Her biri ana kuzusuydu. Babasının gururu, eşinin umuduydu. Her evladın sırtını yasladığı, yıkılmaz dağıydı onlar.
Vatan sevdası kor olup yanmıştı yüreklerinde. Şehadeti bile bile talip oldular göreve. "Meslek mi? Sanmam." Kimse boğaz için talip olmaz ölüme. Yürekte kocaman sevda gerek. Ölümü burnunun ucunda görmek gerek. Eşinden, yavrusundan, ana babasından hatta canından geçmek gerek.
Beşinci boyutun misafirleri, Allah'ın kıymetlileri, Rasülûllah'ın komşuları, sorgusuz sualsiz cennet gülleri onlar. On sekiz bin alemin sevgilisi oldular.
Kara toprağa düşen kızıl goncalar. On iki evde ayrı bir ağıt, on iki evde ayrı bayrak. Bazen yıkık bir bina, bazen baraka, bazen de sıvaları dökülmüş eski bir binada asılı ağıtlar. Duman duman yükselir gökyüzüne yangınlar.
Ayakta durmakta zorluk çeken babanın kolundaki asker, "Ben de bu yola adayım" der gibi sıkı sıkı kolundan tutar. Ayakları mecalsiz kalmış tabutun ardından sürüklenir analar. Yetim kalır henüz anne karnındaki doğmamış bebekler.
Yirmi küsur yıl. Gözünden sakındığın, hastalığında günlerce uykusuz kaldığın, göğsünden damla damla emzirdiğin, evlenip yuva kuracağı günleri hayal ettiğin, torun hasretiyle yanıp tüttüğün göz nurunun; göklere yükselip bir daha göremeyeceğini duymanın tesellisi olur mu? O yangın söner mi?
Bitmeyen şehit haberlerine her gün bir yenisi eklenirken, on iki eve değil tüm ülkenin bağrına aynı anda düşen bomba, seksen milyonun göğsünde patladı. Anaların gözyaşları yağmur olup tüm evrene yağdı. Kızıl goncalar toprağın bağrında o yağmurla sulandı. Asit yağmurları gibi yaktı, kavurdu.
Son dakika haberleri, lokmaları boğazlara dizdi. Her şehit haberi sözcüklere körtapa vurdu. İfadeler çetin, kelimeler hafif kaldı. Çehrelerdeki acı, anaların yürek sızısına çeyrek kaldı. Alınan nefesler yarı yolda kaldı. Ekranlar acı kustu.
Anaları bakara suresi, 154. Ayetteki “Allah yolunda öldürülenlere ‘ölüler’ demeyiniz. Bilâkis onlar diridirler, lâkin siz anlayamazsınız.” müjdesi avuttu. Az da olsa, yürek yangınını soğuttu.
Lakin, yavruları avutmak zordu. Tatmadıkları baba duygusunun vebali çoktu. Onlar için unutmak diye birşey yoktu. Artık ömrü boyunca o boyunları hep buruktu. Hangi sevda o boşluğu doldurur, hangi acıyan bakış o yarayı sarabilirdi ki. Kapalı kapılar ardında koca bir yalnızlıktı geriye kalan. Üç gün sonrasına unutulmuşluktu.
Her karışı şehit kanıyla sulanan bu vatan toprağında, neydi bize düşen? Olabildik mi o yetimlerin başını okşayıp yüzlerine gülümseyebilen? İhtiyaçlarını sorup, koruyup kollayabilen?
Vebal büyük, emanet ağır, yetim başı okşamak onur, şehitler gururumuz. Ancak millet olarak sorumluluksa yazık ki sıfır. Sınıfta kaldık.
Ümmügülsüm Hasyıldırım
İşte O An
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı 29 / Yedi Diyar Yedi Savaş
Hilmi Yavuz
Post-Truth [Hakikat-Sonrası] Travmalara Karşı Hakikat’i Söyleyebilme Cesareti: Parrhesia
Dilek Tuna Memişoğlu
Üzgünüz İstanbul
Şükrü Doruk
Oyalı Kâse Romanı Işığında Tesbitler
Sedat İlhan
Yeni İşim /2
Musa Aşkın
Veda Edebilmeyi Bilmek
Ebru Bozcuk
Yılkı Atları
Ahmet Furkan Demir
Teknofest Güneydoğu
Hüseyin Uyar
Distopya
Serhan Poyraz
Kırmızı Pazartesi / Gabrıel Garcıa Marquez
Cengiz Hortoğlu
Evine Hoş Geldin
Suna Türkmen Güngör
Bugün de Buradayım
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Hakan Cucunel
Avrupa Düşünce Dünyasına Bir Bakış
Deniz İmre
Normali Neden Kutsuyoruz
Nevin Bahtişen
Yarım Kalan ve Ufuktaki Düşler
Hamiyet Su Kopartan
Türkçemizin İncelikleri (I)
Mehmet Şahan
Paylaşmak /3
Gevher Aktaş Demirkaya
Perde Arkasındaki Söz Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü
Yusuf Sarıkaya
Paşaköy Hasan Paşa Camii / Yozgat
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar