Son birkaç haftadır hep geçmişte yaşıyorum sanki. Hatıralarım canlanıyor gözlerimde. İlişkiler, sonuçlar…
Oysa bir arkadaşın hatıralarını yazmasına kızıyordum ben. Zamanı yaşamak gerekir diyordum. Kendim için, ders çıkardığımı söylüyorum ama… Onun neyi amaçladığını, neyi bulduğunu bilmem asla mümkün değil.
“İnsan hatasını kabul ettiği ölçüde büyük, hatasından ders çıkardığı kadar akıllı ve hatasını düzelttiği ölçüde güçlüdür.“ der John Maxwell. Birisi, kendisini yerden yere vuruyorken dikkatli olmalı bence. İnsan kendisini garantide görmeden bunu yapamaz. Çıldırmış da olabilir, isyandır yaşanan. Söyleyip durdu ise bir seveni, neyi yapıp yapmayacağını, neyin onun için iyi olup olmayacağını… Veya erdem bilir bunu belki de gerçekten erdemlidir, bilgedir, başka boyutlardan seslenir dostlarına. Bilinmez…
Ben bildiğimi sanıyordum. İnsanların karakterlerini, kapasitelerini, hangi mimikleri, kelimeleri ile aslında ne kast ettiklerini tahmin edebildiğimi düşünmekte idim. Şimdilerde bilinemeyeceğini görmekteyim ancak henüz refleksim haline gelmedi ne yazık ki. Gerçeği aradığımı sanıyorum ama gerçekle kavga ederken buluyorum kendimi, çoğunlukla. Veya gerçek de nedir ki? Belki sadece ben…
Babam hakkında çok şey yazabilirim. Oynamadı benimle, bir kez bile olsa. Beni kucağına alıp sevdiğini de hatırlamıyorum. Ağalığını biliyorum ama. Bir gün annem çağırmam için göndermişti beni. Kahvede buldum onu, normal olarak. Annem, dedim ve bir tokat yedim. Başkalarının yanında annemin onu çağırdığını söylemem çok büyük bir hata idi onun düşünce dünyasında. Ama ne zaman ki çocuklarım büyüdü ve onlara olan sevgimi gösteremediğimi anladım, anladım ki babam da beni, bizi, çocuklarını seviyormuş.
Babalar, oğullar, erkekler yani, sevgilerini gösteremiyorlar. Onlara olan sevgimiz de biraz para kokuyor. En azından görünen böyle. Dostlarla bu konuyu konuşurken aslan ailesini örnek vermiştim, espri ile karışık. Dişi aslan avlanır, yavrularını ve erkeğini doyurur. Erkek aslan yelelerinden dolayı avlanamaz çünkü. Bazen olur, tekrar çiftleşebilmek için kendi yavrularını öldürür.
Vefatından sonra annem, babam hakkında tek bir laf ettirmedi. Kardeşlerim de sustu zaten. Ben? Gerçeği arıyorum veya öyle sanıyorum.
Annem çok fedakar bir kadındı, her anne gibi. Kızlarının, kocalarından laf duymamaları için damatlarına ayrı bir ilgi alaka gösterirdi. Evime misafir(!) geldiğini hatırlıyorum, dün gibi. Bizi büyütmek için o karın, doyarak kalkmamamıştı sofradan. Ve büyüttüğü çocuğunun evinde bir el gibi geçirdi zamanını, aç kalktı yine. Başımı yastığa koyduğum gibi uyudum, demişti, rahatsız olmayalım diye, o yokmuş gibi hayatımıza devam edebilelim…
Ağabeyim, benden 17 yaş büyük. Kendi düşüncelerimden daha ziyade onun kelimeleri ile anlatayım. Arsasını yıllar önce vakfa bağışlayan birisi ile tanışıyor. “Pişman mısın?” diye soruyor ona, garipseyerek, kabullenemeyerek. Gerçi amcamız, verdiğini kendi diliyle söyledi ise vakıf henüz gerçeklemiş bile olmayabilir. Ağabeyimin ne kadar hassas birisi olduğunu kırk kusur sene sonra anladım. Beraber yolculuk yapıyoruz, aracı süren benim. Sanırım portakal yedik. O soymuş olmalı, doğal olarak. Elini hiç bir yere dokunduramadı. Belki 100 km böylece devam ettik. Şurada bir çay içelim, dedi bir mola yeri görünce. Masaya oturmadan önce gidip elini yıkadı.
Üç tane çocuğu var, çocuklarının da çocukları. Büyük bir aile oldular. Beraber hareket edebiliyorlar, yiyorlar, geziyorlar, gülüyorlar, ağlıyorlar… Bunda yengemin payı çok büyük olmalı. Onun hakkını veremediğini anladım şimdi. Özür diliyorum.
Küçükler hep mi böyle aykırı oluyor, diyesim var. Kardeşim, sekiz yaş küçük olmasına rağmen benim unuttuğum şeyleri anlatır bana, bu kadar da olmaz dedirten detayları ile birlikte. Çok keskin çizgileri var. Sinirlendiğini, onaylamadığını çok rahatlıkla anlayabilir muhatabı. Buna rağmen ani çıkışları benim kadar yok. Bana hiç dalaşmıyor diyebilirim. İstese, odaklansa didik didik atar. Babamın da, annemin de dualarını aldı. Benim yapamadıklarımı yaptı, yapıyor.
Ayrıca 5 kız kardeşim var. İlginç bir şey. Onların iç dünyalarına açılan pencereleri görememişim henüz. Oysa ben bildiğimi sanıyordum, her şeyi…
Sedat İlhan
Kurduğum Dengelerim /5
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı-20 / Gölge Güçlerin Yükselişi
Deniz İmre
Herkes Celladıdır Kendi Ömrünün
Serhan Poyraz
Gündoğumu / Joan Baez
Hakan Cucunel
Canvermezler Tekkesi
Musa Aşkın
Kuyruğun Söylediği
Ebru Bozcuk
Bu Topraklardan Bir 'Ümit Yaşar Oğuzcan' Geçti
Şükrü Doruk
Şiire Dair
Cengiz Hortoğlu
Evine Hoş Geldin
Ümmügülsüm Hasyıldırım
İyilik Bulaşıcıdır
Nevin Bahtişen
Hayat Döngüsü
Hamiyet Su Kopartan
Türkçemizin İncelikleri (I)
Suna Türkmen Güngör
Çağları Aşan Gönül Yolcusu / Yunus Emre
Dilek Tuna Memişoğlu
Ah Srebrenitsa
Mehmet Şahan
Paylaşmak /3
Gevher Aktaş Demirkaya
Perde Arkasındaki Söz Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü
Hüseyin Uyar
Değerli Yalnızlık
Ahmet Furkan Demir
Enver Paşa
Yusuf Sarıkaya
Paşaköy Hasan Paşa Camii / Yozgat
Hilmi Yavuz
Selahattin Hilav
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar