Paylaşmanın Toplumsal Önemi
Bir önceki yazımızda “PAYLAŞMA 1” başlığı altında paylaşmanın genel anlam ve önemini anlatmaya çalıştık. Bu yazımızda ise “Hayatı Paylaşma” konusunun toplumsal yaşam üzerindeki etkisini ve önemini anlatmaya çalışacağız.
İnsanlık tarihi, Hz. Adem (a.s.) ile Hz Havva’nın yaratılması ile başlar. Allahutaala, Hz. Âdem (a.s) ile Hz. Havva’yı aynı mekânda (Cennette) birlikte yaşamak üzere yaratmıştır. Bu da yaşanacak olan hayatın paylaşılması anlamına gelmektedir. İnsanların hayatı paylaşması bir anlamda yaratılışları gereğidir. Yani Allahütaala yarattığı insanları birbirlerine muhtaç ederek onların hayatı paylaşmalarını istemiş ya da paylaşmak zorunda bırakmıştır.
İlk yaratılan insanlardan günümüze gelinceye kadar olan bütün insanların, hayatı paylaşarak yaşadıklarında hayatın çok daha mutlu, daha huzurlu, daha sevilir, daha kolay ve katlanılır olduğunu fark etmelerini sağlamıştır. Bu da insanların aileler ve topluluklar halinde yaşamalarını beraberinde getirmiştir. Bu sayede gerek aile yapıları gerekse toplum yapıları çok daha sağlam bir hale gelmiş; aynı mekanlarda ve aynı bölgelerde güvenli, huzurlu ve mutlu olarak yaşayabilmelerini sağlamıştır.
Paylaşmak, hayatı birlikte yaşamak insanın yaratılışı gereği bir zorunluluktur. Çünkü Allahü teala insanı birbirine muhtaç yaratmıştır. Bu zorunluluk hem maddi anlamda hemde manevi anlamda bir zorunluluktur. Bireyler hayatı paylaşım noktasında ne kadar gönüllü, istekli, azimli ve başarılı olurlarsa insanların gerek birey olarak gerekse toplum olarak huzur, mutluluk ve refah düzeyleri de o kadar artar.
Yazımızın başında da belirttiğimiz gibi birlikte yaşama isteği veya zorunluluğu önce ailelerin ve küçük toplulukların oluşmasını, sonraları ise giderek daha büyük toplulukların hatta milletlerin oluşmasını sağlamıştır. Paylaşmak birlikteliği; birliktelikler aileleri, toplulukları ve milletleri oluşturmuştur.
İnsan nüfusu çoğaldıkça toplumların yaşam şartları da ihtiyaç çeşitlilikleri de değişmekte, birlikte ve dayanışma içinde olma, paylaşarak yaşama zorunluluğunu da beraberinde getirmektedir. Bireysel ihtiyaçların yanında toplumsal ihtiyaçlar da insanı paylaşarak yaşamaya zorlamaktadır. Günümüz dünyasında gerek toplumların gerek ülkelerin gerekse milletlerin huzur, mutluluk, refah ve güven içinde yaşayabilmeleri, paylaşarak yaşamadaki başarılarına bağlı hale gelmiştir.
Temelde bireylerin fedakarlıkları gibi görünen paylaşarak yaşamak, aslında kendi huzur ve mutluluklarının yapı taşlarıdır. İnsan, hayatı paylaştıkça hayat kolaylaşır, birlik ve beraberlik ruhu güçlenir; aile, toplum, devlet ve millet hayatı daha sağlam bir yapıda daha mutlu daha huzurlu daha güvenli ve daha uzun ömürlü olur. Paylaşarak yaşamak birlik ve beraberliği perçinleyen harç olur.
Ve her şeyden daha da önemlisi paylaşarak yaşamak, toplumun gelenek, görenek, sevgi, saygı, şefkat, merhamet, vicdan, hoşgörü, vefa, sadakat, doğruluk, dürüstlük gibi kendi öz milli, manevi ve insani değerlerinin korunmasında, yaşatılmasında ve gelecek nesillere aktarılmasında belirleyici etken olur. Bu da o toplumun, o devletin ya da o milletin sonsuza dek huzur, mutluluk ve refah içerisinde yaşaması anlamına gelir.
***
