Sanırım en zor olanı kaldı geriye, en önemlisi. Cinselliğimiz…
Belki de bir masalla anlatmalı konuyu. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde. Uzaklarda bir köy varmış. Herkes mutlu mesut yaşarmış. Köyün elmaları çok meşhurmuş. Kocaman mı kocaman, kırmızı mı kırmızı, sulu mu sulu. Öyle bir şey işte. Tatlı sevene tatlı gelirmiş elmalar, ekşi sevene ekşi. Tılsım içinde tılsım. Aslında herkesin en az bir elma ağacı varmış. Ama komşunun tavuğu kaz gibi görünürmüş. Dallarında alımlı alımlı salınıp duran elmalar...
Gerisini yaşanmışlıklarımıza göre tamamlayabiliriz. Sadece kendimiz için, samimane, yalansız. Diğerlerine herhangi bir şey ispatlamak zorunda hissetmeden. Çünkü her ne kadar kültür denilen ortak kurallarımız, yaşam stilimiz, olmazsa olmazlarımız bu konuda pek çok şeyi fısıldıyor olsa da, içimizde olanı sadece biz biliriz.
İlkokul yıllarımda ablamla birlikte aynı yatağı paylaştığımızı hatırlıyorum. Altı kardeş, üç odalı bir ev. Mecburiyet, masumiyet, cesaret, cahiliyet(?)… Herhalukarda benim karakterimin oluşumuna mutlaka etkisi olmuştur. Ancak yaşananlardan daha da önemli olan şey algılarımızdır.
Ortaokul birinci sınıf, ikinci dönemdi sanırım. Bir kız arkadaşıma istemsizce, farkında bile olmadan aşırı ilgi duymuş olacağım ki, ondan tepki geldi. Açıkça değil. Birbirine bakıp fısıldaşıyorlardı sadece. Ancak yaptıklarının bendeki karşılığı aşk(!) oldu. Bu arkadaşla tam altı yıl aynı sınıfta idik. Ne elim eline dokundu, ne de gönlüm gönlüne. Nelerden hoşlanır, nelere kızar, hiçbir fikrim yoktu. Çünkü paylaştığımız herhangi bir şey yoktu. Sevdiğimi açıkça söyleyebilmiş olsam gidişat değişebilirdi. Belki de onun ret etmesinin nedeni de buydu. Aslında ret edilecek bir durum da yoktu. Çünkü teklif veya beyan yoktu.
Lise yıllarımda karşılıksız aşkımla(!) yanıp kavrulurken duygularımı düşüncelerimi paylaştığım bir arkadaş grubum vardı. Beceriksizliğim(?) içlerinden birisinin dikkatini çekmiş olmalı. Belki masumiyetti aradığı. Bir ağacın altına oturduğumuzda; “O ağacın altını şimdi anıyor musun?“ şarkısını bana mırıldanırken henüz ona sevdiğimi söyleyememiştim. Ortak arkadaşımıza, ona ilgi duyduğumu söylediğim halde. Onun da sahibine ilettiğinden emin olduğum halde. Bir gün ben abimin işyerinde iken telefon etti bana. Zorladı da zorladı, ağzımdan aldı lafı. Hemen çıktı geldi yanıma. Suç senin değil, dedi, kalbinin, çıkar at onu…
Ve evliliğim… Eşimi sevdim. Ama onun neler yaşadığının farkında bile değildim. Çünkü sevmeyi sahiplenme bildim. Aslında yaptıklarıma, yapmak istediklerime dayanak bir sürü argüman vardı elimde. Belki de göremediğim şey, hadiselerin üzerine çıkmanın gereği idi. Mevcut durum her ne olursa olsun, hayallerimize ulaşabilmek için yapılması gerekenler…
Sorgulamaya başladığımda ele aldığım ilk konulardan birisi idi cinsellik. Karşımda duran kişiyi sadece bir insan olarak görebilmek. Ayrıştırıcı, tanımlayıcı önyargılarımdan kurtulabilmek. En azından hedeflemek bunu. Aslında yeterince muhataplarımızın düşünce dünyalarında seyahat edebilirsek yanıldığımızı görmemiz de mümkün olabilir. Önyargılarımızla ne bizim dinlememiz mümkün, ne de muhatabımızın özelini bize açması… Veya önyargılarımız gerçeğimiz olur, bildiğimizi sandıklarımızı bulabiliriz sadece.
Seven sevdiğini özgür bırakmalı. Bu, birey olmanın, birey olarak görmenin de bir gereği veya sonucu.
Ruhların birbiri ile uyumu, birlikte yol yürüme kabiliyeti, hayatı paylaşma arzuları esas olmalı. Aksi halde bedeni arzular kısa, geçici, köksüz zevkler olarak kalmaya mahkum olur.
Cinsellik, namus gibi kavramların sadece kadınlar için ele alınması kültürümüzün açmazlarından birisidir. Yarım yaşanıyor hayatlar. Çünkü sosyal deneylerde görülüyor ki, kadınlar daha fazla yardım etmeye istekli, meyilli. Ataerkil düşünce ile birbirimizi sevmemiz, birlikte yaşamamız mümkün değil.
Okul aşklarımla bir çay içmek isterdim. Ne aradığımı, bulmayı umduğumu bilmiyorum.
Sedat İlhan
Yeni İşim-2
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı 28 / Yedi Diyar Yedi Savaş
Musa Aşkın
Veda Edebilmeyi Bilmek
Ebru Bozcuk
Yılkı Atları
Ahmet Furkan Demir
Teknofest Güneydoğu
Hüseyin Uyar
Distopya
Serhan Poyraz
Kırmızı Pazartesi / Gabrıel Garcıa Marquez
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Bütün Mesele
Cengiz Hortoğlu
Evine Hoş Geldin
Suna Türkmen Güngör
Bugün de Buradayım
Dilek Tuna Memişoğlu
80'ler Bizim Rengimizdi Bizim Zamanlarımızdı
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Hakan Cucunel
Avrupa Düşünce Dünyasına Bir Bakış
Deniz İmre
Normali Neden Kutsuyoruz
Nevin Bahtişen
Yarım Kalan ve Ufuktaki Düşler
Şükrü Doruk
Şiire Dair
Hamiyet Su Kopartan
Türkçemizin İncelikleri (I)
Mehmet Şahan
Paylaşmak /3
Gevher Aktaş Demirkaya
Perde Arkasındaki Söz Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü
Yusuf Sarıkaya
Paşaköy Hasan Paşa Camii / Yozgat
Hilmi Yavuz
Selahattin Hilav
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar