Toplum; eş, evlat, ata üçgeninde, aile yapılarının bir araya gelişiyle anlam kazanır da o anlamın içi boş mu, dolu mu tartışılır. Dilde başa taçken gerçekte ayağa paspas olmuş hayatları tartışmak yerine, içini doldurmak daha akıllıca olsa gerek.
Fıtratı gereği kadın; narin, zayıf ve hassas yaratılmış. O yüzden merhamet, sadakat, sevgi ve şefkat gibi hissi duyguları çok güçlüdür. Söz konusu sevdikleri ise kendi canından vazgeçer. Mantık ortadan kalkar.
Olması gereken ben değil biziz oysa. İki dudak arası mesafe hâlbuki. Kadın derken adam; adam derken kadın dediğimiz gerçeği, bilerek mi bilmeyerek mi ıskalarız? Adamların olmadığı bir dünya mı, kadınların olmadığı bir dünya mı? Hayal eden, cevabı koyar cebine.
Oysa âlemlerin Efendisi bir hadislerinde;
"Her kim üç kız çocuğunu veya kız kardeşlerini himâye edip büyütür, güzelce terbiye eder, evlendirir ve onlara lütuf ve iyiliklerini devam ettirirse o kimse cennetliktir" (Ebû Dâvûd, Edeb, 120-121/5147; Tirmizî, Birer, 13/1912) buyuruyor. Kadının, Rasülûllah'ın yanındaki yerini kim sorgulayabilir ki. Kız çocuklar, kız kardeşler, anneler; kadın olmanın onurunu hissetmeli aslına bakarsanız.
Yılın bir gününe hapsedilen kadınlar yada yılın bir gününe zincirlenen babalar veya analar; Rasülûllah'ın yanında bir ömre sığmıyor. Ebedî saadet timsali görüyor. Dünyayı sevgi, saygı ve hoşgörü üzerine inşa eden Allah, kullarının birbiri üzerinde üstünlük taslamasını nasıl karşılar acaba?
Yine bir başka hadisi şerifte;
"Her kim iki kız çocuğunu yetişkinlik çağına gelinceye kadar büyütüp terbiye ederse kıyamet günü o kimseyle ben yan yana bulunacağız." (Müslim, Birr, 149) buyurur.
Duygusal zenginliğin zirvesini yaşayan kadınlar ve bedensel güçteki zenginliğin zirvesini yaşayan beylerle dengeyi kuran Yaradan'ın, bize verdiği mesaj ne olabilir ki.
Hakk Teâlâ'nın, insanoğlunu yaratırken kurduğu bu dengeyi, şu hadisle beyan eder Rasülûllah;
"İkram ve ihsanlarınızla çocuklarınıza eşit muamelede bulunun. Eğer ben birini üstün tutacak olsaydım, kızları üstün tutardım" buyurur. (Heysemî, lav, 153; İbn-i Hacer, el-Metâlibü'l-Âliye, lav 69)
Şiirler yazılır, efsaneye dönen aşklar yaşanır, iki cihana sığmayan methiyeler düzülür kadınlara. Kâinatın dengesi ünvanı verilir görünüşte. Her ne kadar istisnalar olsa da ezilen, hor görülen, dayak yiyen nice kadınların varlığı, cinayete kurban gidenlerin acısı var ve aşikâr.
Ancak bir o kadar da tüm öfkesini el kadar yavrusundan çıkaran analar, öldürüp çöpe atanlar, geçim derdi için baktığı çocuğu döven, gaz kokutan kadınların varlığı da ayrı bir yara.
Hâlbuki Şirin'i için dağları delen Ferhat, Leyla'sı için çöllere düşen Mecnun gibi aşklarımız var bizim ve bizi Yaradan'a götürdü. Hakikatin penceresini aydınlattı, karanlık perdeleri araladı. Bize Hakk'ın kâinat üzerinde kurduğu dengeyi hatırlattı da biz gaflete düşenlerden olduk.
Kapanmayan yaralara merhem bulma vakti gelmiş de geçmiş bile. Oysa Ahzap suresi 35. Ayette;
"Müslüman erkekler ve müslüman kadınlar, îmân eden erkekler ve îmân eden kadınlar, tâate devam eden erkekler ve tâate devam eden kadınlar, sadâkatli erkekler ve sadâkatli kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, mütevâzı erkekler ve mütevâzı kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve ırzlarını koruyan kadınlar, Allâh'ı çok zikreden erkekler ve zikreden kadınlar var ya; işte Allah, bunlar için bir mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır" der.
Allah, kadınlara analık sıfatı verip cenneti ayakları altına sererken; modern toplumun kadını teşhir malzemesi gibi görüp örselemesi akıl tutulması olmalı. Bütün alışverişlerinde, satış yüzü yapmaları neyin iması acaba?
Ana sıfatı taşımak onurken; neden anaların birer kadın olduğu gerçeği ıskalanıyor ve hep üzülenler analar oluyor hafsalam almıyor. Sevgi sözcüğünün içini dolduranların malzemesini merak etmiyor değilim.
Kadınla erkeğin bir olmadığı bir hayatta, üstünlük arama acizliği hep hayrete düşürür beni. Oysa hakikat perdesini aralamayı başarabilsek kurulan denge karşısında nutkumuz tutulur.
Yine de çıkış sebebi ürkütücü bir hikâyeye dayansa da bugünkü anlamı için tüm kadınların 8 Mart Dünya kadınlar gününü kutlamak isterim. Toplum olarak hep güzelliklere inşallah.
Ümmügülsüm Hasyıldırım
İşte O An
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı 29 / Yedi Diyar Yedi Savaş
Hilmi Yavuz
Post-Truth [Hakikat-Sonrası] Travmalara Karşı Hakikat’i Söyleyebilme Cesareti: Parrhesia
Dilek Tuna Memişoğlu
Üzgünüz İstanbul
Şükrü Doruk
Oyalı Kâse Romanı Işığında Tesbitler
Sedat İlhan
Yeni İşim /2
Musa Aşkın
Veda Edebilmeyi Bilmek
Ebru Bozcuk
Yılkı Atları
Ahmet Furkan Demir
Teknofest Güneydoğu
Hüseyin Uyar
Distopya
Serhan Poyraz
Kırmızı Pazartesi / Gabrıel Garcıa Marquez
Cengiz Hortoğlu
Evine Hoş Geldin
Suna Türkmen Güngör
Bugün de Buradayım
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Hakan Cucunel
Avrupa Düşünce Dünyasına Bir Bakış
Deniz İmre
Normali Neden Kutsuyoruz
Nevin Bahtişen
Yarım Kalan ve Ufuktaki Düşler
Hamiyet Su Kopartan
Türkçemizin İncelikleri (I)
Mehmet Şahan
Paylaşmak /3
Gevher Aktaş Demirkaya
Perde Arkasındaki Söz Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü
Yusuf Sarıkaya
Paşaköy Hasan Paşa Camii / Yozgat
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar
Söz olamaz düzgün kadın erkek
Olmayınca o aile yürümez