Aslında çok güzel zamanlarda yaşamışız be sevgilim. Dersler biter bitmez, Beyazıt’tan Yenikapı’ya yürürdük ya… Sahildeki çay bahçelerinde arkadaşlarla buluşurduk ya… Çay ve simit…
Sadeliğin içinde mutluluktu bizim hayatımız...
Yürümeye, sohbet etmeye, kendimizi dinlemeye hep zamanımız vardı ya….
Artık her şey değişti.
Hani ameliyat olmuştum da sen bütün arkadaşlarımızı da alıp hastaneye gelmiştin ya…
Hastane bahçesini doldurmuştunuz ya...
Birbirimize sarıldığımızda ikimiz de gözyaşlarımızı tutamamıştık ya…
Taburcu oluncaya kadar her gün sabahtan akşama kadar yanımda kalırdın ya…
Sevgilim insan bunu unutur mu?
Bir arkadaşımı hastanede ziyarete gitmiştim, bırak ziyaretçiyi, refakatçısının dahi olmadığını görünce çok şaşırmıştım. Kimse yoktu.
“Eşim” dedi; “Çok yoğun çalışıyor.”
“Ailende başka kimse yok mu?” diye sorduğumda aynı cevabı aldım.
“Herkes çok yoğun…”
Şimdi her şey değişti sevgilim. Kimsenin zamanı yok artık.. “Nasılsın?” diye soruyorum. “Çok yoğunum.” diye yanıtlıyor.
O gün fark ettim ki ben de zaman zaman “Çok yoğunum” diyorum. Ben de zamanın ruhuna uydum herhalde…
Ama hepimizin elinde telefon… Sosyal medya… İnternet… Oyunlar… Bunlar için zamanı var. Ama bir dostunu aramaya zamanı yok. Çünkü çok yoğun. Teknoloji çok gelişti ama biz daha mı mutluyuz?
Bazıları için aşkların anlamı da değişmiş. Bugün âşık olup ertesi gün aşkı bitenleri görüyorum be sevgilim…
Söylesem inanmayacaksın, bazı evlerde artık yemekler de dışardan getirtiliyor.
“Neden?” diye sorsam yanıtı belli… Çok yoğun… İnternette sörf yapacak. Sosyal medyayı gezecek. Oyun oynayacak. Yemekle kim uğraşacak!
Dün sabah spor yaparken yorulunca parkta bir banka oturdum. Az sonra elinde bastonuyla yaş almış bir hanımefendi geldi. “Oturabilir miyim?” diye sordu.
“Elbette.” dedim.
Aslında başka boş bank da vardı. Belki de konuşacak bir dost arıyordu. Uzun uzun anlatmaya başladı;“Çocuklarım çok yoğun olduğu için beni çok sık görmeye gelemiyorlar. Torunlarımı çok özlüyorum.” dedi.
Gözleri doldu; “Eşimi kaybettikten sonra daha da yalnızlaştım. Çocuklar da gelemeyince geriye hatıralar kalıyor.”
Sevgilim artık bir araya gelmek bir yana birçok insanın telefonla arayacak zamanı da yok… İletişim kolaylaştı ama görüşmeler azaldı. Evler daha konforlu ama misafirler azaldı.
Bir arkadaşım o gün; “İyi ki mesajlaşma var, eskiden telefon görüşmeleriyle çok zaman kaybediyordum.” dedi.
Ben de; “Neden böyle düşünüyorsun?” diye sorduğumda yanıtı neydi biliyor musun?; “Çok yoğunum, işler zor yetişiyor.”
İşte böyle sevgilim.
Bayramlaşmak için erkenden kalkar o kadar uzak da olsa toplu taşımalarla dostlarımızı ziyarete giderdik ya… Şimdi artık mesajlar çoğunlukla toplu olarak geliyor. Yani bir tuşa basıyor yüzlerce arkadaşının bayramını kutluyor. “Neden?” diye sorsan “Çok yoğunum” der.
Sevgilim sen bir yıldız gibi kayıp gitmiştin ya gökyüzünde…
Çok şey değişti ama ben halen eski günlerdeyim. İyi ki zihnime kazınmış hatıralar var. Güzel yaşamışız biz… Öğrenciliği de aşkı da dostluğu da…
Sevgilim, çok arkadaşım şimdiki zaman değil de asla gelemeyen bir gelecek zaman peşinde… Bunun bir illüzyon olduğunu söylediğimde bazı dostlarım “Ama geleceğimizi garantiye almayalım mı?” diyorlar.
Bir gün o an geldiğinde ve her şey bittiğinde ne çok şey kaçırdıklarını anlayacak zamanları olmayacak. Yirmiden fazla dairesi olan bir arkadaşım ömrünün son günlerinde bir aydınlanma yaşamıştı ama artık çok geçti; “Çok yoğundum, daha çoğuna sahip olmak için ömrümü harcadım. Eşime, çocuklarıma, dostlarıma ve kendime ayıracak zamanım yoktu. Sanki sınırsız bir ömre sahipmişim gibi yapacaklarımı hep daha sonraya bıraktım. Ama bir de baktım ki, ömür bitmiş, sayılı günlerim kalmış.” demişti.
Sevgilim; “Hayatını bana özetle” dersen; “Kalabalıklar içerisinde yalnızım.” diyebilirim.

Sedat İlhan
Kurduğum Dengelerim /4
Hamiyet Su Kopartan
Türkçemizin İncelikleri (I)
Suna Türkmen Güngör
Çağları Aşan Gönül Yolcusu / Yunus Emre
Dilek Tuna Memişoğlu
Ah Srebrenitsa
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı -15 / Gölge Güçlerin Yükseliş
Ebru Bozcuk
Bir Sabah İllüzyonu
Mehmet Şahan
Paylaşmak /3
Serhan Poyraz
Yeşil Mürekkep / Osman Balcıgil
Gevher Aktaş Demirkaya
Perde Arkasındaki Söz Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü
Hakan Cucunel
Eylül Geldi
Hüseyin Uyar
Değerli Yalnızlık
Ahmet Furkan Demir
Enver Paşa
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Bir Dilek Tut
Şükrü Doruk
Dil Hassasiyeti: Sözün Yükü, Sessizliğin Hikmeti
Yusuf Sarıkaya
Paşaköy Hasan Paşa Camii / Yozgat
Hilmi Yavuz
Selahattin Hilav
Deniz İmre
Küçük Bir Ülke
Nevin Bahtişen
Yazdıkça İyileşir İyileştikçe Yazar
Musa Aşkın
İnsanın Görünmeyen Mirası
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar