Saygı ile sevgi birbirine hasret olalı, sevgi yaraya merhem olmaz oldu. Oysa sevgi ağrı kesici, saygı ise antibiyotikti. Birbirisiz bir hiçti. Ne tek başına antibiyotik ağrı kesiyordu ne ağrı kesici tek başına tedavi edebiliyordu. Belki geçici bir rahatlık sağlıyor ama en kısa sürede yine yalpalıyordu. Ekmek, su ve hava gibi. Hani yüzlerce ekmek, varillerce suyun olsa dahi üç dakikalık hava olmazsa yaşayamıyor ya insan, saygısızda sevgi öyle boğuluveriyor işte.
Aldığımız nefesimiz sonsuz olsa da gıdasız yaşayabilir miyiz hiç.
Allah açlığa kırk gün dayanabilme gücü verse de susuzluğa ne yazık ki birkaç gün zor dayanılabiliyor.
Saygı temel, sevgi bina, hoşgörü ise eşyalar olunca, lüks, süper bir gönül dairesinin sahibi oluverir insan. Ne deprem, ne sel uğrar mekana. Her sarsıntıya gülüp geçiverir pervasız. Temeli derin, duvarı sağlamdır. Dünyasını karartan şüpheler yoktur çünkü hayatında, emindir. Güven kalkanının gölgesinde hemhal olmuş, güçlenmişlerdir. Sevgi dilde hece değil, gönülde kraliçedir. Her geçen gün, yeniden filizlenip, tazelenen gönül sarayının gülleridir.
Saygı havadır, nefes aldırır, boğmaz insanı. Sevgi sudur, akar yürekten yüreğe, her geçen gün kan olur, can olur bedene. Hoşgörü ekmek gibidir, dik tutar bedeni, sarar sıkı sıkı bırakmayasıya. Utanç kalkanıdır, silahı, savunma aracıdır, zaruri görülmese de. En güzel ve en tatlı meyve de evlattır tartışmasız.
Bana göre saygı, sevgi ve hoşgörü üçgeninin gıdası ise iman, inanç ve güvendir, her ne kadar farkına varmasak da. İnanç ve iman gıdasına, güven suyu eklenirse, lezzeti bir başka olur. Dünya misafirhanesini ziyarete geldiğimizden beri, hep şikâyet, hep isyan ettik sebebini sorgulamaksızın. Öz eleştiri yapmaktan yoksun yaşadık yıllardır. Kaçtık kendimizden hep. Sürekli başkalarından bekledik saygıyı da, sevgiyi de, hoşgörüyü de. Hiç kimseye güvenmedik ama hep güvenilmek istedik. Hiç saygı duymadığımız ve sevmediğimiz halde; sevilip, sayılmak istedik bencilce.
Karşımızdaki insanı, insan olarak, olduğu haliyle sevemedik nedense. Kendi standartlarımıza, kendi kalıbımıza sokmaya çalıştık hakkımız varmış gibi. Lakin hiç onun gibi olmayı, onun gibi düşünmeyi istemedik. Akledemedik.
Oysa her insan ayrı bir dünya, ayrı bir karakter sahibiydi. Onu kendi fıtratıyla kabul edip, sevme noktasına ulaşamamanın acısıydı yüreklerimizi yakıp kavuran. Olduğu hali ile kabul edip sevemeyişimizdi bizi kendi dünyamızda yalnız bırakan. Hâlbuki Mevlana her haliyle, her düşüncesiyle “Gel... Gel, ne olursan ol, gel! İster kâfir, ister mecusi, ister putperest ol, gel! Bizim dergâhımız ümitsizlik dergâhı değildir. Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel!” diyor, öyle kabul ediyor, hoşgörü denizini öyle kabartıp, öyle coşturuyordu. Yaradılanı Yaratandan ötürü sevmenin formülünü veriyordu.
Hani, akıl pınarından, gönül denizi dirhem dirhem beslenir ya, tartışmasız gıdasıdır ya. Hani, vicdan deresinden akıl pınarı, gönül denizine iner ya, saygı pınarı sevda denizine dökülüp, hoşgörü köprüsü vicdan deresine geçit olmaz da bentleri yıkar ya, işte can bedende saygıyla sevgiye geçit olmayınca öyle bentler yıkılıverir. Nasıl ten beden de yuvaya sahiplik eder, nasıl güven suyu imanımıza kalkan olmuşsa, biz de kendimize saygı, sevgi ve hoşgörü üçgenini güven dairesinde iman kalkanıyla düstur edinmemiz gerekmez mi?
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı -21 / Gölge Güçlerin Yükselişi
Musa Aşkın
Aşkınlık ve Anlam
Nevin Bahtişen
Yarım Kalan ve Ufuktaki Düşler
Deniz İmre
Herkes Celladıdır Kendi Ömrünün
Sedat İlhan
Kurduğum Dengelerim /5
Serhan Poyraz
Gündoğumu / Joan Baez
Hakan Cucunel
Canvermezler Tekkesi
Ebru Bozcuk
Bu Topraklardan Bir 'Ümit Yaşar Oğuzcan' Geçti
Şükrü Doruk
Şiire Dair
Cengiz Hortoğlu
Evine Hoş Geldin
Ümmügülsüm Hasyıldırım
İyilik Bulaşıcıdır
Hamiyet Su Kopartan
Türkçemizin İncelikleri (I)
Suna Türkmen Güngör
Çağları Aşan Gönül Yolcusu / Yunus Emre
Dilek Tuna Memişoğlu
Ah Srebrenitsa
Mehmet Şahan
Paylaşmak /3
Gevher Aktaş Demirkaya
Perde Arkasındaki Söz Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü
Hüseyin Uyar
Değerli Yalnızlık
Ahmet Furkan Demir
Enver Paşa
Yusuf Sarıkaya
Paşaköy Hasan Paşa Camii / Yozgat
Hilmi Yavuz
Selahattin Hilav
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar