Doğruluk:
Doğruluk; doğru olma hâli, dürüstlük, sıdk, sadâkat, istikamet, hak, bir, hidâyet anlamına gelen itikadî ve ahlâkî bir kavramdır. Allah’ın emrine ve kanunlarına uygun bir yol izlemek ve insanların haklarına riâyet etmek demektir. İman eden ve inancını hayata geçiren doğru insan, Hz. Peygamber’in en güzel ahlâkını örnek alır. Kur’ân-ı Kerim, doğruluğa dair birçok âyet içerir.
Doğruluk, ahlâkî vasıfların tümünü kendinde toplar. Özünde Allah’a, meleklere, âhirete, kitaplara, peygamberlere inanan, namaz kılan, zekât veren, oruç tutan, sabreden, sözünde duran, cihad eden mü’minlerin bütün bu vasıfları doğruluk halinin tezâhürleridir.
“Ancak Sana ibâdet eder ve ancak Senden yardım isteriz. Bizi doğru yola ilet. Nimet verdiğin kimselerin yoluna; gazaba uğramışların ve sapmışların yoluna değil.” (1/Fâtiha, 5-7) âyetleriyle doğru yolun temel istek olduğunu vurgulayan Kur’an, baştan sona doğruluğun yolunu ve bunun aksi olan sapıkların yolunu açıklar. Allah’a kulluk etmek, doğruluğun ve doğru yolun ta kendisidir.
“Emrolunduğun gibi dosdoğru ol.” (11/Hûd, 112; 42/Şûrâ, 15) buyuran Allah, hâlis kullarını şeytandan korumaktadır. Allah, mü’minlerin kendisinden korkmalarını ve ölçüyü doğru tutmalarını emretmektedir. Sözün de doğru olması için uyarılan mü’minler, doğrulukları karşılığında cennete gireceklerdir. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
“Emrolunduğun gibi dosdoğru ol!” emri üzerinde günümüz insanları olarak çok düşünmemiz gerekiyor. Bugün böyle, yarın şöyle olmaz. Ecdadımız “Söz namustur.” derlerdi. Verdikleri söz insanlar arasında en geçerli senetti. Sözüne itibar edilmeyen, yalan, dolan, hile, fitne ve fesatla insanları aldatan kişiler gerçekten imanı yüreklerine indirmiş olsalardı “Dün dündür, bugün bugündür.” diyebilirler miydi?
Dürüst olmak; özü-sözü bir olmaktır. Adaletli olmaktır. Açık sözlü ve açık yürekli olmaktır. Tutarlı ve ilkeli olmaktır. Gerçekçi olmaktır. Samimi olmaktır. Sorumlu olmaktır. Hak ve değerbilir olmaktır. Kararlı olmaktır. Saygılı olmaktır. Ölçülü olmaktır. Öz eleştiri yapabilmektir. İslâm, gücünü imandan alan, bütün hayatı ve insanları kuşatan mükemmel bir ahlâk sistemi getirmiştir. Ana çizgileri Kur’an ve sünnet tarafından belirlenen bu sistemin iki temel şartı vardır. Bunlardan ilki, yüksek değerlere tam olarak inanmak, ikincisi de, inanılan değerleri doğru biçimde uygulamaktır.
Âyette “Doğrularla beraber olun.” (9/Tevbe, 119) buyurulması, bu kavramın toplumsal oluşuna delâlet eder.
“İnsana sadâkat yakışır görse de ikrah,
Yardımcısıdır doğruların Hazret-i Allah.” (Ziya Paşa)
Muttakîler asla yalan söylemezler. Hz. Peygamber, “el-Emîn” olarak tanınmıştı. Yalancılık ise, dar anlamıyla insanın günlük hayatta söz ve davranışlarında doğruluktan uzaklaşması anlamına gelir. Geniş anlamda Allah’ın emir ve yasakları ile alay etmek, Allah’a iftirâda bulunmaktır. Bu da müşriklerin sıfatıdır. Allah yalancı kâfirleri doğru yola iletmeyeceğini Kur’an’da birçok âyette açıklamış, onları lânetlemiş ve büyük bir azâba uğrayacaklarını bildirmiştir.
Allah, mü’minlere şöyle buyurur:
“Yalan sözden kaçının.” (22/Hacc, 30).
Davranışlarda doğruluğa hakkaniyet de denir. Bu da adâlet, insaf ve merhametten ibarettir. Doğruluğun, vahyî temellerinin anlaşılmasından sonra, düşüncenin eyleme geçirilmesinde en başta dile hakimiyet gelmektedir. Dil, düşünceyi iletme aracıdır. Mü’minler söz söylerken doğruyu söyler, gereksiz yere konuşmaz, kötü söz söylemezler; ya hayır konuşurlar veya susarlar.
Doğruluk; düşüncede, sözde, niyette, irâdede, azimde, vefâ ve amelde doğruluk şeklinde tezâhür eder. Bütün bunların kaynağı, Kur’an ve Sünnettedir. Öte yandan, düşünce ve eylem birliği, doğruluğun esasıdır. Düşüncede ve inançta tam mânâsıyla İslâm’a yönelinmedikçe ve İslâmî hükümlere teslim olunmadıkça davranışların doğru olması mümkün değildir. Doğru olan ahlâk, tümüyle sadece Hz. Peygamber’in ahlâkıdır. Zira Rasûlullah (s.a.s.) “dosdoğru ol!” mesajı ile “Hûd sûresi beni kocattı” diye buyurarak doğruluğun önemini ve insana yüklediği sorumluluğu ifade etmiştir. Yine O, “Beni Rabbim en güzel şekilde terbiye etti.” buyurmuştur.
“Ey inananlar! Allah’a karşı saygılı olun ve özü-sözü doğru olanlarla beraber bulunun.” (Tevbe sûresi, 119)
“Doğru sözlü, doğru özlü erkek ve kadınlara Allah, bağışlanma ve büyük ecir hazırlamıştır.” (Ahzâb sûresi, 35) Âyet; özünde, sözünde ve işinde doğru olmanın iki önemli neticesini açıklamaktadır:
1. Geçmişteki hataların bağışlanması (mağfiret).
2. Gelecekte büyük ecir (mükâfat). Bu, geçmişi ve geleceğiyle en büyük güvenceye sahip olmak demektir.
Peygamber (s.a.v) Efendimiz bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır:
“Şüphesiz ki sözde ve işte doğruluk hayra ve üstün iyiliğe yöneltir. İyilik de cennete iletir. Kişi doğru söyleye söyleye Allah katında sıddîk (doğrucu) diye kaydedilir. Yalancılık, yoldan çıkmaya (fücûr) sürükler. Fücûr da cehenneme götürür. Kişi yalancılığı meslek edinince Allah katında çok yalancı (kezzâb) diye yazılır.” (Buhâri, Edeb 69; Müslim, Birr 103-105. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Edeb 80; Tirmizi, Birr 46; İbni Mâce, Mukaddime 7; Duâ 5)
Tüm bunlardan da anlaşılacağı üzere “Doğruluk” hem Allah katında hem toplum nezdinde hem de kalp huzuru anlamında değeri ölçülemeyecek kadar büyük öneme haizdir.
Diğer bir deyimle “Doğruluk” hem bu dünyada hem de ahiret aleminde sonsuz mutluluğun kaynağı demektir.
