Hadi gelin gözlerinizi kapatıp bir ülke düşünün; ilahi bir ressamın elinden çıkmışcasına sınırlarını, dağların yön verdiği nehirlerin belirlediği şehirleri olan, yeşil ve mavinin dost olduğu, Batı ve Doğu Avrupa’nın arasında bir yerde..
Nüfuz sahibi olmak isteyen kötü niyetli ve çıkarcı güçlerin tetiklediği felaketler savaşlar yıkımlar zaman zaman yaşansa bile, bir süre sonra orada yaşanan tüm kötülükleri ve bu kötülüklerin acısını unutup kin tutmayarak mutluluğa tutunmaya çalışan barışçı, aydın ve iyi insanların yaşadığı bir ülke olsun hayalinizdeki…
Mavi ve yeşil dost ya bu ülke de; o zaman bu ülkenin başkenti de yeşillikler içinde uzanan bir ovada olsun ve hatta burası öyle güzel bir yer olsun ki soğuk ve fırtınalı bir gecede sığınacağımız eski ve harap bir han bile bize kendimizi saraydaymışız gibi hissettirsin.
Düşündüğünüz bu ülkeye, “iyi insanların yaşadığı yer” anlamına gelen “Bosna”; başkentine de “sarayın çevresindeki ova” anlamına gelen “Sarajevo” yani Türkçesiyle “Saraybosna” adını verelim diye fısıldayorum şimdi de zihinlerinize..
Durun açmayın gözlerinizi.. Ekonomik buhranlar, iç ve dış faktörlerin tetiklediği olaylar neticesinde, modern çağın ortasında, milenyum’a ramak kala, bu güzel ülkenin kalbinde, Saraybosna’da, nasıl bir karanlık ortaçağ yaşatıldığını ve yaşandığını Atka ve Hana kardeşler anlatsın size yazdıkları bir kitapla..
“Elveda Saraybosna” kitabı, bombaların üzerlerine yağdığı, keskin nişancıların acımasızca masum insanları öldürdüğü; yani ölümün her köşede gizlenerek attığınız her adımda karşınıza çıkabileceği bir şehirde, uzun süreli kuşatmanın getirdiği yokluğun içinde ekstra zorlaşan hayata tutunma mücadelesinde farklı yerlere savrulan onbinlerce canın içinde Atka ve Hana’nın ailesinin hikayesi..
Kızıl damları ve minareleriyle etrafındaki tepelere sarılmış bir şehir Saraybosna.. Bir rivayete göre adını bir Osmanlı veziriazamının verdiği ve coğrafi olarak Batı ve Doğu Roma imparatorluğunun ayrıldığı noktada konumlananan bu şehir; Katolik Batı Roma, Ortodoks Doğu Roma ve güneyindeki Müslüman Osmanlı kültürlerinin harmonisiyle oysaki hep Balkanların Kudüs’ü gibi olmuştu. Evet, her ne kadar kültür çeşitliliği zaman zaman medeniyet çatışmaları yaratmışsa da, Saraybosna halkı çok kültürlülüğü barış ve hoşgörü ile harmanlayan güçlü bir ışık olarak parıldarken Nisan 1992’de Sırp ordusunun kuşatması başladığında, bu güzel şehrin üzerine ne yazık ki bir anda karanlık çökmüş, başlamakta olan bahar sımsıcak gülen yüzünü gösterememişti; ölümün soğukluğu her yerdeydi ve gökyüzünden bomba, mermi yağıyordu.. Baharın ilk çiçekleri kanla lekelenmişti..
İşte o karanlık günlerde, 10 kişilik bir ailenin en büyük çocuğu olan 21 yaşındaki Atka, küçük kardeşlerine bakmak için Saraybosna'da kalır ve kuşatma sırasında yerel bir radyo istasyonunda muhabir olarak çalışarak yabancı basına çeviriler yapar. O zamanlar 13 yaşında olan Hana ise, 15 yaşındaki ablası Nadia ile birlikte, şehirden kaçanları taşıyacak olan son Birleşmiş Milletler otobüslerinden birine binerek elveda der Saraybosna’ya..
Atka, Saraybosna’nın içinden anlatır kendisinin ve diğer aile bireylerinin yaşadıklarını.. İçine düştükleri durumu anlatabilmek için Saraybosna'dan yabancı basına sürekli mektuplar yazan babalarını; kuşatma günlerinde Sırpların yanında olan Yugoslav Ordusunda yer alan bir Bosnalı olarak yaşadığı duygusal kaos sonrasında ordudan kaçan ve Saraybosna’ya dönen erkek kardeşi Mesha’yı; acil durum malzemeleri temin etmeye çalışan bir grup yardım görevlisiyle Viyana'dan sürülen ve ölümü göze alarak Saraybosna’ya dönen annelerini; ekmek almak için sıraya girdiğinde öldürülen amcalarını; bacağını kaybeden genç kuzenlerini..
Tanklardan ve ağır toplardan sürekli yapılan bombardımanlar, keskin nişancıların kurşunlarına her an hedef olma korkusu, elektrik veya telefon bağlantısı olmaması, az su ve ondan daha da az yiyecek olmasının yarattığı koşullarla yaşanan her gün, ölmeden bu dünyada yaşanan cehennem hayatı gibiydi.
Hana ise ablası Nadia ile bir bilinmeze doğru çıktığı yolculuğun ilk durağı olan Hırvatistan’a vardığında, burada mülteci olarak iki yıl süren hayata tutunma mücadelesini, ailesine ve halkına uzaktan bakarken yaşadıkları ve hissettiklerini kelimelere döker.
Atka ve Hana kardeşler, yazdıkları bu kitapta; yaşadıkları olayların politik yönü hakkında hiçbir yorum yapmayarak sadece içsel bir röpartaj gibi hayatta kalma mücadelesinde hissettiklerini ve yaşadıklarını anlatırken, ırkçı ve nefret içeren söylemlerden kaçınarak tüm yaşadıklarına rağmen bağışlayıcı bir karakter ortaya koyarak insan olmanın ne demek olduğunu kötülüğün karanlığıyla körleşenlere adeta haykırıyorlar.
Bu zorlu günleri yaşayan ve hayatta kalabilmeyi başaran yüzbinlerce insan, sonrasında Saraybosna’da kalıp eski yaşamlarından birçok şeye veda ederek veya “Elveda Saraybosna” diyerek dünyanın herhangi bir köşesinde hayata tutunmayı başardı ama Saraybosna kentinde kuşatma zamanında oluşan yara izlerinin, o günleri yaşayanların kalplerinde, bedenlerinde ve zihinlerinde olduğu gibi kaldığına şüphe yok. Burada önemli olan, sonrasında herşeye rağmen büyük bir cesaretle kendi acılarına meydan okuyup iyi insan olarak kalabilmek.. Atka ve Hana kardeşler kuşatma sonrası yazdıkları bu kitap ile ilgili olarak basına verdikleri birçok röportajda kendilerine düşmanca tavırlar sergileyerek kötülük yapanları affettiklerini, insan olmanın özünün de bu olduğunun altını çizmişler..
Bir atasözü vardır “İyilik yapan iyilik bulur” diye, gerçekten de iyi insan olarak kalabildiğin sürece, kötülükler arasında nezaket ve iyilik de bir şekilde karşına çıkmaz mı? Nitekim, Atka, kuşatma günlerinde bir radyo istasyonunda çevirmen olarak çalışmaya başladığında yeni iyi arkadaşlar edinir ve hatta o günlerde Saraybosna’da görev yapan Yeni Zelandalı bir foto muhabiri olan Andrew Reid’in kalbinde hayatının aşkını bulur. Aynı günlerde, Hana ve Nadia’ya ise Zagrep'te güzel kalpli insanlar sahip çıkarak onlara evlerini açar. Kuşatma sona ermeden hemen önce de, ailenin hayatta kalan tüm bireyleri Yeni Zelanda da yeni bir yaşama merhaba derler.
Hayatın içinde karanlıkta kaldığınızda, sizi bu duruma düşüren her ne olursa olsun, cesaret ve kararlılıkla insan olma özünüze sahip çıkıp sevgi, kardeşlik, aile bağları, dostluğun ışığıyla gideceğiniz yerde köklerinizden gelen değerleri yeniden yeşerterek hüzünlü elvedaları umutlu merhabalara dönüştürebilirsiniz ki bu güzel aile de böyle yapmış.
Kan ve keder dolu bir savaşın karanlığının çıkar, hırs, açgözlülük, kibirle beslendiğini bizzat acı çekerek deneyimlemelerine, tüm yaşadıkları acılarına ve kayıplarına ve Saraybosna’ya elveda demek zorunda kalmalarına rağmen iyi insan olmaya dair cesurca şeyler söyleyebilen ve karanlıkta kalmış insanlığın içinde bu kadar aydınlık vicdanlara ve kalplere sahip yazarları olan bu kitabı okumalısınız..
***
Sedat İlhan
Çözümsüzlük /5
Musa Aşkın
Usulca Sessizlik
Yusuf Sarıkaya
Bizim Kuşak /8
Serhan Poyraz
Shakespeare ve Hamlet / Mina Urgan
Dilek Tuna Memişoğlu
Yeni Yıla Girerken
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Yeni Yılınız Kutlu Olsun
Gevher Aktaş Demirkaya
Kızılca Gün - 27 Aralık 1919 Cumhuriyete Giden Yolun Dönüm Noktası
Ahmet Furkan Demir
Hiss-i Urfa
Mehmet Şahan
Edep Edebiyat Medeniyet Ekseninde İnsan
Ebru Bozcuk
Kandır Beni 2026
Deniz İmre
Schopenhauer’in Sarkacında: Bir Sağa Bir Sola
Nevin Bahtişen
Hayatımdan Notlar
Hüseyin Uyar
Yeni Çağda Dostluk Paradoksu
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Sami Çelik
Gece ve Sis
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Hayatın Matematiğini Öğrenmek
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Hilmi Yavuz
Kayboluş ve Yıkım
Mine Çağlıyan
Özgürlük
Suna Türkmen Güngör
Ruhun Terazisi
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Ayfer Güney
Dur
Hamiyet Su Kopartan
Meşguliyet
Turan Demirci
Yapılmayacaklar Listesi
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Hakan Cucunel
Türk Edebiyatı ve Türkçe Edebiyat
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Şükrü Doruk
Alma Ağacı
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Demet Mannaş Kervan
Sözde Hayvanseverin Eseri: Sokak Köpeği
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar