Paylaşmak denilince aklımıza onlarca, yüzlerce hatta binlerce konu geliveriyor. Havayı, suyu, doğayı, zamanı; sahip olduğumuz binbir türlü gıdayı paylaşmak gibi...
Tüm buları genel anlamda içinde bulunduğumuz en yakın çevreden tutun toplumun tamamına yayarak paylaştığımız konuları sıralayabiliriz. Tarım ve hayvancılık alanında ürettiklerimizi, endüstriyel alanlarda ürettiklerimizi, teknolojik alanlarda ürettiklerimizi, sanatsal ve kültürel alanlarda ürettiklerimizi insanlık yararına olacak şekilde paylaşırız.
Buraya kadar anlattıklarımız elbette çok önemli ancak paylaşmanın bireysel anlamda her şeyin üzerinde bir öneme haiz olan kısmı, aile kavramı içinde yapılan paylaşımdır.
Aile kurumunu oluşturan bireyler, bir araya gelerek kurdukları ortaklıkla yaşanacak olan koca bir ömrü paylaşırlar.
Daha ilk adımda henüz yolun başında iken her iki taraf da birbirlerine: “Hastalıkta ve sağlıkta, yoklukta ve varlıkta, bollukta ve darlıkta, iyi günde ve kötü günde bir ömür boyu birbirlerinin yanında hayatı birlikte yaşamaya yani paylaşmaya söz veriyoruz.” diyerek hem de Allahutaala'nın huzurunda bir ahitte bulunurlar.
Aslında yapılan bu ahide, söz vermek yerine kendini adamak dersek daha doğru olacaktır. Çünkü iki farklı insanın bir araya gelerek bütün ömrü, hayatı paylaşması demek kendi kişisel özelliklerinin tümünü bir tarafa bırakarak her konuda ortak noktada buluşulması anlamına gelmektedir.
Kurulan bu aile kurumu gerek maddi gerekse manevi olarak insanın bu dünyada sahip olduğu en değerli varlığıdır.
Eşler aile kurumunu oluşturarak, Allahutaala'nın emrini ve Peygamber (s.a.v.) Efendimizin sünnetini yerine getirmiş olması bakımından manevi anlamda kutsal bir yapıyı oluşturmuş olmaktadırlar.
Peygamber (s.a.v) Efendimiz bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurmuştur: “Nikah benim sünnetimdir. Kim benim sünnetime uygun davranmazsa benden değildir. Evlenin. Çünkü ben (kıyamet günü) diğer ümmetlere karşı sizin çokluğunuzla iftihar edeceğim...” (İbn Mace, 1846, Nikah, 1)
Eşlerin hayatı paylaşması; duygusal bağın güçlenmesi, yaşam yüklerinin hafiflemesi ve ortak bir gelecek inşası için temel taşıdır.
Aile, kişinin güçlerinin, kabiliyetlerinin, yeteneklerinin, eğilimlerinin hatta içgüdü ve isteklerinin bir düzen içinde gelişip olgunlaştığı; onun fizikî, ruhî ve kültürel gelişiminin tamamlandığı, kişiliğinin oluştuğu verimli bir ortamdır. Aile, sevincin, mutluluğun birlikte yaşandığı mukaddes bir müessesedir.
Kur’an-ı Kerim baktığımızda ailede “gönül huzuru, dostluk ve rahmet” arandığı, sorumlulukların paylaşıldığı, “iyilikle yaşama”nın hedeflendiği, eşlerin birbirine tutamak, dayanak ve korunak olduklarının hedeflendiğini görmekteyiz.
Peygamber (s.a.v) Efendimizin sözlerine, tavırlarına ve uygulamalarına da bakınca sağlıklı bir yuva kurmanın önemi, aileyi korumanın gereği, aile fertlerinin birbirine karşı görevleri, eşler arasında adaletli, ölçülü, sabırlı, anlayışlı, fedakâr, sevgi ve merhamet dolu olmanın önemini idrak etmiş oluruz.
Her şeyiyle farklı olan iki insanın bir araya gelerek oluşturdukları bu kutsal aile kurumunda bütün bir ömrü paylaşırken onları birbirine bağlayan ve aile kurumunun ömür boyu ayakta kalmasını sağlayan değerler vardır.
Bunlar aile kurumunun ve kişiler arasındaki paylaşımın olmazsa olmaz yapı taşlarıdır.
Beş “S” kuralı dediğimiz bu değerleri kısa kısa anlatmaya çalışalım:
1- Sevgi, ruhun olgunluk hissettiği, çok hoşlandığı şeye karşı meyletmesidir. Âlemin dokusu sevgi ile döşelidir. Eşler arasında inşa edilen binanın temel taşı ve yapı harcıdır.
2- Saygı, karşındakinin varlığını göz önünde bulundurma, sana yapılmasını istemediğini ona yapmamandır. Saygı; ince, kibar, seviyeli ve medeni davranmayı, hak ve hukuka riayet etmeyi gerektirir. Eşler arasında kurulan bağın koruyucu kalkanı, zırhı gibidir.
3- Sabır, eşlerin birbirinin bazı olumsuz söz ve davranışlarını sakince, anlayışla ve tepkisizce karşılamada olduğu gibi, eşlerin birbirlerinin isteklerini yerine getirememeleri durumunda da gösterilmesi gereken önemli bir erdemdir. Eşler arasındaki sabır konusunda Peygamber (s.a.v) Efendimiz şöyle buyurmaktadır: “Huysuz bir kocanın kahrına sabreden bir kadına Cenab-ı Allah tarafından, Firavun’un eşi Âsiye’ye verilen ecrin bir benzeri verilir; buna karşın huysuz eşine sabreden erkeğe de (yaralar içerisinde kıvranıp da sabredip şikayetçi olmayan) Eyüp Aleyhisselam’a verilen sevabın benzeri verilir.” (bk. Gazzali, İhya, Nikah Adabı)
4- Sadakat, eşlerin sözlerinde ve işlerinde doğru ve birbirine güven dolu olmaları demektir. Sadakat duygusu, eşin fiziğinden, huyundan, çapından, gücünden, birikiminden razı olup onunla yetinmeyi, başka arayışlara koyulmamayı, halinden memnun olmayı ifade eder. Bu konuda Allahutaala, Enfal Suresi 27. ayeti kerimesinde şöyle buyuruyor: “Allah’a, Resûlü’ne ve emanetiniz altında olanlara (çoluk çocuk ve eşlerinize) karşı hıyanette bulunmayınız!..”
5- Sorumluluk, sağlam bir aile yapısının oluşması ile hayatın sağlıklı ve sorunsuz bir şekilde paylaşılmasında önemli bir yere sahiptir. Tüm ailenin huzur ve mutluluğu eşlerin sorumluluk duygusunu gereğince hissetmeleriyle mümkündür. Eskilerin “mesuliyet” dedikleri sorumluluk ailede eşin önce kendisini yetiştirmesi, koruması, görev bilincinde olması, yükümlülüklerini yerine getirmesi, sonra da eşi, çocukları, büyükleri ve akrabalarına karşı nasıl davranacağını bilip, bunlara karşı yükümlülüklerini yerine getirmesidir.
Tüm anlatılanların ışığında baktığımızda paylaşmanın aslında insanın tüm kişisel özelliklerini bir tarafa bırakarak kendi bireysel haklarından verdiği ödün, yaptığı fedakârlık anlamına geldiğini görürüz.
İşte bu yüzdendir ki insan için ağır bedel anlamına gelen paylaşmak, hayatı paylaşabildiği ölçüde insanı yüceltir.
***
