kast edilmiş olabileceği ihtimali üzerinde durulmalı. Çünkü pratikte “Fesat çıkarmayın!“ dediğimizde, nezaket sınırlarını aşan hırçınlıkla, düşmanlıkla cevap almamız mümkün. Hatta çok daha beklenen, karşılaşılan bir tavır. Bu konuda Kuran Arapçası bilenlerin yardımına ihtiyacım var. Sizlerin düşünceleri, tecrübeleri ile tamam olabilir ancak. Hepimiz için, hep birlikte, umarım, beklerim.
“Yeryüzünce fesat çıkarmayın!”ifadesi anlatma hastalığımızı hatırlatmakta. Söyleyiverince düzeliverecek, aldanmışlığımız… Tabii ki, anlatacağız ama bunun usülü var.
• Anlatımlarımız pozitif olmalı. Yapmamamız gerekenler değil, yapmamız gerekenler konuşulmalı.
• Anlatımlarımız sadece sözle olmamalı. En mükemmel olanı ise söze ihtiyaç kalmaması. Çünkü, muhatabımıza “Özgürsün.“ demek, onu esir almaktır bir anlamda. Onun özgürlüğüne önem veriyorsak, kararlarını bize rağmen kendisi verebilmeli.
• Söylemlerimizin gücünün, muhatabımızın bizi kabulü ve arayışları ile doğru orantılı olduğu göz önünde tutulmalı. Kabul derken tabii ki, erdemden bahsediyoruz. Makam, mevki, para vb sahip olduklarımızdan dolayı kabul, her ne kadar söylemlerimizi dinlettirir ise de gönüllere ulaştırmayabilir. Ve, sadece arayanlar bulabilir. Çözüm aramayan, velev ki arıyor, bizden duymak istemeyen birisine söylediklerimiz havada kalmaya mahkum.
Islah edicilerden olduğumuzu iddia etmek… Birilerinin ıslah edilmesi gerektiği hükmünü taşır. Mutlu mesut yaşanan bir dünyada bu söylemin yeri yoktur. Kuran’da bazı insanlardan bahsedilir. Güzel işler yapmış oldukları için gururludurlar. Allah’a dayanarak diğerlerini küçümserler. Diğerleri derken, peygamberler de dahil. Ama sonuç hüsrandır. Zaten sonraki ayetlerde bu konuya da temas edilmekte.
Olması gerekeni yazdım. Nasıl yapılır, bilmiyorum. Bir sürü hata yapıyorum. Defalarca hem de. Daha üç-beş gün önce yeni tanıştığım bir dostu ziyarete gittim. Belki bir yol bulabilirdik, ümit ettim. Sohbeti derinleştirmek veya yüzeysel bırakmak konusunda bazı referanslar belirledim. Onları fazlası ile görmüş olmama rağmen bildiğim ne var ise ortaya döküverdim. Tabii ki, hiçbir anlam ifade etmedi.
“Hayatı zorlaştırma!“ dedi bana. Trajikomik. Oysa “Hayat akışına yaşanmalı.“ Der dururum. Ama hüküm vermeden. Onların düşünce dünyalarındaki dengeleri görmek, öğrenmek isterdim. Kendileri gibi düşünmeyen insanlar hakkında, en hafifi ile cahil hükmünü vermeden nasıl kolay yaşıyorlar hayatlarını, bilmek isterdim. Onlar hakkında cahil hükmünü verebilse idim, sanırım bacak bacak üstüne atar, söylediklerini hafife alan bir tebessümle, başımı sallayarak dinler gibi yapabilirdim. Cehaletlerine onlarca delilim olduğu halde. Çünkü çözümsüzlük ve hakiki iman asla bir arada bulunamaz. Veya, imanda huzur bulanlar daha fazlasını isterler, asla yetinmezler…
Ayetlerde çoğul şahıs zamiri “Onlar“ kullanılması genel anlatım gibi görünmekte. Bununla birlikte grupçuluğun handikaplarına işaret ediyor olması da mümkün. Bir gruba aidiyet hisseden birisinin gruba rağmen düşünce yolculuğuna çıkabilmesi kolay olmuyor. Grup müsaade etmiyor, ihtiyaç da hissedilmiyor. Bireyin özgürlüğünü destekleyen ideal gruplar tabii ki vardır. Özgür bireylerin gruba aidiyeti? Merkezde ilahi bir sinerjinin var olması ile mümkün sanki.
Adalet, masumiyeti aramaktır, der Taptuk Şeyh. Yüzde doksan masum görünen bir sanığın suçlu olabileceğine odaklanılmalı. Yüzde doksan suçlu görünen bir sanığın masumiyeti ispata çalışılmalı. Ayetlerde bu kritere de işaret var.
Veya, halka karşı halk için devrim yapılamaz. Suçlunun tüm mazeretleri yok edilmiş olmalı ki, ceza verilebilsin. Böylece vicdanlar huzur bulabilir. Mutlu mesut, hep birlikte yaşamak mümkün olabilir.
***
TRUVA YAYIN GRUBU YOUTUBE KANALIMIZA ABONE OLMAYI UNUTMAYIN...
Logoya tıklayıp Youtube kanalımızı ziyaret edebilir, abone olabilirsiniz
Sedat İlhan
Yeni İşim-2
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı 28 / Yedi Diyar Yedi Savaş
Musa Aşkın
Veda Edebilmeyi Bilmek
Ebru Bozcuk
Yılkı Atları
Ahmet Furkan Demir
Teknofest Güneydoğu
Hüseyin Uyar
Distopya
Serhan Poyraz
Kırmızı Pazartesi / Gabrıel Garcıa Marquez
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Bütün Mesele
Cengiz Hortoğlu
Evine Hoş Geldin
Suna Türkmen Güngör
Bugün de Buradayım
Dilek Tuna Memişoğlu
80'ler Bizim Rengimizdi Bizim Zamanlarımızdı
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Hakan Cucunel
Avrupa Düşünce Dünyasına Bir Bakış
Deniz İmre
Normali Neden Kutsuyoruz
Nevin Bahtişen
Yarım Kalan ve Ufuktaki Düşler
Şükrü Doruk
Şiire Dair
Hamiyet Su Kopartan
Türkçemizin İncelikleri (I)
Mehmet Şahan
Paylaşmak /3
Gevher Aktaş Demirkaya
Perde Arkasındaki Söz Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü
Yusuf Sarıkaya
Paşaköy Hasan Paşa Camii / Yozgat
Hilmi Yavuz
Selahattin Hilav
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar