Hafiften muhabbet kokusu yayılıyor etrafa. Hücrelerime işleyen o koku, yüzde tebessüm, gönülde örselenmiş yaralara merhem kıvamında. Göz pınarlarına yerleşen yaşa mukabil, hasretle. Hafif tuzlu, biraz hüzün, biraz da umut tadında.
Huzurun adresi düştü görünen köye. Talepkâr olana has, lakin adresten bihaber yürekler mahkum. Yüzlerde acıyı yuva bilen biçarelere bu adres ışık aslında. Adresten, 'Hu' diyen dillerin korosu yankılandı. Başı dumanlı dağlar koroya eşlik etti. Yer gök inledi. 'Hu' da döndü başı.
Kucak açtı, 'Huu' da dönen başa üç kardeş. Recep, Şaban, Ramazan. Umutsuz, karamsar, karalar giymiş gönüllere sığınak olmak amacıyla açtı kapılarını sonuna kadar. Huzur ikliminden doyasıya nemalanalım diye, serdi günlerini ayaklarımız altına.
Bazen imkanlar sınırlıdır. O sınırda kazanmak ve kaybetmek bizim elimizdedir. Zamanı kaliteli kullanmaktır formül. Bire bin kazanmak mı, bire bin kaybetmek mi? Aklı selim bir insanın tercihi, kazanmaktan yanadır genelde.
İşte kazanma zamanı. Gün bugün. Üç kardeşlerin eteklerinden tutma zamanı. İlk kapı Recep'in kapısı. Altınlarla dolu hazinesinden "Dilediğin kadar al." diyor kapısından girenlere. "Sen bir al, ben bin vereyim." der gibi. Aç gözünü durma, doldur heybeni.
İkinci kapı Şaban'ın kapısı. Cömertçe o da sonuna kadar açmış kapılarını. Pırlantalarla dolu hazinesinden, "Gönlünce doldur. Sen bir alırsan, ben bin vereyim." diyor. Uyanık olup dilediğince doldurma zamanı.
Üçüncü ve en büyük kapı Ramazan'ın kapısı. Halka arz edilmiş gibi. Büyük ödülün kapısı. Bu kapıdan girenlere sınır yok. Engel yok. Hazinedar tüm altın, pırlanta, zümrüt, elma ve daha nice serveti sonsuz sınırla sermiş ortalığa. Dileyen dilediğinden, dilediğince alsın diye. Çıkış kapısına varanlara, büyük ödül var. Huzurun, sevginin, mutluluğun, saygınlığın olduğu, rüya gibi bir alemin kapılarına açan bir anahtar.
İlk kapı açıldı. Davet herkese. Girmek isteyen, o hazineden almak isteyenin içeri girmesi yeterli. Tabiki o yolda tek şart, kurallara uymak. Mükâfatı büyük, basit kurallar.
Hadi dostlar kapılar açıldı. Koşma zamanı..
Sevgiyle..
***
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Bir Dilek Tut
Şükrü Doruk
Dil Hassasiyeti: Sözün Yükü, Sessizliğin Hikmeti
Yusuf Sarıkaya
Paşaköy Hasan Paşa Camii / Yozgat
Hilmi Yavuz
Selahattin Hilav
Gevher Aktaş Demirkaya
Gelincik Çiçeğinin Bize Anlattıkları
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı -11 / Gölge Güçlerin Yükselişi
Sedat İlhan
Kurduğum Dengelerim /3
Deniz İmre
Küçük Bir Ülke
Serhan Poyraz
Kadınlar / Charles Bukowski
Nevin Bahtişen
Yazdıkça İyileşir İyileştikçe Yazar
Dilek Tuna Memişoğlu
Bayram Hoş Bir Sadâ
Musa Aşkın
İnsanın Görünmeyen Mirası
Mehmet Şahan
Paylaşmak /2
Hakan Cucunel
Şubat
Ebru Bozcuk
Lilith Efsanesi
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Hamiyet Su Kopartan
Sağlıcakla
Ahmet Furkan Demir
Pasife Alınmış Hayatlar
Hüseyin Uyar
Dilaver'in Entelektüel Durumu Hakkında
Suna Türkmen Güngör
Endeeni Eledivesen Diyom
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar