Çukurova’nın o meşhur sarı sıcaklarında, 22 Ağustos 1926’da Tarsus’un Sofular Mahallesi’nde doğar büyük şair. Çocukluğunda yaşadığı birçok talihsiz olayın onun ruh hâlinde derin izler bıraktığı aşikâr. Üç yaşında ayağını kırması, beş yaşında merdivenlerden yuvarlanması, on dört yaşında geçirdiği apandis ameliyatı ve sonrasında geçirdiği kızamık sonucu kekeme kalması onda derin yaralar açar. İlkokulu bitirdiği yıl annesi ve babası ayrılır. Tüm bu yaşananlar onu depresif ve içine kapanık bir çocuk yapar.
Anne ve babasının edebiyat sevgisi ona da sirayet etmiştir. Özellikle annesinin Faruk Nafiz Çamlıbel’e olan büyük hayranlığı şiir hayatında çok belirleyici olmuştur. Hatta annesi şairin fotoğrafını duvara asınca babasının ondan “evin ikinci adamı” diye söz etmesi onu çok etkilemiştir.
On dört yaşında yazmaya başlar ve on yedi yaşında yazdığı bir şiir Yedigün Dergisi’nde yayımlanır. Uzun yıllar bankacılık yapan şair, mesleğinin otuzuncu yılında emekli olur. Şiir hayatına 1940 yılında “Yedigün Şairleri” arasında başlar. Çoğunlukla “aşk, ayrılık, hayatın boşluğu ve ölüm” temaları üzerine yazar.
Şiirleri otobiyografiktir. Sevdiği kadınların isimlerini şiirlerinde açıkça deşifre eder. Mesela “Ben bir Ayten’dir tutturmuşum” dizesiyle başlayan “Milyon Kere Ayten” şiiri en popüler olanlardandır.
“Hayatımdan şairliğimi alıp çıkarırsanız geriye hiçbir şey kalmaz.” diyen şair 1960 yılında kendi yayınevini kurar. Ardından “Yergi - Dergi” adlı hiciv ve mizah dergisini çıkarır.
Melankolik bir hayatın içinde birçok kez intihar girişiminde bulunan şair, eşi ve oğlunu da buhrana sürükler. Bu dönemde oğlu Vedat’ın acı haberiyle sarsılır. 17 yaşındaki Vedat, Galata Kulesi’nden atlar. Babasına bıraktığı notta “Baba öyle intihar edilmez, böyle edilir.” der. Bu sadece bir sitem değil babasına verdiği büyük bir cezadır esasında ve sonrasında da şair iflah olmaz. Bu intihar, şairin psikolojisini iyiden iyiye bozar. Yönü artık tamamıyla “ölüm ve acı” temalarına döner. İsmine nazaran artık yaşamdan ümidini kesmiş bir şairdir. “Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın” sözleriyle başlayan şiiri, birçok kişi için bir aşk şiiri olarak düşünülse de esasında yitip giden oğlu Vedat için yazılmıştır.
Usta şair şairlik hayatını 5 kısma ayırır: Uyanış, arayış, çalkalanış, kaynayış, duruluş.
İlk şiir kitabı olan “İnsanoğlu” 1947’de yayımlanır. 50 yaşındayken 50 kitabı olan şair, yeteri kadar yazamadığını söylemiştir. Ümit Yaşar, şiir yazma şeklini de şöyle ifade eder:
“Çok süratli yazarım ve bitirince de üstünde asla oynamam.”
Dili yalın, lirik, içten, açık ve kolay anlaşılırdır. “Hüznün ve aşkın şairi” olarak anılan şair 1956 yılında “Anahtar” dergisine verdiği bir röportajda kendisini “aşkı tatmamış bir aşk şairi” olarak tarif eder. “Ben aşkı yaşamıyorum, onu arıyorum.” der.
“Şair olmasaydınız ne olurdunuz?” sorusuna “Kahrolurdum.” diyecek kadar şiirle aşk yaşayan bir adamdır o.
Kimilerine göre “yalnız bir şair”dir Ümit Yaşar. Hiçbir akıma uymamış, kendi tarzını yaratmıştır. Özellikle kadınlar ilham kaynağıydı. O; aşkın, ölümün ve İstanbul’un şairiydi. Ümit Yaşar içinse hayatı bir “şiir”di.
Şairin dizeleri onlarca şarkıya da söz oldu. Bunlardan en bilinenlerini şöyle sıralayabiliriz:
“Biraz Kül Biraz Duman, İspanyol Meyhanesi, Beni Unutma,Bir Gece Ansızın Gelebilirim, Ağla Gitar, Yollarımız Burada Ayrılıyor, Beyaz Güvercin, Apansız Uyanırsan Gecenin Bir Yerinde, Beni Kör Kuyularda Merdivensiz Bıraktın, Bir Ateşim Yanarım Külüm Yok Dumanım Yok, Bir Kere Bakanlar Unutur Derdi Günahı, Bir Gün Gelir de Unuturmuş İnsan” en meşhur olan güftelerindendir.
Bazı şiirleri “İngilizce, Fransızca, Rusça, Yunanca, Almanca, Bulgarca, İtalyanca ve Arapça”ya çevrilmiş ve çeşitli antolojilerde de yayımlanmıştır.
“Unutma ki insan sevebildiği kadar insandır.” diyen büyük şair, 1984 yılında geçirdiği bir kalp krizi sonucu hayata veda eder. Şiirle ve acılarla geçen yaşamı bu kez kendiliğinden sona ermiştir.
Bu topraklardan bir “Ümit Yaşar Oğuzcan” geçti ve “iyi ki” buralardan geçti.
***
Ebru Bozcuk
Bu Topraklardan Bir 'Ümit Yaşar Oğuzcan' Geçti
Musa Aşkın
Hayata İz Bırakan İnsan Olmak
Şükrü Doruk
Şiire Dair
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı -18 / Gölge Güçlerin Yükselişi
Cengiz Hortoğlu
Evine Hoş Geldin
Hakan Cucunel
Jean Teule - Sağanak Altında
Ümmügülsüm Hasyıldırım
İyilik Bulaşıcıdır
Nevin Bahtişen
Hayat Döngüsü
Sedat İlhan
Kurduğum Dengelerim /4
Hamiyet Su Kopartan
Türkçemizin İncelikleri (I)
Suna Türkmen Güngör
Çağları Aşan Gönül Yolcusu / Yunus Emre
Dilek Tuna Memişoğlu
Ah Srebrenitsa
Mehmet Şahan
Paylaşmak /3
Serhan Poyraz
Yeşil Mürekkep / Osman Balcıgil
Gevher Aktaş Demirkaya
Perde Arkasındaki Söz Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü
Hüseyin Uyar
Değerli Yalnızlık
Ahmet Furkan Demir
Enver Paşa
Yusuf Sarıkaya
Paşaköy Hasan Paşa Camii / Yozgat
Hilmi Yavuz
Selahattin Hilav
Deniz İmre
Küçük Bir Ülke
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar