Bilmediğimi öğrendim, demekte. Beni en fazla etkileyen sözü bu. Veya bütün problemlerimiz ve çözümlerimiz bu motto ile anlamlı.
Sokrates ile tanışmadan önce çok kez bilmek konusunu dostlarla masaya yatırdık. Bir türlü uzlaşamadık. Bilmenin ötesine geçemiyoruz. Benimkisi de zaten cahil cesareti, bir merak. Yanına yoldaş arama. Bildiğimden değil. Veya gördüğümden, yaptığımdan… Siz de fark ettiniz mi? Sanırım bir paradoks var burada. Kolay olsa bu kadar uğraşmazdık zaten. Bilmediğimizi bilmek! Eee, yine bilmekteyiz, bilmiyor değil.
Sokrates’in sorgulamasını açıklarken ilk adımı ironi olarak tanımlamışız. Yani bilmiyormuş gibi yapmak. Bence bu bize bakar. Bilmemeyi kabullenemiyoruz. Oysa „gibi, mış gibi“ yapılan hiçbir iş sonuca ulaşamaz. Farklı bir boyuttan, pencereden bakarak bilmediğini kabullenmeden insanlarla kaliteli bir iletişim mümkün olamaz.
Haklısınız dostlar. Lafı döndürüp dolaştırıyorum. Bu normal değil mi? Felsefe yapıyoruz nihayetinde. Veya daha kolayı var ise söyleyiverin, yüreklerdeki yangınları söndürüverin…
Bilgiyi veya bilmeyi farklı bakış açılarıyla ele alalım. Hepimiz için, hep birlikte…
Bilmenin üç mertebesinden bahsedilir. Bilmek, görmek, yaşamak… Sadece bilmek ile yetinmenin hiçbir faydası yok, hatta zararlıdır bile denilebilir. Yüzme ile ilgili yüzlerce kitap okuyalım. Bildiğimizi sanmaya başlayabiliriz. Yüzmeyi öğrenmeye ihtiyaç duymamaya. Bu anlamda, bildiğimiz ama karakterimiz haline getiremediklerimizi, biliyoruz, diyebilir miyiz, demeli miyiz?
Bilgiyi tanımlarken fayda prensibini esas alabiliriz. Hayatı kolaylaştırmak, engelleri kaldırmak için bilmemiz gerekenler… Bu bakış açımıza göre bilgi görecelidir. Afrika’da yaşayan bir insan için vahşi hayvanların davranışlarını bilmek çok önemli olabilir. Şehir merkezinde yaşayanların bazıları da böyle bir konuya ilgi duyabilir. Bu insanların motivasyonlarını bilmenin faydası var diyorsak nedenlerini sorup öğrenebiliriz. Ancak bildiğimizi sanıyorsak sormaya gerek görmeyiz. Bildiğimizi sanmamız yani bilmediğimizi bilmememiz masum olabilir. Tabii ki, sadece kendi dünyamızda yaşıyorsak...
Herhangi bir yaşanmışlığı nasıl karşıladığımız, neler hissettiğimiz, öğrendiklerimiz bize bakar, bireye göre değişir. Aynı insan için zamanla bile farklılık gösterebilir. Bir kitap düşünelim. Yüz kişilik bir grup okusun. Yüz farklı mesaj, öğreti çıkacaktır ortaya. Bazıları o kitapta yazmıyor bile olabilir. Yazarın anlatmak istediklerinin okuyandaki yansımaları aynı olmayabilir her zaman.
Veya bir cümle, tez, prensip, kriter...
Duyduğumuzda, söyleyen kişiye ve zamana göre gösterdiğimiz tepki değişebilir. Pozitif manada, olması gereken budur. Öğreniyorsak eğer kaçınılmaz sonuç. Söyleyen kişinin hissiyatı da dikkate alınması gerekir, kesinlikle. Yapabiliyor olmamız laubaliliğimize değil bilgeliğimize delildir. Ama negatif manada? Net bir çizgimizin olmaması, korkularımız, menfaatlerimiz, grupçuluğumuz, tabularımız… Gerçeğe ulaşma, kendi gerçeğimizi öğrenme gayretimizin olmaması. Sorgulamadan, otorite gördüklerimizi kabul edivermelerimiz. Ancak bunları sadece kendimiz için bilebiliriz, bilmeliyiz. Başkaları için? Doğru dahi olsa faydasız…
Bilmediğimizi bilmemiz, diğer bir ifade ile bildiklerimiz ile yetinmememiz… Fen bilimlerindeki gelişmeler buna bağlıdır. Akıllara durgunluk veren bir buluş, bazılarımızı hayretlere düşürürken bazılarımıza yeni sorular hediye eder. Her bir cevap binlerce, milyonlarca soru demektir öğrenmek isteyene, daha fazlası, diyene…
Konfor dairemiz içinde mutlu mesut yaşıyorsak eğer bildiğimizi sanabiliriz. Ancak gerçek huzur sorularımıza cevap aramak ile mümkün. Bulmak bile değil, sadece aramak...
Başkalarının açmazlarında doğrulanmak, dengelerinde tamamlanmak… İhtiyacımız olan şey. Aslında belki de sadece benim.
Sorgulamadığını düşündüğüm insanlar görüyorum. Gerçekten hiçbir soruya sahip değiller mi yoksa tüm cevapları bulmuşlar mı? Bilmiyorum. Belki de sorgulamadığını bilmekle hata yapıyorum. Veya bilebilir miyim ki...
Dostlar, umarım çıkmaz sokaklara sürmedim sizi. Bir ümidim var kendim için, bilmelerin ötesinde. Yemyeşil, uçsuz bucaksız, sonu gelmeyen baharlar, şırıl şırıl akan ırmaklar. Hep birlikte daha kolay ve anlamlı ama… Sizin için bilmem ne yazık ki, mümkün değil.
Sedat İlhan
Çözümsüzlük /5
Musa Aşkın
Usulca Sessizlik
Yusuf Sarıkaya
Bizim Kuşak /8
Serhan Poyraz
Shakespeare ve Hamlet / Mina Urgan
Dilek Tuna Memişoğlu
Yeni Yıla Girerken
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Yeni Yılınız Kutlu Olsun
Gevher Aktaş Demirkaya
Kızılca Gün - 27 Aralık 1919 Cumhuriyete Giden Yolun Dönüm Noktası
Ahmet Furkan Demir
Hiss-i Urfa
Mehmet Şahan
Edep Edebiyat Medeniyet Ekseninde İnsan
Ebru Bozcuk
Kandır Beni 2026
Deniz İmre
Schopenhauer’in Sarkacında: Bir Sağa Bir Sola
Nevin Bahtişen
Hayatımdan Notlar
Hüseyin Uyar
Yeni Çağda Dostluk Paradoksu
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Sami Çelik
Gece ve Sis
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Hayatın Matematiğini Öğrenmek
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Hilmi Yavuz
Kayboluş ve Yıkım
Mine Çağlıyan
Özgürlük
Suna Türkmen Güngör
Ruhun Terazisi
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Ayfer Güney
Dur
Hamiyet Su Kopartan
Meşguliyet
Turan Demirci
Yapılmayacaklar Listesi
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Hakan Cucunel
Türk Edebiyatı ve Türkçe Edebiyat
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Şükrü Doruk
Alma Ağacı
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Demet Mannaş Kervan
Sözde Hayvanseverin Eseri: Sokak Köpeği
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar