Paylaştım sizlerle. Ben çok şey öğrendim ama siz ne anladınız bilmem mümkün değil.
Zaten konumuz da bu. Birbirimizi anlıyor muyuz? Cevap veriyorum, açık seçik, net olarak, son kararımı söylüyorum. Hayır!
Çıldırtıcı bir şey bu. Dostlarımız var, arkadaşlarımız, eşimiz, çocuklarımız, ailemiz, kardeşlerimiz… Yalnız kalmayı düşündükçe hafakanlar basıverir dünyamızı. Gerçek şu ki, hissetsek de hissetmesek de, kabul etsek de etmesek de milyonların içinde yapayalnızız.
Amacım sizleri üzmek değil. Sadece bir yol arıyorum. Hayatın akışına yaşandığı, mutlu mesut günlere… Eğer bir çözüm bulmak istiyorsak problemlerin çözülemez büyüklükle karşımıza dikilmesini beklememeli. Veya içimizdeki küfür ile yüzleşmeli ki inancımız anlamlı olsun. İnsanlığımız hakkında; cahil, zalim, cimri… derken ilave ederim genelde, ben dahil. Aksi, alçak gönüllü olduğumuzu sanarız da egomuzdan haberimiz olmayabilir.
Yalnızlık kötü müdür yoksa iyi midir? Tartışmak anlamsız. Çünkü realitemiz bu. Ve sadece kendimize geçer hükmümüz.
Bir dostum vardı. Hala da dostumdur ama… Küsmemeye söz vermiştik çünkü. Ahiretlik olmuştuk. En yakınlarımıza bile açmadığımız, iç dünyamızın en gizli köşelerini konuştuk beraber. Hayallerimiz vardı, hayal ettiklerimiz, hedeflerimiz, planlarımız. Ondan çok şey öğrendim, minnettarım. Küs değiliz, konuşmuyoruz sadece. Gönlünü alabilirim tekrar. Hayır diyeceğini sanmıyorum. Ancak bazen vazgeçmek gerekiyor sanki. Yalnız kalıp kendimizi okumamız, dinlememiz… Ona dayanarak yarım yaşıyordum hayatımı. Belki onun için de gerekli idi ayrılık.
Bir dostumla iletişim kazaları yaşarım bazen. Hayretler içinde kaybolurum bir kaç gün. Kafamda cevapsız sorular dolanır durur. Hedef nedir, ne amaçlanır? Gözlenen faydalara rağmen yaşanan çatışmalar ne ile açıklanabilir? Aslında söylediği şeylere itiraz etmem mümkün değil. Etmiyorum da zaten ama anlam arıyorum. Görünen o ki, sorgulamamı kaldıramıyor. Veya bilemediğim nedenlerle yaşanılası tecrübeler. Ben kendime göre haklıyım. Çünkü benim kabul etmemem değil ki problemimiz. Öyle olsa idi kolaydı. Susuverirdim, tamam deyiverirdim, mutlu mesut yaşar giderdik. Evet, insanlığın yaralarına dermandır sözlerimiz ama dostlara ulaşmıyor. Neden? Ondan da çok şey öğrendim. Hayatıma dokundu. İsteyerek veya istemeyerek çok şey değiştirdi iç dünyamda, yön verdi, yol oldu.
Ve bir dost. Yardım etmeye çalışıyorum kendimce. Herşey gözümün önünde, seyrediyorum. Farklı bir bakış açısı ile yola girmek mümkün. Basit ama kolay değil. Söyledim dilim döndüğünce. Yazdıklarımda onun izleri vardı. O da bir insandı nihayetinde. İnsanı yazıyorum zaten, anlama gayretimce, kendim için. Olmadı, olmuyor. Karşıma alıp tüm biriktirmişliklerimi suçlamadan, dolaylı, anlamasını umarak söyledim. Anlamadı. Belki direkt aktarmış olsam nedenlerimi, teşekkür edecek. Güveniyor bana, umuyor benden. Veya sadece pozitif bir kaç söz duymak onu ferahlatıyor. O kadar açık ki, özür dileyen kelimeleri, hatayı kabul edememenin, belki de görememenin gelgitleri. Acıyamıyorum. Çünkü kendisi öğrenecek, sadece kendisi öğrenebilir.
Tabii ki, bunlar yaşananların benim dünyamdaki karşılıkları. Bir de onları dinlemeli. Kabul ediyorum, kesinlikle, hatasız değilim. Yanlış yapmamak esas olamaz zaten. Belki anlaşmak da esas değildir.
Yalnızlık?
Mükemmellik iddiamızın insanlığımızda karşılığı yok. Ya öğreniriz, deneyerek, neyin daha iyi olacağını ya da muhatabımızı suçlar geçeriz.
Bir saksım var penceremin kenarında. Geçen ilkbahar hastalandı, yapraklarını döktü. Şimdilerde tekrar yeşillendi. Çiçek açar mı? Ümidim yok. Dostum der; “O ihtiyarlamış artık, sök at.“ Bilmez ki, o çiçeğin benim dünyamdaki karşılığı nedir. Ama o yaşamak istiyor, dedim. Tıpkı ben, tutunmaya çalışıyor hayata.
Gerçekten anlaşmak ister miyiz, tüm insanlarla? Bundan emin değilim. Çünkü birileri kötü olmalı ki, kendimizi iyi hissedebilelim.
Anlaşmak insanların masumiyetini görmek ile mümkün. Yapayalnız yürümek zorunda olduğumuz, kendimize özel öğrenme süreçlerimize saygı ile.
Oysa ben birlikte öğrenmeyi önemsiyorum. Hata mı yapıyorum acaba? Yoksa herşeye rağmen, kendimiz için öğrenmek midir kast ettiğim, gayretim? Veya edebi, edebsizden öğreniyoruz, nasibimizce, edep nedir bilmeyince, yapayalnız…
Yusuf Sarıkaya
Paşaköy Hasan Paşa Camii / Yozgat
Hilmi Yavuz
Selahattin Hilav
Gevher Aktaş Demirkaya
Gelincik Çiçeğinin Bize Anlattıkları
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı -11 / Gölge Güçlerin Yükselişi
Sedat İlhan
Kurduğum Dengelerim /3
Deniz İmre
Küçük Bir Ülke
Serhan Poyraz
Kadınlar / Charles Bukowski
Nevin Bahtişen
Yazdıkça İyileşir İyileştikçe Yazar
Dilek Tuna Memişoğlu
Bayram Hoş Bir Sadâ
Musa Aşkın
İnsanın Görünmeyen Mirası
Mehmet Şahan
Paylaşmak /2
Hakan Cucunel
Şubat
Ebru Bozcuk
Lilith Efsanesi
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Hamiyet Su Kopartan
Sağlıcakla
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Gönle Hüzün Düştü
Ahmet Furkan Demir
Pasife Alınmış Hayatlar
Hüseyin Uyar
Dilaver'in Entelektüel Durumu Hakkında
Suna Türkmen Güngör
Endeeni Eledivesen Diyom
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Şükrü Doruk
Alma Ağacı
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar