Onların kalblerinde bir hastalık vardır. Allah da onların hastalığını çoğaltmıştır. Söylemekte oldukları yalanlar sebebiyle de onlar için elîm bir azap vardır. (Bakara 10)
Kendimizi kandırmak… Tecrübelerimle düşünce dünyamda biriktirdiklerimi yazmaya çalışmıştım. Ama bu ayetle yeniden odaklanmak zorunda hissediyorum. Çünkü yalan söylendiği tekrar vurgulanıyor.
Problemin kaynağı duygularımızın farkında olamayışımız, aklımızı, duygularımızı yerinde kullanamayışımız olsa da ayetle dikkat çekilen şey, muhataplarımızın değerlerine saygısızlık ve beklenti gibi görünmekte. Bu konuda bir hadis de var zaten. Alimlere, şehitlere, cömertlere sorulur mahşerde. Neden yaptınız? Allah rızası için. Onlara hayır, denilir. Siz, desinler diye yaptınız.
Bunun ne gibi bir sakıncası var? Söylerim ama ne yazık ki, her yaptığını Allah rızası için yapanlar bunu anlamayacak. Büyük bir laf etmiş oldum. Ayete, hadise saygım olarak algılayınız lütfen. Farkındalığımızca istisnası mutlaka vardır.
Trajikomik bir yaşanmışlığımı anlatayım size. Dostlar meclisinde sohbet ediyorduk. Her zamanki ben. Ters mantık söylemler. Hikmet aramak için çok faydalı ama? Hayrolsun. Devam edelim. Anlatma hastalığımız var, dedim. Tüm insanlar, “Tamam, inandık.“ deseler, problemlerimiz bitecek mi? Onların Müslümanlığını kabul edebilecek miyiz? Çünkü birileri kötü olmalı ki, kendimizi iyilerden hissedebilelim. Eğer gerçekten bu tezim doğru ise, anlatmalarımız Allah rızası için olamaz. Dostum, “Hayır.“ dedi ya, nasıl bir mantıkla söyledi bilmiyorum ama “hayır” dedi. Hans’ların, Thomas’ların, Markus’ların Müslümanlığını kabul edemeyiz.
Muhataplarımızın, toplumun, insanlığın iyiliği için bir şeyler yaptığımızı iddia ediyorsak eğer onların bu iyi niyetimizden haberleri olmalı. Tabii ki, sözde değil özde. Benim gibi değil yani. Felsefe yapmak kolay. Az çok mantığımız da var ise lafımızın üstüne laf söylemek zor bile olabilir. Ama gerçek olan şey, tavrımız hatta hissettirdiğimizdir. Niyet kesinlikle önemli. Ancak geleceğin şekillenmesi niyete bakmıyor. İlişkilerimizde niyet namıyla bir kredi yok ne yazık ki. Zamana ve duruma göre karşılıklı kabullenmişlikler olabilir sadece. Öyle bir an gelir, patlar insan. Hayretler içinde, onu hiç tanıyamamış olduğumuzla yüzleşebiliriz.
Beklenti… Nedir sakıncaları? Aklımıza gelenleri sıralayalım öncelikle. Sizin katkılarınızla tamam olabilir ancak. Umarım, beklerim.
Yaptıklarımızda motivasyonumuz beklenti olduğunda yönümüzü biz belirleyemeyiz. Teşekkür aldığımız kişi veya sebep, önceliğimiz haline geliverir. Teşekkür gelmediğinde veya tatmin olamadığımızda adım adım kendimizden uzaklaşabiliriz. İlk aşama, iyilik ettim kötülük buldum diyebiliriz. Sonra, hak etmediler. Daha sonra ise, gemisini yüzdüren kaptan olabilir artık.
Burada şöyle bir şey dediğinizi duyar gibi oluyorum. “Sarhoşa, ayyaşa, katile, hırsıza da mı iyilik yapacağız?” Evet. Ne yazık ki, bu şart. Aksi zaten gerçek iyilik bile olamayabilir. Kabul edemiyor muyuz? Hiçbir şüpheye yer vermeyecek netlikte emin olabilmek için tüm imkanlarımızla gayret etmeli. Konuyu tüm yönleriyle en ince ayrıntılarına inerek irdelemeli. Sadece inanç düzeyinde kalmayarak tüm duygularımızı doyurup bu düşünce ufkuna ulaşmalı. Kötülük bir sonuçtur. Süreçte yapılan hataların acı meyvesi…
Allah’ın onların hastalıklarını çoğaltması… Negatif ve pozitif anlamda buna benzer pek çok ifade var Kuran’da. Bu ayetlerle Yaradan, insanı muhatap aldığını beyan ediyor. İnandığını söyleyenler neden bu daveti göremiyor, anlayamıyorum. Bazı dostlar, kendimce samimane ifadelerimle O’nu ansam, saygısızlık etmişim gibi ikaz ederler. Oysa inanan inanmayan herkesin başvurabileceği tek adrestir O. Açalım yüreklerimizi ve soralım O’na. En olmaz dertlerimize derman bulabiliriz. Deneyelim ama yürekten.
Hastalığın çoğalması… İnsanın yolculuğunun fıtratında vardır. Sanki geri dönüşü olmayan tek yön. Negatif veya pozitif, aldığımız kararlarla veya çevremizde bulduklarımızı sahiplenmelerimizle ruhumuzu inşa ediyoruz. Müslüman bir anne babadan dünyaya geldik mi, tamam. Müslüman oluyoruz. Anlam aramadığımız sürece Hristiyan bir ailenin Hristiyan evladından ne farkımız olabilir ki? Şu veya bu olmak, neden çözüm arayışımıza engel? Hepimiz için, hep birlikte mutlu mesut yaşamak üzere bir yol bulmak mümkün değil mi?
***
TRUVA YAYIN GRUBU YOUTUBE KANALIMIZA ABONE OLMAYI UNUTMAYIN...
Logoya tıklayıp Youtube kanalımızı ziyaret edebilir, abone olabilirsiniz

Ebru Bozcuk
Lilith Efsanesi
Yusuf Sarıkaya
Kün Fe Yekûn (Ol! Der ve Oluverir)
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı /6 -Gölge Güçlerin Yükselişi
Gevher Aktaş Demirkaya
Ekmeğin Tarihteki Yeri
Hamiyet Su Kopartan
Sağlıcakla
Deniz İmre
Bukowski Haklıydı: Özgürlük Dediğin Şey Bazen Yalnızlıktır
Musa Aşkın
Eğer
Sedat İlhan
Yapay Zekâm /2
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Gönle Hüzün Düştü
Serhan Poyraz
1933 Berbat Bir Yıldı / John Fante
Ahmet Furkan Demir
Pasife Alınmış Hayatlar
Dilek Tuna Memişoğlu
Canım Çocuklar
Mehmet Şahan
Başak ve Saman
Hakan Cucunel
Salı
Hüseyin Uyar
Dilaver'in Entelektüel Durumu Hakkında
Suna Türkmen Güngör
Endeeni Eledivesen Diyom
Nevin Bahtişen
Mutlu Yarınlar İçin
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Hilmi Yavuz
Kayboluş ve Yıkım
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Şükrü Doruk
Alma Ağacı
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar