Takati kesilir mi insanın? Beyni uyuşur, dili dolaşır mı mesela. Mesela bedenindeki can çekilir, halsizleşir mi? Nefesi daralır, lokmalar boğazına dizilir mi?
Annesinin mezarı başında iki mini minnacık çocuk, o toprağı okşuyorsa takati kesilir insanın. Yağmur gibi yağan bombalara tepkisizse beyni uyuşur. Söylenecek sözler anlamını yitirmişse, dili dolaşır. Üç evladını bir hastanede bomba yüzünden kaybetmişse bir anne, bedenindeki can çekilir. Açlıktan ellerindeki otu, bir kardeşinin ağzına, bir kendi ağzına sokuyorsa bir çocuk, insan halsizleşir. İlaçsızlığa, gıdasızlığa, susuzluğa mahkum edilmişse bir millet, nefesi daralır. Sofranın tam ortasına fosforlu bombalar düşmüşse, lokmalar boğazına dizilir.
Ardı arkası kesilmeyen bomba yağmurunda bir hastane yerle bir olmuşsa, o hastanedeki hastalar şehitse ve kendi canını geçip hastalarına koşan doktorun önüne, yaralı diye babası konulursa, kıyamet kopar. Ayaklarının bağı çözülür. Metaneti kaybolur. Bir doktor, doktorluğunu unutur. Orada, var oluş sebebi babasının bir evladıdır o, bir insandır. Candır. Elinden, ayağından çekilen canla, yeni bir cana nasıl hayat olur?
Açık hava hapishanesinin mahkumları, Cuma namazı için en emin yere sığınan, onca canın namazına kan bulaşırsa ve bunu müslüman olduğunu iddia edenler sadece izliyorsa, alem yıkılır. Utanç, bayrak çeker gökyüzüne. Dağlanamayan yüreklerin duaları, hiç hükmündedir Hakk katında.
Bir avuç zalim, dünyaya hükmederken mü'minin yüreğindeki merhamet mahkûm mu acaba? Zindanlarda prangalı mı? Aşılmaz dağlar ötesinde okyanusların altına mı gömülü. Acıma duygusu firar mı etmiş yüreklerden. Can bedene girmeye yüzsüz mü? Kulaklar sağır, gözler kör mü? Kalem hep garibana mı kırılır?
Yüreğimde dinmek bilmeyen fırtınanın kendine faydası yok. Öfkem, kabına sığamayan tufan gibi. Faydasız ilim gibi. Zahmetsiz gıda gibi.
Yangın büyüdü. Evreni kapladı. İçinde kim var kim yok kül olacak. Kimsenin umrunda değil. Vur patlasın, çal oynasın alem. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın mı? O yılan dönüp seni sokacak, haberin yok. Diyorum, diyorum da kendi kendime, yine kendim dinliyorum.
Acıkıyorum. Susuyorum. Yiyorum, içiyorum. Rutin hayatımı istesem de istemesem de sürdürüyorum. Ama ne yediğimin ne içtiğimin tadı var. Hayat, zorunlu yaşam merkezi gibi artık. Hüznü elbise edip giyeli çok oldu. O hüzün elbisesi ten olmuş bedenime çıkmıyor. Hayatın tadı tuzu yok. Aldığım nefes anlamsız.
Nedenlerin, niçinlerin, nasılların cevabı artık hükümsüz. Dil sükûtta, gönül prangalı, anlayış öksüz ve yetim. Doğan güneş isyanda. Yağmurlar grevde. Doğa çığlık çığlığa. Uyan, uyanın, uyansanıza...
Kopuyor kızılca kıyamet...
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Bir Dilek Tut
Şükrü Doruk
Dil Hassasiyeti: Sözün Yükü, Sessizliğin Hikmeti
Yusuf Sarıkaya
Paşaköy Hasan Paşa Camii / Yozgat
Hilmi Yavuz
Selahattin Hilav
Gevher Aktaş Demirkaya
Gelincik Çiçeğinin Bize Anlattıkları
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı -11 / Gölge Güçlerin Yükselişi
Sedat İlhan
Kurduğum Dengelerim /3
Deniz İmre
Küçük Bir Ülke
Serhan Poyraz
Kadınlar / Charles Bukowski
Nevin Bahtişen
Yazdıkça İyileşir İyileştikçe Yazar
Dilek Tuna Memişoğlu
Bayram Hoş Bir Sadâ
Musa Aşkın
İnsanın Görünmeyen Mirası
Mehmet Şahan
Paylaşmak /2
Hakan Cucunel
Şubat
Ebru Bozcuk
Lilith Efsanesi
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Hamiyet Su Kopartan
Sağlıcakla
Ahmet Furkan Demir
Pasife Alınmış Hayatlar
Hüseyin Uyar
Dilaver'in Entelektüel Durumu Hakkında
Suna Türkmen Güngör
Endeeni Eledivesen Diyom
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar