Kuş uçmaz, kervan geçmez yollardayım sanki. Karlı dağlar geçit verirse varırım menzilime, kendime, dostlarıma…
İnsanlığın en büyük açmazı rekabettir. Büyük olmak ister. Masumane bir refleks bu. Tüm insanları teker teker karşıma alsam ve onlara, dünyanın en değerli varlıkları olduklarını hissettirsem… Yalan olur mu? Veya neden yapamıyorum ki?..
Ne yazık ki kabul etmek istemediğimizde herhangi bir neden bulmak konusunda hiç mi hiç zorlanmıyoruz. Mesela, bilgi ise kutsadığımız, herşeyi bilen bir insana da söyleyecek sözümüz var. Yardım yapacağız ama paramız olunca. Vaktimiz olsa dinleyeceğiz eşimizi, çocuklarımızı, dostlarımızı… Sevgi? Layık birisini bulabilsek. Arıyoruz sürekli, nafile. İstisnalar kaideyi bozmaz. Sözcükler sahibini anlatır öncelikle.
Sosyal medyada paylaşımlar görürüm. Kelimeler öyle süslenmiş ki, takdir(!) etmemek mümkün değil. İtiraz gelebilir. Ancak sosyal medya, gerçek hayat kadar gerçektir, çoğu var, azı yok. Bu benim düşüncem, bazı psikologlar da söylemiş olabilir aynısını, ayrısını. Peki, dost meclislerinde de durum farklı değil. Buna ne diyelim.
Sorularım var. Dünyada sevilecek insan yok diyenlerin beni sevmek için ne aradıklarını merak ediyorum. Kendileri, sevilmeyi hak ettiren hangi özelliklere sahip, öğrenmek istiyorum. Belki sevgi nedir, konuşmalı öncelikle. Bize gösterilen saygıya karşılık oluşan hissiyatımız olmamalı, kesinlikle.
On üç yaşlarımda iken; “Sevilmediğim yerde bulunmak istemem.“ demiştim. Hayatım boyunca hiç kavga etmedim, diyebilirim. İlk yumruğu attığım oldu, belki bir kez. Sonrası, arkadaşın ve çevredekilerin insafına kalmıştı. Çamurda yuvarlanmak istemişimdir zaman zaman. Temizlik hastası değilim. Aksine, bazı şeyleri temiz kabul ediyorum ve çevremin tozlu, dağınık olmasından rahatsız olmuyorum. Ama hassasiyetlerimin beni frenlediğini, yönlendirdiğini düşünüyorum, insanlarla, dostlarla arama mesafeler koymakta, aşılmaz… Yine on üç yaşlarımda iken bir lokantanın açılışında verilen bedava yemekten alışımı hatırlıyorum. Sıraya girdim, itiş kakış. Ben yapmıyorum, ortam bu. Bir şekilde tezgahın önüne kadar gelebildim. Bir türlü tepsiyi alıp oradan ayrılamadım. Lokantacı anladı, müsaade istedi, sıradakiler biraz sakinleşti. Ve ben yemeğimi yiyebildim. Benzer durumu kırk yaşlarımda iken de yaşamıştım. Bir fabrikanın açılışı vardı. Ortadoğu’nun, balkanların en büyük tekstil üretimi. Cumhurbaşkanı orada. Büyük izdiham var. Güvenlik kapıyı kapamaya çalışıyor, insanlar içeri girmeye. Arkadaşım elimden tuttu ve içeriye çekti beni, bir çocuk gibi.
İnsanlardan şikayet ederdim. Herhangi bir şey söylediğimde bir süre sonra aleyhime kullandıklarını görüyordum. Yirmili yaşlarımda susmak ile ilgili bir dörtlük yazdığımı hatırlıyorum. Susmak zehir içmeye benzer… Hala yaşadığıma göre?
Yine yirmili yaşlarımda bazen düşünür ve; “Şu anda dünyanın farklı yerlerinde milyonlarca insan acı çekiyor.“ derdim. Ancak gördüğüm bu problemin veya gerçeğin çözümüne, değerlendirilmesine dair bir tezim yoktu. Aslında hala arıyorum.
Zaman zaman kararlar alırdım. Her gördüğüm dilenciye bir TL vermek, mesela. Uygulayamadım. Vermek bana çok zor geliyor. Ancak cimri de değilim. Belki ağalık yapamıyorum.
Söylemese idim, dediğim çok sözüm var. Tez canlılık, bildiğini sanma, sabır edememe… Tamamladım, dediğim bir işim olmadı diyebilirim. Büyük bir heyecanla başladığım ve yarım kalan bir sürü projelerim, hayatım.
Bir dostum, cümlelerimden sadece birisini duyduğunda aşağılık kompleksine sahip olduğumu söyledi. Hayrolsun.
Muhataplarımıza hissettirdiğimizin önemli olduğunu düşünürüm. Ancak hissettiklerimiz bize de bakar, derim. Kalpleri ise kimse bilemez, bilmemeli…
Belki de ben sadece Türkiye’yim, Anadolu… Bir yanımda firavunların izi var, bir yanımda Yunus‘ların.
Nevin Bahtişen
Hayatımdan Notlar
Deniz İmre
Yalnızlığın Söz Aldığı Akşamlar
Hüseyin Uyar
Yeni Çağda Dostluk Paradoksu
Yusuf Sarıkaya
Şehirlerimiz
Sedat İlhan
Sosyal Medya Bağımlılığı
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Mehmet Şahan
Edebiyat - Medeniyet ve İnsan
Serhan Poyraz
Yaşlı Adam ve Deniz - Ernest Hemingway
Sami Çelik
Gece ve Sis
Musa Aşkın
Toprağa Dönen Hikâye
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Hayatın Matematiğini Öğrenmek
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Hilmi Yavuz
Kayboluş ve Yıkım
Gevher Aktaş Demirkaya
Ben Yemen Türküsü’nü Söylerken Ata Ağlardı
Mine Çağlıyan
Özgürlük
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Bir Mum Işığına Tutsak
Suna Türkmen Güngör
Ruhun Terazisi
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Dilek Tuna Memişoğlu
Sudan Ağlıyor
Ebru Bozcuk
Yaşam Gustoluğu
Ahmet Furkan Demir
Çağımızın Hastalığı: Gösteriş
Ayfer Güney
Dur
Hamiyet Su Kopartan
Meşguliyet
Turan Demirci
Yapılmayacaklar Listesi
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Hakan Cucunel
Türk Edebiyatı ve Türkçe Edebiyat
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Şükrü Doruk
Alma Ağacı
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Demet Mannaş Kervan
Sözde Hayvanseverin Eseri: Sokak Köpeği
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar