Yeni evli bir çiftimiz. İlk haftalarında eve misafir almayacaklar. Önce ağabeyimizin ebeveyni geliyor ziyarete. Zil çalınıyor. Kapının bir tarafında anne-baba diğer tarafında ise çiftimiz.
Hikayeyi sosyal medyada dinledim. Yaşanmış mıdır? Bence önemli değil. Çünkü benzer duygular sürekli yüreklerde. Veya bana dokundu ise bir şeyleri daha önce farketmemiş olmalıyım. Hayrolsun.
Anneler şefkat kahramanlarıdır. Evlatları yedikçe onlar doyarlar. Gerektiğinde sofradan aç kalktıklarını hissetmeyiz çoğu zaman. Sevgi ile açıklanır davranışları. Ve sevgi ile karşılık bulur. Babalar ise yol açarlar. Yürürken ayağımız bir taşa takılmıyor ise eğer orada bir alınteri, adanmışlık vardır. İlginç olan şey bir problem yaşadığımızda biliriz ki hayat daima dümdüz bir yol değil. Ama yaşamıyorsak? Birilerinin gayretinin farkındalığı zor.
Ebeveynler için evlatlar daima evlattır, hiç büyümezler. Evlatlar bunu ebeveyn olunca anlarlar. İşte böyle bir şey. Canlarından bir parça, sürekli kendilerine danışan, kendilerini dinleyen bir varlık. Artık kendi kararlarını kendisi verecektir. Hem de hayatını bir başkası ile paylaşarak. Bunun zor olduğunu yaşanmışlıklarından bilirler. Onlar için bu dönem ilk adımdan farksızdır. Bebekler masumane, korkusuz, keşfetme aşkıyla etrafı gözlerler. Herkes yürürken onlar da denerler, defalarca. Düşerler ama yine kalkarlar. Sonunda başarırlar. Ancak her başarı aslında yeni bir başlangıçtır. Ve biz bu dönemler mutluluk adını vermişiz. Belki de yaşanabilecek olan zorlukları görmemek için…
Birbirlerine bakıyorlar. Yılların verdiği bir tanışlık ile. Yüzlerinde oluşan o ifadeler, seslerindeki tonlama… Hiç yabancı değil. Annenin hem korumacılığı hem de merak ve korkusu. Baba tartışmanın anlamsızlığını mı düşünüyor yoksa sadece inanmak mı istiyor söylenenlere? Bunu kestirmek zor. Ayrılıyorlar kapıdan. Dalgın, düşünceli. Yok bir şey diyorlar birbirlerine, yoktur. Ne olabilir ki…
Evlatlar ise kapının diğer tarafında. Gerçekten büyüdüklerini mi düşünüyorlar? Veya ispat etmek iç güdüleri, bilinçli, bilinçsiz. Sadece oyun mudur aradıkları, içlerindeki o garip kıpırtı. Balonları patlayana kadar ihtiyaç hissetmedikleri anne kucağı, her zaman açık, sıcacık… Yüzlerinde garip bir gülümseme. Yastık üstüne yastık koyarak ulaşabildikleri kalemler ile duvarlara boydan boya iç dünyalarını, gördüklerinin iç dünyalarına yansımalarını çizmelerine rağmen affedileceklerine olan inançları… Yasaklara olan ilgi, durdurulamayan, durdurulmaması gereken keşfetme merakı, başarmanın iç gıcıklayan tebessümü… Belki de yaşamlarının farklı bir boyutuna attıkları bu ilk adımlarında ne yapacaklarını bilememe hali.
Bir süre geçiyor. Kapının zili yine çalınıyor. Delikten baktıklarında ablamızın anne babasının kapıda olduğu görülüyor. Biraz fark ile aynı şeyler yaşanıyor. Bu sefer nesnemiz kadın.
Anne ve baba kapının bir tarafında. Sevmeye kıyamadıkları, doyamadıkları kızları bir yabancı erkeğin insafına emanet. Birlikte herhangi bir şeyi başarabilmenin, yol alabilmenin en temel şartı tarafların en azından birisinin uyumudur çünkü. Kadın bunu yapabilecek özelliktedir. Ancak bu davranışı birlikte yaşamayı bilmeyen, kadir kiymet tanımayan, egoist kara cahillerce kötüye kullanılabilmekte. Damatlar bu nedenle bir başka değerlidir. Kalplerde bir sızı, kaygı, merak. Saniyeler aylara bedel, bekleyiş...
Kapının diğer tarafında ise bir kadın. Güzelliğin, nezaketin, sosyal hayatın, ilişkilerin, renklerin, duyguların, mutluluğun öznesi… Yaratılışın yeryüzündeki temsilcisi. Hayır diyemez. Arada kalan yüreği yanar. Ağlar… Ve kapıyı açar.
Hikayenin burasında daha fazla dikkat kesildim. İsyanlarım, itirazlarım ruhumu sardı. Olamazdı böyle bir şey, olmamalı idi. Aile hayatına, birlikteliğe ihanetti bu. Bir söz verilmişti ve ağabeyimiz için de uygulanmıştı. Ablamızın böyle bir şey yapması ebeveynler arasında ayrımcılık olarak algılanabilirdi. Böyle bir birliktelik uzun süremez. Ağabeyimiz bir şekilde bunun intikamını almalı, hesabını sormalı.
Bekliyorum…
Yıllar yılları kovalıyor. İki tane erkek evlatları oluyor. Sonra bir kız. Ben beklemede.
Ağabeyimiz bir parti düzenliyor, eş, dost, tanıdık, tanımadık davetli. Yemekler ikram ediliyor, tatlılar yeniliyor. Yüreklerden taşan mutluluk dilekleri ağızlarda, hep birlikte.
Ablamız şaşırıyor tabii ki. Soruyor. Daha önce iki tane çocuğumuz olduğu halde neden üçüncüsü için böyle bir organize yaptık?“
“Çünkü“ diyor abimiz; “İhtiyarladığımda kapıyı bana kızım açacak.“
Ne diyeceğimi bilemedim burada. Günlerdir düşünüyorum. Oysa hikayeye hayır diyemiyorum. Kızımın evi bana çok daha sıcak gelir. Eşimden ve tüm kadınlardan özür dilesem… Hatalarımı kabul edememenin ruh halimidir isyanım yoksa insanların anlamsız bir şekilde kavganın tarafı olmaları mıdır beni rahatsız eden.
Köpekleri salmışız, taşları bağlamışız, sanki. Bir denge kurmaya çalışmışız ama nasıl? Erkek evlatlarımız istedikleri gibi gezerler tozarlar, arkadaşlarında kalırlar, olmadı gece yarılarında eve dönerler. Sadece bir sorgu ile geçiştirilir, bir nasihat. Ama kız evlatlarımız için böyle bir durum asla düşünülemez. Şimdilerde biraz değişmiş olsa da. Değişmeyen ne kaldı ki zaten. Elimizde fener, kıyı köşe eski bayramlarımızı arıyoruz, ninelerimizin dedelerimizin aşklarını. Sevgi, saygı, sadakat, paylaşım… Çanakkale Savaşı’na giden dedemizden bir haber alamayan ninemiz, evden her ayrılışında dedemize not bırakır. Ve son nefesini verirken dedemizin ruhu ile kucaklaşır. Böyle bir birlikteliği ret edebilir miyiz? Arıyorsak nerede?
Sedat İlhan
Çözümsüzlük / 5
Musa Aşkın
Usulca Sessizlik
Yusuf Sarıkaya
Bizim Kuşak /8
Serhan Poyraz
Shakespeare ve Hamlet / Mina Urgan
Dilek Tuna Memişoğlu
Yeni Yıla Girerken
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Yeni Yılınız Kutlu Olsun
Gevher Aktaş Demirkaya
Kızılca Gün - 27 Aralık 1919 Cumhuriyete Giden Yolun Dönüm Noktası
Ahmet Furkan Demir
Hiss-i Urfa
Mehmet Şahan
Edep Edebiyat Medeniyet Ekseninde İnsan
Ebru Bozcuk
Kandır Beni 2026
Deniz İmre
Schopenhauer’in Sarkacında: Bir Sağa Bir Sola
Nevin Bahtişen
Hayatımdan Notlar
Hüseyin Uyar
Yeni Çağda Dostluk Paradoksu
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Sami Çelik
Gece ve Sis
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Hayatın Matematiğini Öğrenmek
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Hilmi Yavuz
Kayboluş ve Yıkım
Mine Çağlıyan
Özgürlük
Suna Türkmen Güngör
Ruhun Terazisi
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Ayfer Güney
Dur
Hamiyet Su Kopartan
Meşguliyet
Turan Demirci
Yapılmayacaklar Listesi
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Hakan Cucunel
Türk Edebiyatı ve Türkçe Edebiyat
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Şükrü Doruk
Alma Ağacı
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Demet Mannaş Kervan
Sözde Hayvanseverin Eseri: Sokak Köpeği
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar