DENİZ İMRE’NİN YARIM ADLI ŞİİRİ ÜZERİNE BİRKAÇ SÖZ
Şiir sözcüklerle yapılan soyut da sayılabilecek bir estetik yolculuk. Bu yolculuğun en lojistik malzemesi sözcük seçimi, manidar kelimelerden dizeler oluşturma, onları nazım şekline uygun kümeleme, ruhu okşayan imgeler bulabilme, edebi sanatlarla söz oyunları yaratabilme, şiire başlama ve bitirme sancılarına doğru yanıt verebilme, iç musiki, ahenk, uyum vs… Bunlar edebiyat bilgileri dersinin ders notları, teorisi… Bu bilgi şüphesiz önemli ama yeterli olsa bütün edebiyat öğretmenlerinin şair olması beklenir… Hayatın içinde böyle bir pratik görünmüyor.
Deniz bize "Yarım" adlı şiirinde "gecedir…" dizesi ile "evet ama yetmez" dersi vermiş. Tek sözcüklü, üç noktalı bir kelimelik dize aynı zamanda tek dizelik küme… Hem dize hem de küme ezberimiz bozulmuştur. 20’nin üzerinde tek sözcüklü dizeler saydım. Bu tür kıt şiir örnekleri oldukça sınırlı ve sıra dışıdır. Bu başarılı deneme cesareti önünde saygıyla eğiliyorum. Alkışlıyorum.
Deprem bununla bitmiyor? Artçı sarsıntılar devam ediyor… Parantez içine ekler almış… (z)amansız, getir(sen), (s)açılmış gibi… Bu dil zekâsının özel bir adı var mı şahsen ben bilmiyorum. Varsa öğrenmek de isterim. Zekâ dememin sebebi parantez içlerini okusak da okumasak da şiirde manidarlık ortadan kalkmıyor. Başarılı bir illüzyon… Dikkatimi çeken sözcük seçimleri… eprimiş, terki, efkâr, iliklemek, biteviye vs… Çiğnenmemiş sözcüklerle günlük hayatın dili; estetik kaygılarla birlikte kullanıldığında pekala şiirde barışık yan yana yaşayabiliyorlar.
Şiirin içeriğindeki öykülerini de getir tekrarları ile şiirin başlığı ve finali başarılı olmuş. "Atların buğulu soluğu" güzel bir betimleme… "günleri de / ilikleyerek / biri diğerine" hem imgesel olarak güzel hem de güzel bir kişileştirme sanatı örneği olmuş.
Bütün bu ilkleri denemek sizi başarısız da kılabilirdi. Bu bir risktir. Teşebbüs maddedeki hareketin idesi… Hayatın inkişafının özü. Uygarlık her şeyini bu öncül serüvencilere borçludur. Cesaretinizi bir kez daha kutluyorum yarattığınız şiirsel estetik nedeniyle sizi içtenlikle kutluyorum.
Defalarca dinlediğim Dilek Tuna MEMİŞOĞLU’nu da seslendirme nedeniyle kutluyorum. Şiiri sözel olarak okuduğumdan daha çok dinletiden zevk aldığımı da itiraf ediyorum. Saygılarımla…
***
YARIM
gecedir…
suyun sesi duyulur
ta uzaklardan,
taşın üstünde
unutulmuş
eski bir gölge
kalkar gibi
yerinden,
sen anlatırsın
ben dinlerim,
kelimelerin arasına
kurulmuş
ömürlük bir yol olur
suskunluğun;
geçtiğimizde bütün o
yaralı şehirlerden…
ay ışığı vurur
hanın ıssız
avlusuna,
duvarlarda
eprimiş yüzler;
-ah o unuttuğum-
bilmem,
hangi zamandan kalma
yitik bir yolcudur
efkâr,
adımız sayıklanırken
çölün
yorgun uykusunda.
biz yine
gecikmiş oluruz
bir başka sabaha,
atların buğulu
soluğu karışırken
(z)amansız rüzgâra…
iyisi mi
öykülerini de getir(sen)
bir daha,
buluşuruz yine
kapısında
o hanın;
atlılar düşer
önce peşimize
kadifeden yüzlerini
gizlercesine,
saçarak yıldızlarını
kılıçlarının,
günleri de
ilikleyerek
bir diğerine…
öykülerini de getir
gelirken,
demiştim;
burada biteviye akşam
olur
ve
çekide
daha bir
ağırdır güneş;
batarken
sesim
dilimin balçığına…
sudan ellerin senin,
ellerin var ya
hani,
avuçlar
yeşilini
ağaçların,
süzülen ömürdür
artık arasından
parmaklarının,
gün de yitmededir,
siyahta;
kendini…
kadife yüzlü
o atlıların terkisinde
taşarken
kendi zamanımıza
dörtnala;
-heybemizde de
senin o yarım öykülerin-
(s)açılmış buluruz
ufukta
iliklenen günleri,
savrulan;
senin öykünden…
tüm hüznüyle
atlılar
çekilir orda ufkun ardına, kılıçlarında yıldızlar sönmezden önce son kez bakarız ardımızda çürüyen zamana; sen önden, ben peşinden, nereye varırsa
yol…
bil:
anlatılan biraz senin öykündür artık, biraz benim;
biraz da yazılmamış
o
yarım
öykülerin...
***













































