Ramazan ayı bitip bayram sabahına erince söylenen bir temenni vardır: “Seneye de kavuşmak nasip olsun”.
İşte bu sözün, bu topraklardaki en fazla anlam kazandığı yıl sorulsa, cevabımız ortak olurdu diye tahmin ediyorum.
Tarih: Ağustos 1914
Yer: Eyüp Sultan Camii avlusu
Bir bayram sabahı…
Yaz sıcağında geçen oruç ayının etkisi ile kavuşulan o tatlı bayram sabahı. Namaz kılınmış, camiden çıkan ahali avlunun içinde ve dışında bayramlaşıyor. Sabahın o tatlı uykusuyla itiraz etmeksizin erkence vedalaşıp babalarının elini tutarak, belki ilk defa, belki birkaç defadır bayram namazına gelmenin gururunu yaşayan erkek çocuklar… Simitçiler, pastacılar, şekerciler, ramazan ayı boyunca sakin geçen gündüzlere nazire, geceden hazırlık yapmışlar. Cami avlusunun hemen çıkışında bulunan meydanda, rengarenk macuncular, şekerciler ile çocukların cilveleşmesine “Bugün bayram.” diyerek teslim olan babaların ince ruhlarında açan güller… Ve sonrasında, bazıları Eyüp’teki, bazıları da Haliç boyunca Balat tarafındaki evlerine yürüyen ahali.
Ya o bayram sabahları evdekiler… Kız çocukları da erkenden kalkar. Evin anneleri; zaten onların uyuduğunu gören hiç olmamıştır. Özellikle bayram sabahları tam bir orkestra şefi durumundadırlar. Namaza gidenlerin dönüş vaktine göre ayarlanmış sofra hazırlıkları...
Nedendir bilinmez, bayram sabahı kahvaltı sofrası bir başka bereket, bir başka aydınlık, bir başka mutluluk olmuştur bu topraklarda. Hepimizin ruhunda ayrı bir yeri vardır…
…Ve 1914’ün Ağustos ayı.
Ulusumuzun en acı yılına (1915) bir adım kalmış. Birinci Cihan Harbi’nin o kara laneti ufukta belirmiş.
Takvimler daha; 30 Ekim 1914 (Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşı’na resmen girişi), 22 Aralık 1914 - 6 Ocak 1915 (Sarıkamış Harekâtı), ve 1915 (önce denizde sonra karada devam eden Çanakkale Savaşı) tarihlerini göstermemiş…
Binlerce kahramanlık destanı yazılmamış, yüzbinlerce şehit henüz vatan topraklarına uzanmamış…
Şimdi küçük bir empati yapmaya davet ediyorum;
1914’ün Ağustos ayında, Eyüpsultan Camii’nde bayram namazı kılmış bir Osmanlı subayını düşünelim. Avludan çıkıp Eyüp meydanına doğru yürüyor. Bayram sabahına ermenin mutluluğunu yaşayan kalabalık içinde özellikle neşeli çocuklar dikkatini çekiyor. Ahali Birinci Cihan Harbi’ni hissediyor ama ruhunu henüz bu kara lanetin kabusuna teslim etmemiş. En azından “Bugün bayram.” diyerek kabusu öteliyorlar…
Her şeyin farkında olan subayımızın içi daralıyor, ruhu sıkışıyor. Biraz daha yürüyüp az ötedeki çeşmede yüzüne su vuruyor, birkaç yudum da içiyor. Serinletmeye çalıştığı bedeni mi, ruhumu mu, bilmiyoruz ama pek de faydası olmuyor…Etrafta neşe ile koşturan çocukların, sabahın erken saatinde uykulu halleri ile palas pandıras aldıkları abdestin ıslaklığı ve henüz kurumuş olan saçlarının döküldüğü alınlarını öpmek istiyor. Bu güzel bayram sabahında ahalinin farkında olmadığı gerçeklerden asla bahsetmek istemiyor.
93 Harbi, Balkan hezimeti ve diğerleri, hafızasında olanca tazeliğiyle ve ızdırabıyla duruyor. Gelmekte olan Birinci Cihan Harbi lanetinin farkında…
Tam da bu esnada, bir tanıdığının gülümseyen yüzü ile bayramlaşırken; “Bu sene ramazan bitti, seneye de kavuşuruz inşallah.” dediğini duyuyor.
Böyle bir durumda biz olsak acaba nasıl cevap verirdik? Muhtemel ki; “İnşallah.” deyip oradan uzaklaşırdık…
Evet 1914’ün Ağustos’unda yüzbinlerce vatan evladı son oruçlarını tuttuklarını ve dahi son ramazan bayramlarını yaşadıklarını bilmiyorlardı…
Yaşı ilerlemiş olan dostlarımızdan sıkça duyduğumuz “Nerde o eski bayramlar…” cümlesinin anlamı bugün güzel gelebilir. Ancak artık hayatta olmayan ve çocukluğu geçtiğimiz yüzyılın ilk çeyreğine denk gelen büyüklerimiz için hiç de geçerli olmayan bir sözdür.
Ve küçük bir öneri; arife günü ve bayramda kabir ziyareti yaparız ya, o esnada bir an gökyüzüne bakalım ve bu topraklarda yatan şehitlerimizi düşünelim. Kalbimizin derinliklerinden bir ‘selam’ gönderelim…
Elbette bir bayram sabahı, bütün bunları hüzünlenmek için yazmıyorum. Hayatın döngüsü içinde neler yaşayacağımız hiç belli olmuyor. Üstelik bu yaşadıklarımızın büyük çoğunluğu kendi elimizde değil.
Hep söyleriz ya! “Burası bizim vatanımız!” diye. İçimiz rahat olsun, bedeli fazlasıyla ödendi. Son Ramazan Bayramı’nı 1914’te yaşayıp, vatan için bedel ödeyen şehitlerimizin ve tüm şehitlerimizin ruhu şad olsun.
Ve şimdi rahatlıkla söyleyebiliriz:
“Nice bayramlara kavuşmak dileği ile…”
İyi bayramlar
Editör: Dr. Özlem Demir
Hakan Cucunel
Şubat
Ebru Bozcuk
Lilith Efsanesi
Yusuf Sarıkaya
Kün Fe Yekûn (Ol! Der ve Oluverir)
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı /6 -Gölge Güçlerin Yükselişi
Gevher Aktaş Demirkaya
Ekmeğin Tarihteki Yeri
Hamiyet Su Kopartan
Sağlıcakla
Deniz İmre
Bukowski Haklıydı: Özgürlük Dediğin Şey Bazen Yalnızlıktır
Musa Aşkın
Eğer
Sedat İlhan
Yapay Zekâm /2
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Gönle Hüzün Düştü
Serhan Poyraz
1933 Berbat Bir Yıldı / John Fante
Ahmet Furkan Demir
Pasife Alınmış Hayatlar
Dilek Tuna Memişoğlu
Canım Çocuklar
Mehmet Şahan
Başak ve Saman
Hüseyin Uyar
Dilaver'in Entelektüel Durumu Hakkında
Suna Türkmen Güngör
Endeeni Eledivesen Diyom
Nevin Bahtişen
Mutlu Yarınlar İçin
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Hilmi Yavuz
Kayboluş ve Yıkım
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Şükrü Doruk
Alma Ağacı
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar