Yıl 1960, yer Brezilya’nın San Paulo kenti. Binlerce teneke evin yer aldığı, suçlularla dolu, bataklığa benzeyen gecekondu mahallesinde, pislik içinde yaşayan üç çocuklu bir kadın. Ailesine bakmak, daha doğrusu karınlarını doyurmak için çöpten ekmek ve yemek artıkları toplamak zorunda. Yaşı otuz bile değil, ama yaşadıkları o kadar ağır ki, artık kaldıracak gücü yok…
Genç yaşına rağmen tükenmiş ve yaşamanın bir anlamı kalmamıştır Maria için. Beş yıl önce başlayıp, her gün düzenli olarak tuttuğu yırtık ve sararmış sayfalardan oluşan günlüğünü, yemeklerini topladığı çöplüğün içine savurur. Sonra da arkasına bakmadan, her türlü pisliğin yer aldığı mahallesine doğru yürür…
Brezilya’da yaşayan Carolina Maria De Jesus’un gerçek yaşam öyküsünden söz ediyorum. Çöplüğe atılmış bu yırtık ve sararmış defterin, kitap haline dönüşüp, dünyada fırtınalar yaratacağını bilemezdi ki Maria… Çöpten çıkan bir yaşam; Favela… Bugün kitabın içeriğini değil, bulunuş öyküsünü anlatmak istiyorum.
Türkçe karşılığı “Çöplük,” olan bu kitabın bulunuş öyküsüyle, içinde anlatılanlar arasında çok da fazla bir fark yok. Aslında kitap bile denemez, bir çeşit içinden geldiği gibi özensizce yazılan günlük…
Brezilya’nın teneke kaplı gecekondularıyla ünlü San Paulo kentinde, çöp toplayarak geçimini sağlamaya çalışan, sadece okuma, yazma bilen bir kadın. Üç çocuğunun babalarının bile kim olduğunu bilmeyen, itilip, kakılan, uyuşturucu yuvası olan kentin güvenlikten uzak arka sokaklarında saldırıya uğrayan bu kadının can yakan öyküsü. Sabah gün ağarırken tek amacı, o gün çocuklarının karnını doyurmak olan Maria, bir öğün kuru ekmekle idare etmenin nasıl bir şey olduğunu anlattığı o eski deftere, son olarak şu satırları yazmıştı:
“Dünyada , yaşamaktan daha zor olan bir şey yok.”
Sonra da bütün yaşamının geçtiği çöplüğe savurmuştu, sararmış sayfalarla dolu defteri.
Aslında bu kadının yaşamı orada, çöplükte bitmiş gibi görününse de, bitmeyecek tam tersine yeni baştan ve rüya gibi başlayacaktı…
Maria anlarını yazdığı defteri, San Paulo’nun zengin mahallerinden birinin sokağındaki çöp tenekesine atmış, belki de yaşamına son vereceği pisliklerle dolu olan mahallesine doğru yola çıkmıştı…
Fakat yaşamının bu şekilde, çöplerin içinde sona ereceğini düşünen kadının yazgısı, ağlarını başka türlü örüyordu. Yanlışlıkla sigara paketini aynı çöp kutusuna atan bir gazetecinin, sigarasını ararken bu günlüğe gözünün takılması, kirlenmiş olmasına rağmen eline alıp okuması tek kelimeyle açıklanabilirdi; ilahi adalet…
Ezilmiş, aşağılanmış, saldırıya uğradığında, derdini anlatmak için gittiği karakolda bile polis memurlarının iğrenerek baktıkları Maria’nın dünyanın tanıdığı bir kitabın yazarı olacağını kim bilebilirdi ki? Ama oldu…
Carolina Maria de Jesus’u bulmak o kadar kolay olmamıştı gazeteci için.
Teneke evlerle dolu olan bu suç mahallesinde sahipsiz bir kadını bulmak, samanlıkta iğne aramaya benziyordu. Defalarca gittiği halde kadının izine rastlamamıştı. Ama, bu kitabın yayınlanması için o kadının yüzüne ihtiyaç vardı.
Hollywood filmlerinde gördüğümüz cinsten, çöpten alıp kendi adınıza yayınlayacağınız bir kitap değildi. İçinde anlatılanlar, yenilir yutulur cinsten olmadığı gibi, yazarını ağır biçimde hırpalayacak anılarla doluydu.
Belki de, insan hayatının fazla değerli olmadığı Brezilya’da; bir gazetecinin ısrarla Maria’yı aramasının altında yatan neden buydu. Yazgının geri dönülmez akışının aracısı olan gazeteci, şans eseri girdiği bir kasap dükkanında, Maria hakkında bilgi sahibi olmuş ve sonunda amacına ulaşmıştı.
Çok ses getirdi kitap, önce Brezilya, sonra da Amerika’da çok satanlar listesine girdi. Artık önlenemez yükselişi başlamıştı Maria’nın. Ünü bütün dünyaya yayılmış, kitap yazmayı bilmeden dünya çapında ünlü olan tek kişi olarak edebiyat tarihine damgasını vurmuştu.
Peki yaşadığı onca acıyı unutturacak mıydı kazandığı para?
Hayır, ama en azından çocukları kendisi gibi olmayacak, arka sokaklarda saldırıya uğramayacak, insan onuruna yakışan bir ortamda büyüyeceklerdi.
Zaten tek kitabı da buydu Maria’nın; kendisinin ve ailesinin yaşamını değiştirmeye yetmişti. Hala dünyanın dört bir yanında satılıyor ve telif hakları ödenmeye devam ediyor Jesus ailesine.
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı 30 / Yedi Diyar Yedi Savaş
Ebru Bozcuk
Her Şey Geçiyor
Ayşe Parlar Gürkan
Gerçek Olmadan Önce
Ümmügülsüm Hasyıldırım
İşte O An
Hilmi Yavuz
Post-Truth [Hakikat-Sonrası] Travmalara Karşı Hakikat’i Söyleyebilme Cesareti: Parrhesia
Dilek Tuna Memişoğlu
Üzgünüz İstanbul
Şükrü Doruk
Oyalı Kâse Romanı Işığında Tesbitler
Sedat İlhan
Yeni İşim /2
Musa Aşkın
Veda Edebilmeyi Bilmek
Ahmet Furkan Demir
Teknofest Güneydoğu
Hüseyin Uyar
Distopya
Serhan Poyraz
Kırmızı Pazartesi / Gabrıel Garcıa Marquez
Cengiz Hortoğlu
Evine Hoş Geldin
Suna Türkmen Güngör
Bugün de Buradayım
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Hakan Cucunel
Avrupa Düşünce Dünyasına Bir Bakış
Deniz İmre
Normali Neden Kutsuyoruz
Nevin Bahtişen
Yarım Kalan ve Ufuktaki Düşler
Hamiyet Su Kopartan
Türkçemizin İncelikleri (I)
Mehmet Şahan
Paylaşmak /3
Gevher Aktaş Demirkaya
Perde Arkasındaki Söz Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü
Yusuf Sarıkaya
Paşaköy Hasan Paşa Camii / Yozgat
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar