"Keder" dedim. Titredi sesim. Sahi neydi keder? Ayrılık mı, ayrılığı yaşamak mı? Cımbızla saçlarımın her telinin yolunması mıydı? Yolunan tellerimin tek tek yerine çakılması mı?
Çarkın dişlileri arasında sakız gibi çiğneniyordu yüreğim. Acının haritası çizilmişti gönlüme. Nefesim kesiliyor, yumruk olup, oturuyordu boğazıma. Lime lime didiklendi bedenim.
Darlandım. Gökyüzüne doğru bakıp, avazım çıktığı kadar bağırmak, evrene doğru var gücümle haykırmak, "Nedeennn?" demek istiyordum. Demedim. Diyemedim. Hayatım boyunca hep: "Allah'ım, beni isyana götürecek hale koyma. Şayet yanılırsam, beni düzelt. Kaybolursam, bana rehberlik et. Pes etmek istersem, devam etmemi sağla. Eğer umudumu kaybedersem, bana mucizeler yolla. Yarabbi! Şayet dualarımın kabulünü sana olan hadsizliğimden dolayı geciktiriyorsan, beni bela ve musibetlerle değil de İhsan ve nimetlerinle utandır. Ve güzel bir dönüşle sana dönmemi kolaylaştır. Söz verdiğim yerde sözümde duramazsam, bana irade lütfet. Senden gelene gönlümü razı eyle. Amenna ve saddakna" demiştim. Şimdi yaşadıklarımı sorgulayamazdım.
Geldi mi üst üste gelirmiş mübarek. Geldi. Hüzün yüklü bulutlar yağmur olup; sağdan, soldan, önden, arkadan yağıyordu. Sel olup, sürüklüyordu bedenimi. Çaresizliği içiyordum yudum yudum.
Bir tarafta emaneti, emanet sahibine iade etmek için gurbet kuşlarını bekliyor, diğer yanda yolcuyu, yerli yurduna teslim etmek için zamanla yarışılıyordu. Derini bıçakla yüzerlermiş gibi, ebedi ayrılık ne çetin!
Bir diğer yanda ise hastanenin esir aldığı ve yatağa hortumlarla kelepçelediği canlara, can olmaya çalışıyordum. Bir yanda canına can olduğun, diğer yanda canına can olan. Ne çetrefilli süreçti yaşanan. Bir o oda, bir bu oda. Mekik dokuyan ayaklar sükutta.
Yalnızlığı iliklerime kadar hissettiğim, nefes almaya dermanımın kalmadığı o anları, "zayi etme Allah'ım" derken, yağmur gibi yağan gözyaşlarımla isyana girmemişimdir umarım.
Yüreğe kelepçe vurulsa da Yaradan gözyaşıyla açılan ellere cevap vermede gecikmezmiş. Her halimle sığındığım tek sığınak, sessiz kalır mı hiç.
Darda kalan dalsız kalırya, kalmadım çok şükür. Sıkışan gönlüme nefes, tükenen canıma, can katanlarım oldu. Ellerimi tutup, "yalnız değilsin" diyenlerim oldu. Ruhuma mola hayat oldu.
İyi ki dediğim, göz yaşımı silenim, canıma can katanım, yine sahnede almıştı yerini. Yine boynuma sarılıp; "buradayım" diyerek elimden tutan, omzuna yaslandığım, Pamuk Prenses'e hayat öpücüğü veren Prens gibi koştu imdada. Soluğum, huzurum, gün yüzüm sahnede!
Bir de cancazıma hayatı cansız, kalan ömrünü hasret vadisine sürgün ediyorduk. Hüznü hüzne esir etmiş, okyanusu önlerine yol etmiştik. Üç küçük karabaş, bir de candaş; tek başlarına karanlığa beyaz bayrak sallıyordu.
Yılkı atları gibi savrulmak isteyen bedenime, yine çelikten, anahtarı olmayan kelepçeler vurulmuştu. Biçare esarete boyun eğdim.
Bacaklarım şımarmış, yaramaz çocuklar gibiydi. Bir buçuk aydır yaşadığı tempoya dayanamamış olmalı ki inadından geri durmuyor, yerde sürünüyordu. Bir ara öyle acımasızca çekti ki kaldırımla öpüşmek vacip oldu. Beden kalkmaya durdu, topraksa çekmeye. Üşüşen kalabalığa mahçup çehre al al oldu. Yarış çetin ve zorlu, kazananı ise yoktu.
Önümde bataklık, ardımda ecel, göğsümde dinmeyen sancı, savruluyordum oradan oraya. Gönlüme kar yağadursun, bedenim ağustos sıcağına teslim.
Sonu belirsiz yolun yolcusu olmak düşmüşse hisseye, kederin yol arkadaşı olması kaçınılmazdır.
ALLAH'IM
Giydim üzerime, keder kisvemi.
Çıkarmaya gücüm yetmez Allah'ım!
Yoluna selamet serpiver emi,
Yüreğim az ferahlasın Allah'ım!
Çetrefilli yollar, her yer karanlık,
Doğmuyor gönlüme Güneş Allah'ım!
Lime lime etim, yaktı hasretlik,
Sükûnet arzım, ne olur Allah'ım!
Senden gelen herşey, baş göz üstüne,
Dilimi isyana atma Allah'ım!
Bir gün elbet doğar Güneş üstüme,
Bana sabır, metanet ver Allah'ım!
***
Ümmügülsüm Hasyıldırım
İşte O An
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı 29 / Yedi Diyar Yedi Savaş
Hilmi Yavuz
Post-Truth [Hakikat-Sonrası] Travmalara Karşı Hakikat’i Söyleyebilme Cesareti: Parrhesia
Dilek Tuna Memişoğlu
Üzgünüz İstanbul
Şükrü Doruk
Oyalı Kâse Romanı Işığında Tesbitler
Sedat İlhan
Yeni İşim /2
Musa Aşkın
Veda Edebilmeyi Bilmek
Ebru Bozcuk
Yılkı Atları
Ahmet Furkan Demir
Teknofest Güneydoğu
Hüseyin Uyar
Distopya
Serhan Poyraz
Kırmızı Pazartesi / Gabrıel Garcıa Marquez
Cengiz Hortoğlu
Evine Hoş Geldin
Suna Türkmen Güngör
Bugün de Buradayım
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Hakan Cucunel
Avrupa Düşünce Dünyasına Bir Bakış
Deniz İmre
Normali Neden Kutsuyoruz
Nevin Bahtişen
Yarım Kalan ve Ufuktaki Düşler
Hamiyet Su Kopartan
Türkçemizin İncelikleri (I)
Mehmet Şahan
Paylaşmak /3
Gevher Aktaş Demirkaya
Perde Arkasındaki Söz Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü
Yusuf Sarıkaya
Paşaköy Hasan Paşa Camii / Yozgat
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar